
Yüzü aşkın kadın, dudaklarında tıkanan binlerce sözü yutup, bütün söyleyeceklerini bakışlara yükleyerek, hüzne dair suskunlukla, 17 Ocak 2013 tarihinde Kürdistan Sanat Akademisi önünde saat 14.00’da yola koyuldu. İlk Çarşamba Nöbet Eylemi, doğallığında böyle başladı.
Sakinesiz, Fidansız, Leylasız geçirilen 8 gün olmuştu. Bu sekiz gün içerisinde omuzlarda üç Kürt kadınını kaybetmenin acısı ve yükü vardı. 17 Ocak, Rojbîn’in, yani Fidan’ın doğum günüydü. Her doğum günü hatırlandığında ona söylenen “Doğum günün kutlu olsun” sözüyle yüzündeki tebessümün kahkahasıyla buluştuğu günler geride kalmıştı. Bu kez o gülümseyen yüzü bir çelengin ortasında fotoğraf olmuş, beyaz güllerle özenle süslenmiş ve üzerine “Rojbûna we pîroz be” yazılmıştı.
Aynı gün Rojbîn, Amed’de yoldaşlarının omuzlarından Elbistan’a doğru yol almıştı. Uğruna şehit düştüğü Kürdistan’a doğum gününde ulaşan Rojbîn’i unutmayan Paris’teki yoldaşları, bir yürüyüşle 147 nolu Kürdistan Enformasyon Bürosu önüne “3 jin” adlı Kürt ezgisiyle ulaştı. Rojbîn’in sevdiği Kürtçe ezgiler seslendirildi. Kürt kadınları gözyaşları yanaklarında hep bir ağızdan “Rojbîn rojbûna te pîroz be” diyordu. İlk Çarşamba Adalet Nöbeti, üç Kürt kadının cenazelerini ülkeye göndermiş, Paris’in yalnızlığıyla baş başa kalmış Kürtlerle, böylece başladı.
İlk yol alıştan sonra Kürdistanlılar, Paris başta olmak üzere Avrupa’nın birçok noktasında Fransız Konsoloslukları ya da elçilikleri önünde her Çarşamba yürüyüşler düzenlenmeye başladı. Haziran 2013 tarihine kadar “Adalet İstiyoruz” başlığıyla eylemler sürdürüldü. Eylem kendi içinde eylemler de yarattı. Tüm Avrupa’dan “Adalet İstiyoruz” başlığıyla hazırlanmış onbinlerce kartpostal Fransız Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’na Haziran ayına kadar her Çarşamba gönderildi. Fransız yetkili organlarına, her defasında yanıtsız bırakılan mektuplar yazıldı, fakslar çekildi. Hepsinde tek bir istek vardı: “Adalet istiyoruz. Katliamın arkasındaki güçleri açıklayın.”
Kürt kadınları, Haziran 2013 tarihine kadar her Çarşamba yürüdüler. Seslerine ses, taleplerine cevap aradılar ama duyan yoktu. Kürt Kadın Hareketi öncülüğünde gelişen eylemlerin artık sloganı farklılaştı: “Suskunluğunuz ortaklığınızdan mı?” Bu artık Adalet Nöbeti eylemlerinin asıl sloganıydı. Pankartlar, dövizler bu slogan etrafında şekillendi. Balonlar uçuruldu. Paris’te, bölgede bulunan tüm esnaf ve yaşayanlara güllere iliştirilmiş mektuplar uzatıldı. Tabutlar taşındı. Artık Kürtlerin her rengi ve kültürü Çarşamba eylemlerindeydi. Meleler, Pirler, Papazlar bir arada halkların kardeşliği şiarıyla aydınlık ve adalet talep etti. Semah dönüldü. Ağızlar bantlandı. Noel gününde çam taşındı. Düdük, tef, marşlar... Akla gelebilecek bütün protesto biçimleriyle Kürtler, iki yıldır yürüyor.
Çarşamba eylemlerinin en büyük katılımcılar, ellerinde çocuklarıyla kadınlardı. Her yaştan kadının bütün randevuları Çarşamba’ya göre ayarlı. Örneğin Evîn, ilk Çarşamba eylemi başladığında genç bir anne adayıydı. Hamileliği boyunca her Çarşamba eylemdeydi. Bir kız dünyaya getirdiğinde de adı, Rojbîn Sara Ronahî oldu. Hozan Nûarîn, elinde çocuğunun pusetiyle her hafta bu eylemlerin önündeydi. Şarkılarını üç yoldaşı için seslendirirken Sidar büyüdü. Şimdi elinde şehit düşen Sakine, Fidan ve Leyla’nın fotoğrafları. Rosiba bu eylemlerle doğan bir diğer Kürt kızı. Jan ise eylemin başından beri yürüyüşün en önlerinde duran Bilmez’in oğlu. Evinin yakınından kalkan her trenin eyleme ulaşacağını düşünüyor.
Şiyar, Sidar, Jiyan, Rober, Rozerîn, Usar, Roze, Diyar... Adını sayamadığım onlarca çocuk, bu eylemde yürürken büyüdü. Şiyar ve Rober, ilk sloganlarını bu eylemde öğrendi. Bu eylemin çocuklarıydılar. Çocuk yüreğiyle Diyar, eylemlerin içinde bir “Çocuk Meclisi” kurmaya karar verdi. Amblemini çizdi, şartlarını yazdı. Çocuk sesleri birbirine karıştı: “Hepimiz Sakine’yiz, Fidan’ız, Leyla’yız!” Anne ya da babalarının Fransızca yanlış attığı sloganları onlar düzeltti.
Halime Ana, Telli Ana, Bilmez, Hacer, Zeynep, Esra, Yıldız, Arzu, Hatice, Bedriye, Çaçane, Sevim, Ferdan, Fatma, Nûarîn, Sara, Hatice, Xane, Berivan, Saniye, Bemal ve daha birçok kadın... Kimi kurum temsilcisi, kimi şehit yakını, kimi tutuklu annesi... Bütün adalet ve aydınlık arayışlarının sesiydiler.
Zeynep, 25 yıldır Kürt derneklerini emektarı. İlk Çarşamba’dan bugüne eylemin bildirilerini o dağıtır. Aynı anda önderinin özgürlüğü için imza metni de yanında eksik olmaz.
Sosyalist Kadınlar Birliği üyesi kadınlar da 9 Ocak gününden itibaren Kürt kadınlarıyla omuz omuza alanlardaydı. Saat 14.00’a yaklaştığında SKB’li kadınlar, bayrak ve dövizleriyle Kültür Sanat Akademisi önündeydi. İçlerinde 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı yaşamışlar, uzun zindan ve işkencenin izini tayışanlar, ölüm orucundan dolayı bedeni yaralılar...
Mesela Bediha, bir ölüm orucu eylemi gazisi. Elinde eylemin onda bıraktığı derin izlerin sonucu koltuk deyneğiyle her eylemde var oldu.
SKB, eylemi kendi eylemi olarak gördü. Kongre kararıyla üç Kürt kadını şehidi olarak bilip yürüdü. Çarşamba eylemi aynı zamanda devrimci dayanışmanın, siper yoldaşlığının, aynı düşmana karşı ortak iradenin adresi oldu.
Yıldırım ailesi Dêrsim’de olmadıkları sürece eylemdeydiler. Sakine Cansız’ı kızları bilmiş, onunla yoldaşlık yapmış, yol yürümüş, aynı ovalarda su içmiş Dêrsimliler ve PKK yoldaşlığının çınarları hep en öndeydi. Bir Çarşamba eyleminde semaha dönerken Dêrsim’in yoldaşlığı ve sevgisi, Kirmanckî ağıtlara dönüştü. Ve Şeyhmus, Baki, Hasan, İsmail, Mustafa, Hoşnav ve adı değişse de gönlü bir olanlar, hep Çarşamba eylemindeydi.
Bu iki yıllık süreçte bir de yitirdiklerimiz vardı. Süleyman Amca... Uzun yıllar önce göç etmiş ve Avrupa’ya gelmiş bir Kürt göçmen. Ağır çalışma koşulları onun yaşamından çok şey götürmüştü. Felç geçirmişti. Herkesin bir adımda kat ettiği yolu o üç adımda ancak aşabiliyordu. Elinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posteri eksik olmayan Süleyman Amca, yaşadığı sürece hep eylemdeydi. Bir Çarşamba eyleminde ölüm haberi geldi.
Eylemin başlama noktası Kürdistan Kültür Sanat Akademisi’ydi. Bu iki yıllık süre zarfında Akademi, Çarşamba eylemcilerini saat 11:00 - 15:00 saatleri arası her hafta ağırladı. Eylem başvurularını Kürt kadınları adına yapan kurumdu aynı zamanda. Her hafta yöneticileri, polisle eylem güzergahı için boğuştu. Laf yediler, kötü sözler işittiler ama yılmadan her hafta gidip eylem izni aldılar. Gün geldi polis, “Komşular şikayet ediyor” gerekçesiyle eylemin bitiş noktası olan 147 No’lu binanın önünü yasakladı. Kürt kurumları halkıyla birlikte polisin yasakçı tutumuna “hayır” diyerek yürümeyi tercih etti. Eylemin ikinci yılı yasağa rağmen fiili olarak gerçekleşiyor. Eylemin bildirisi, pankartı, megafonu, üç şehit kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in fotoğrafları her Çarşamba eylem başlamadan hazırdı. Kürdistanlılar hazırlanan eylem araçlarını alıp merdivenlerden her hafta bıkmadan inerken kurum yeniden yapılandırmaya giderek Demokratik Kürt Toplum Merkezi olarak hizmet sunmaya devam ediyor.
İki yıldır kesintisiz süren eylemde Gezi, Lice, Roboski, Sivas, Gazi, Maraş, Kobanê, Şengal’in ve daha nice sürecin sloganı, “hepimiz Sakine, Leyla, Fidanız” sloganıyla buluştu. Newrozlarda, 27 Kasım özgürlük hareketinin kuruluşunda, doğum günlerinde, bayramlarda... sarı-kırmızı-yeşil kır çiçekleri ellerinde eksik olmadı kadınların...
Kimi sazı ve sözüyle, kimi şiiriyle, kimi sözüyle, kimi sloganıyla, kimi yaptığı resimle, kimi çektiği fotoğrafıyla, kimi eylemin en önünde attırdığı sloganla hem Paris hem de Avrupa’nın birçok noktasında yürüdü. Talep yalındı: “adalet ve aydınlığın sağlanması ve katliamın arkasındaki güçlerin açığa çıkarılması.” Kürdistanlılar ve onların dostları, “katliamın arkasındaki güçler aydınlanana kadar yürümeye devam edeceğiz, çünkü onlara sözümüz var” diyor... Ocak’ta doğmuş ve kaybettiğimiz üç kadın, üç barış elçisi, üç jenerasyon... İki yıl oldu, Sakinesiz, Fidansız, Leylasız iki koca yıl... “Rojbûna we pîroz be” *Newaya Jin Dergisi; Ocak 2015; sayı:118
SELMA AKKAYA