
Siz bu yazıyı okuduğunuz sırada seçim sonuçları “resmi” olarak belli olmuştu. Ben ise yazımı dün yazdım. Yani “resmi” sonuçlardan haberim yoktu.
“Resmi” sonuçlardan haberim olmasa bile, seçim kampanyasının son haftasından beri “gerçek” sonuçları biliyordum: Kürdistan’da kayyımlar silinip süpürüldü, Türkiye’de faşist rejime kaybettirildi.
Sizin okuduğunuz “resmi” sonuçlar, şu benim “gerçek” sonuçlarımı doğrulamasa da, “gerçek” sonuçlar, adı üstünde “gerçek” sonuçlardır.
“Gerçek” sonuçları yalnız ben biliyor olsaydım, bunun her hangi bir değeri elbette olmazdı. Ama seçim kampanyasının son haftasından beri “gerçek” sonuçları heyecanlı seçmen ya da sıradan halk dışında herkes milimi milimine biliyordu.
İstisnasız bütün ciddi kamuoyu araştırma şirketi, hatta içlerinde AKP yanlısı olanlar bile Kürdistan’da kayyımların silinip süpürüldüğünü, başta İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana gibi büyükşehirlerde faşist Cumhur İttifakı’nın hezimete uğradığını saptamıştı. Sıkı AKP’ci Adil Gür, geçen seçimlerde AKP oylarını astronomik rakamlarla kamuoyuna duyururken, son anda AKP’nin on-onbeş belediyeyi kaybedeceğini o nedenle “cesaretle” açıklamıştı.
Küresel sermayenin Türkiye’de çalışan onbinlerce elemanı seçimin “gerçek” sonuçlarını çoktan merkezlerine bildirmişti. O nedenle kaybedeceğini bildikleri rejimin ekonomik kriz dosyasını çok daha büyük bir vurguyla dile getirmiş, küresel bankalar Türkiye’de şirketleri dolar almaya teşvik etmeye başlamıştı.
Avrupa devletlerinin, ABD’nin Elçilikleri, konsoloslukları, bu arada ajanları merkezlerine daha bir hafta önceden seçimin “gerçek” sonuçlarını kripto mesajlarla devletlerine duyurmuşlardı. O nedenle birçok uluslararası kurumun Türkiye’ye eleştirileri sertleşmişti. Avrupa Parlamentosu ilişkileri “askıya” alma kararını onaylamış, ABD Dışişleri Bakanı Erdoğan rejiminin bütün zorbalıklarını tüm dünya kamuoyuna duyurmuş, Brüksel Yüksek Mahkemesi PKK’nin “terör” örgütü olmadığını karar altına almıştı. İsrail Başbakanı Netanyahu Erdoğan’ı Kürtlere karşı “soykırım” yapmakla suçlamıştı. İkinci Dünya Savaşından beri, yalnızca Yahudilerin soykırıma uğradığını büyük bir “kıskançlıkla” savunan İsrail’in aniden Kürt soykırımından söz etmesi büyük yankı uyandırmıştı.
Hatta Irak devleti ve Güney Kürdistan Federe Bölgesi bile “gerçek” sonuçları, belki herkesten daha erken öğrenmişlerdi. Böyle olduğu için son anda Irak devleti Türk işgal güçlerinin Irak topraklarından çıkmasını talep etmiş, YNK’nin önde gelen sözcüleri HDP’ye oy verme çağrısı yapmıştı.
Ama her şeyden önemlisi Türk tekelleri, bankaları, TÜSİAD, hepsi birer şirket olan Kamuoyu Araştırma Şirketlerindeki adamları ve Türkiye’nin her bir mahallesindeki şubeleri, aracıları sayesinde seçimin “gerçek” sonuçlarını herkesten önce öğrenmişti. O nedenle daha düne kadar suspus dururken TÜSİAD tüm Türk kapitalistleri adına homurdanmaya başlamıştı. Egemen gücün devlet içindeki bürokratik uzantıları ise, onlardan da kesin olarak “gerçek” sonuçları anında görmüştü.
İşte o nedenle, bahçesine helikopter indirilerek susturulan Abdullah Gül, ortalarda görünmeyen Babacan bu defa bir başka türlü “susmuştu”. Artık ayyuka çıkan “yeni parti” iddiaları karşısında adı geçenler tek bir “yalanlama” ihtiyacı bile duymamıştı. Tilki kadar kurnaz Fehmi Koru bile artık açıkça “yeni bir partinin” ihtiyaç olduğunu yazmaya başlamıştı.
Ve şu son beş yıl içinde sekiz seçimden çıkan, eski tabirle “çarıklı erkan-ı harp”ler, sosyal medyada tutuklanma tehdidine aldırmadan görüntülü olarak Erdoğan rejimine saydırmaya başlamıştı.
Bütün bu saydıklarımız, sözünü ettiğim tüm kurum ve kişilerin “gerçek” sonuçları çoktan beri bildiğini kanıtlıyor.
İşte o nedenle ben şahsen, bu yazıyı yazdığım sabah saatlerinde, Anadolu Ajansı’nın, havuz medyasının ve Yüksek Seçim Kurulu’nun akşam saatlerinde açıklayacağı “resmi” sonuçları zerre kadar merak etmeden klavye başına oturdum.
Bizim medyayı izlerken, Kürdistan’da seçmenlerin askeri işgal altında, rekor katılımla sandık başına gidişinden, oy veren seçmenlerin yüzündeki gururlu gülümsemeden bir kere daha seçimin “gerçek” sonucunun ne olduğunu anladım. İstanbul’da geleneksel AKP seçmeninin yorgun, asık, umutsuz yüzlerinden İstanbul’un “düştüğünü” kesin olarak gördüm.
Şimdi YSK “Amed’de AKP yüzde doksan oyla kazandı” dese, ardından İstanbul’da “AKP sandıkları patlattı” diye bağırsa, hile hursa, mükerrer oy, seçmen kaydırma, sandık çalma, dijital hokkabazlık sonucu uyduruk oy sayıları birbirini izlese, örneğin Muharrem İnce yeniden sahne alıp “adam kazandı” bile dese, bu “resmi” sonuca dünyanın, çok affedersiniz ama, bir tarafıyla güleceğinden eminim.
31 Mart 2019 yerel seçimlerinin “GERÇEK” sonucunu Saraydakiler bile biliyor. Sonuç ne?
Adam kaybetti.