Bu yazı yayınlandığı zaman seçime artık üç gün kalmış olacak. Eşbaşkan adayları, yerel yönetim meclislerinin adayları halkın arasında iki gün daha çalışıp, pazar günü görevlerini tamamlamış olacaklar.
Evet, adaylar konuştu, çalıştı, ter döktü, yoruldu, hatta bir ara yazdığımız gibi, üç kadın eşbaşkan adayımız “gazi” bile oldu. Eskiden “gazilik” erkeklere ait bir rütbe gibi anlaşılırdı ya, artık “eş gazilerimiz” de var. Birinin kolu, diğerinin ayağı, ötekinin omuzu seçim mücadelesinde hasar görmüş.
Şimdi tüm seçim kampanyasının en kritik aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Bu aşamada asıl iş, “sandık müşahitlerine” düşüyor. Pazar günü sandıklar BDP-HDP “müşahitlerine” emanet.
Halktan alınan vergilerle oluşmuş “hazineye” uzanan “ellerin”, “sandığa” uzanmayacağı söylenemez. Devlet “hazinesinden para çalanların”, halkın “sandığından” “oy çalmak” isteyeceğini bilmeliyiz. Bu memlekette, hangi düzen partisi hükümet olursa olsun, “iki seçim arasında” para çalar, “seçim günü” “oyları çalar”. Sistem böyle “çalanın kazandığı”, “çalmayanın” perişan olduğu bir sistem bu sistem.
O halde “sandık müşahidi” demek, seçim günü, “sandık başında”, cephenin en ön safında, “çalanların sistemine” karşı halk iradesini, demokrasiyi, sandık güvenliğini koruyan “mücahit” demek. “Yerel seçim” şimdilik de olsa “sistem” içi bir seçim. Ama “sandığı savunmak” “sistemle”, “sistemin ahlakı“ ile kavga etmek. Müşahit sandık başında sisteme karşı direnen yurtsever demek.
“Sandık müşahidi” “demokrasiyi ve onun tamamlayıcı unsuru olan sandık namusunu koruyan “öz savunma gücü” demek. Bu güç pazar günü “silah başına” değil “sandık başına” koşacak. Sandıkları koruyacak. “Sayım tutanağını” alıp, parti merkezine ulaştırana kadar “gözünü kırpmayacak”, faltaşı gibi açacak. Çünkü sandık başında “cepçiler” var, “kaldırımcılar”, “yankesiciler”, “zarfçılar” var. Çok ustadırlar. Kaşla göz arasında “on BDP oyunu” yürütüp, yerine “on AKP” ya da “CHP” oyu koyabilirler. Müşahit yorgunluktan “iki üç saniye” gözünü yumsa, bu kalpazanlar güruhunun adamları, o anda BDP’ye verilen oyun üstüne “bir çizik” atabilirler.
Demek ki müşahidin gözü, “gez, göz, arpacık”tan bakan “keskin nişancının” ya da Kürdistan dağlarında ve semalarında kanat açan şahinlerin, atmacaların, kartalların gözü gibi olacak. Sandık başına üşüşen “oy hırsızlarının” ellerini “gözetleyecek”.
Ama bu yetmez. Müşahit “fedai” ruhlu, korkusuz bir “sandık bekçisi” olacak. Diyelim ki, oy hırsızlarının ortasında tek başına kaldı. Titremeyecek. Baktı ki üzerine geliyorlar; telefonuyla bu durumu dünyaya ilan edecek. “Aman” demeyecek, “yardım” istemeyecek, hırsızlığı anında duyurup, belgeleyecek... Ben müşahit olsam, cep telefonumla çektiğim “yolsuzluk resimlerini” anında merkeze, medyaya, partiye iletmek için seçimden bir gün önce esaslı bir “talim” yapardım. Tek başıma sandık başında çaresiz kalmamak için yolsuzluğun belgesini görüntüler, hırsızı “suç üstü” yakalamak için “teknolojik” eğitimimi tamamlardım. Bir kaç saniyede resim çekip, en kısa zamanda bu resmi iletmenin tekniğini öğrenirdim.
BDP-HDP müşahitlerinin yoğun bir eğitimden geçtiğini Urfa’da öğrendik. Bu öyle bir “sandık müşahidi” eğitimidir ki, çok partili rejime geçildiğinden beri “oy hırsızlığında uzman” olanlar, şimdi külahlarını önlerine koymak zorunda. Onlar “sandığa el uzatmanın”, devlet hazinesine el uzatmaya benzemeyeceğini kafalarının bir tarafına yazmalılar. Bu defa kazın ayağı başka.
Ne diyelim: Allah yar ve yardımcınız olsun!
Adaylar konuştu söz müşahitlerin
Bu köşe yazısı seçim öncesi son yazım... Oğuz Ender’le bize verilen bölgeleri gezdik. Yazabildiğimiz kadarını yazdık. Daha iyisini de yazabilirdik. Bütün ilçeleri, köyleri de gezebilirdik. Olmadı. Ne demişler, “babamızın adı Hıdır, elimizden gelen budur.”