Af kavramı bizim devrimci dünyamızda kulağa hiç hoş gelmez. Bağırırız: Kim kimi affedecek?

Doğrudur. Af kelimesinin lügat anlamına baktığımızda “af” talebinde akla “affet bizi devlet” yalvarması gelir. Biz de “yalvarmayacağımıza” göre, af talebini programımızdan sileriz.

Sildiğimiz halde, ben şimdiye kadar iktidarların çıkarttığı aftan “yararlanmayan” tek bir siyasi bile görmedim. Giderek bu “kelime” hassasiyeti, “istemem yan cebime koy” ucuzluğuna kapıyı aralar.

Oysa “genel siyasi af” talebi, yüzyıllar önceden beri demokratik ve devrimci partilerin programlarında önemli bir yer işgal eder. Demek istediğim bu talebin öne sürülmesinde utanılacak hiçbir şey yoktur. Şundan dolayı: Bir devrimci parti “genel siyasi af” talebini kendi üyeleri için öne sürmez. Devletin hapse attığı bütün siyasi mahkumlar için ileri sürer. Tarihte söz konusu devrimci partilerin “kendi aflarını kendilerinin yaptığına” defalarca şahit olmuşuzdur. “Kendi affını kendilerinin yapması”na biz “firar” ya da “devrim” diyoruz. “Firar”da da, devrimde de hükümlü siyasiler kendi güçleriyle özgür olurlar.

“Firar” mümkün olmuyor ve “devrim” de kapıyı çalmıyorsa ne yapılacak?

Baskı. Zindan kapılarını kırmak için kamuoyunda güçlü bir eğilim yaratmak. Bu da mevcut devletin anayasa ve yasalarındaki “af”la ilgili “imkanı” kullanmaya çalışmak demek.

Türk hukukunda “af ilanı” var. Bu hukuki imkanı kullanmak yanlış olabilir mi?

Kısaca “genel siyasi af” talebi, mevcut devletin anayasa ve yasalarında yer alan bir uygulamayı, o devlete kabul ettirmek anlamına gelir. “Madem senin hukukunda af yasası çıkartmak diye bir şey var, o halde biz de bu yasayı çıkartmanı talep ediyoruz” demenin, tekrar ediyorum, “irite” edecek hiçbir yanı yok. Öyle olsaydı, devletin hukukunda yer alan “grev hakkını” her fırsatta talep eder miydik? Ya da “adil yargı” ister miydik? “Yargılanmak da ne demek, sen bizi yargılayamazsın, ne adaletsiz ne de adil yargılama olamaz, biz seni yargılayacağız” diyerek hangi mahkemeye toplumsal baskı mümkün olabilir. “Genel siyasi af” talebiyle “adil yargılanma” talebi arasında hiç mi hiç bir fark yoktur.

Buraya kadar tamam.

“Siyasi genel af” talebi, düne kadar programatik bir talepti. Güncel değildi.

Ama durum MHP’nin “af yasa taslağını” TBMM’ye vermesiyle birlikte güncel oldu. Ve bu güncelliği, PKK Önderi Öcalan’a karşı verilen “disiplin cezası” katmerli hale getirdi.

İyi de bizim cenahta “Mafyaya ve kadın katillerine affa” karşı “genel siyasi af” talebini öne sürmekten kaçınmanın sebebi ne olabilir?

Eğer “af” kelimesine duyulan alerjiyse, buna gerek olmadığını yukarıda anlatmaya çalıştım. Belki de böyle bir talebin “gerçekçi” olmadığı düşünülüyordur. Bir talebin “gerçekçi” olup olmadığı o talebi devletin yerine getirmeyeceği gerçeğiyle ilgili değildir. Bu talep eğer en geniş halk kitleleri içinde bir destek bulacaksa, o talep gerçekçidir.

Genel siyasi af talebi şu anda tüm Kürdistan’da büyük yankı bulur. Bu tartışmasız. Cemaatçilerin ve Batı yanlısı asker-sivil bürokratların, bu fırsattan istifadeyle işlerinden atılan, tutuklanan kamu emekçilerinin toplumdaki ağırlığını kim küçümseyebilir?

Denebilir ki, Kemalistler böyle bir talebe karşı çıkar. Evet, Ergenekoncu Kemalistler karşı çıkacaklardır. Ama bu cenahta da durum giderek farklılaşmakta.

Bakın, şu anda zindanlarda olanlara, ki bunların çoğunluğu PKK ve Cemaat mensuplarıdır, en küçük bir sempati duymayan Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen geçenlerde yazdığı yazıda ne demiş?

 “Terör suçlarının af dışı kalması konusunda ise öneriyi getiren MHP kararlıdır. Oysa, yargının bağımsız olmayıp yürütmenin güdümünde olduğu konusundaki yaygın kanının vicdanları kanattığı Türkiye’de, haklı cezalar dahi şaibeli duruma düştüğünden devlete karşı işlenen suçlar daha da önem kazandığı için esas girişim bunları kapsamalıdır.”

Daha önce yazdığım bir yazıda, Ergenekonculuktan hapse düşmüş Mustafa Balbay’ın bile “af deyince akla genel af gelir” dediğini aktarmıştım.

O halde, MHP’nin “mafyayı ve kadın katillerini affetme” yeltenişine biz neden “genel siyasi af” diyerek karşı çıkmıyoruz? Bir yanıt lütfen.