Hem Rojava hem de Kuzey Kürdistan'da genel Kürt ve Kürdistanî kazanımlar açısından umut verici gelişmeler yaşanıyor. Kürtler, bir yandan inkar ve imhayı dayatan egemen ve taşeron yapılara karşı varlığını koruma mücadelesi verirken, bir yandan da Demokratik Özerkliği inşa ediyor…

Türkiye'de 30 Mart'ta yapılacak yerel seçimlerde Kürt kentlerinde Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP), Türkiye'nin batısındaki kentlerde ise Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) klasik düzen partilerine karşı Türkiye siyasetine belirgin etkide bulunacak ciddi bir başarı elde etmesi bekleniyor.
Kürtlerin yerel yönetimlerdeki başarısı, Kürt sorununun siyasal çözümünü de dayatacak önemli bir etken niteliği taşıyor. Halk iradesinin karar alma süreçlerine direkt dahil olduğu yerel yönetimler, aynı zamanda devlet aklının da geriletildiği alanlardır. Bugüne kadar Kürt yerel yönetimlerinde, toplumun dil, kültür, toplumsal eşitlik, ekonomik ve ekolojik sorunlarına devleti beklemeden ve hatta devlete rağmen çözümler üretilmeye çalışıldı. 'Demokratik Özerklik' perspektifiyle bundan sonra da yerel yönetimlerde Kürdî yaşam daha fazla kurumlaşmaya ve ete kemiğe büründürülmeye çalışılacak.
Bu açıdan, seçim sloganını, "Öz yönetimle özgür kimliğe" olarak belirleyen BDP, yerel yönetimlerde etkinlik alanını daha da genişleterek, anadilde eğitimi kurumlaştırma başta olmak üzere, Demokratik Özerkliği inşa çabalarıyla devlete siyasal adımlar attırıcı fiili gelişmeleri ortaya çıkarmaya çalışacak.
Kuzey'de seçim hazırlıkları, barış ve çözüm süreciyle içi içe geliştirilmeye çalışılırken, Rojava'da ise, Demokratik Özerklik günden güne daha fazla ete kemiğe bürünüyor. Özerklik ilanına giden kantonlarda kurumsal işleyiş netleşmeye başlarken, YPG'nin savunma savaşıyla Til Berek'te 17 köyü daha El-Kaide bağlantılı çetelerden kurtarması, Rojava'da artık özerklik konusunda geriye dönülemez eşiğin aşıldığı anlamına geliyor...