Bu hafta okumaktan çok büyük keyif aldığım bir röportajdan söz etmek, sizinle bunu paylaşmak istiyorum. Yeni Özgür Politika’da 17 Şubat’ta “Rojava’nın anarşistleri...” başlığı ile yayınlanan bir çeviri sözünü ettiğim. Rollingstone.com internet sitesinde Seth Harp imzasıyla yayınlanan röportajın orijinal başlığı, “Rojava’da İslam Devleti’ne karşı savaşan anarşistler” metni Dünya Çeviri Grubu’ndan Serap Şen çevirmiş. Bunun için hem Dünya Çeviri Grubu’na hem de Serap Şen’e teşekkür etmek, Yeni Özgür Politika’nın da kıymetini bilmek gerek.
Ne kadarınız bu röportajı okudu bilemiyorum ana bu yazıyı, bir tek kişinin dahi bu röportaja ulaşmasına katkı sunmak arzusu ile yazmak istedim. Kimi zaman çok yakınında olsak da bizim için sıradanlaşan olağanüstülükler dışardan bir göz sayesinden bizim için gerçek anlamını yeniden bulabilir. İşte Rollingstone.com internet sitesinde Seth Harp bize bunu sunuyor.
Uzun röportajdan belli bölümleri sizinle paylaşmak istiyorum. Gazeteci Seth Harp Rojava’daki politik durumu şöyle anlatıyor:
“YPG tipik bir etnik veya mezhepsel fraksiyon değil. Savaşçıları, bir zamanlar komünist olan ama artık Noam Chomsky veya Occupy Wall Street aktivistlerininki gibi bir tür seküler, feminist, anarko-liberterliği benimsemiş tutsak gerilla liderine bağlılar. Kürtler bu idealleri Rojava’da hayata geçiriyorlar ve bu deneyim, YPG’nin IŞİD’i yenip anarşist bir kolektif – İslami köktenciliğe ve kapitalist moderniteye eşit ölçüde karşı olan bir “devletsiz demokrasi” – kurmasına yardım etmeye gelen Belden(Harp’ın bu yazıyı yazmasına neden olan ABD’li devrimci H.T) gibi neredeyse her kıtadan solcu enternasyonalisti kendine çekiyor. Adına Rojava Devrimi diyorlar ve sizi de çağırıyorlar.
2011’de Öcalan, mahalle meclislerinde gönüllü katılıma dayanan, kadınların eşitliğine özel bir önem atfeden Atina tarzı bir doğrudan demokrasiyi anlattığı “Demokratik Konfederalizm” diye bir kitapçık yazıyor. Resmi bir devlet içermeyen bu 47 sayfalık toplum taslağı, Beşar Esad rejimi 2012’de Suriye’nin kuzeyinden güçlerini geri çekerek PKK ile müttefik ve Öcalan’a bağlı yereldeki Kürt milislerin kontrolü devralmasına izin vermeseydi belki de hiç dikkat çekmeyecekti. Suriyeli Kürtler, YPG’nin koruması altında Rojava’nın özerkliğini ilan ettiler ve Öcalan’ın “Demokratik Konfederalizmine” dayalı bir anayasa benimsediler. İspanya İç Savaşı’ndan bu yana ilk kez, anarşistler ülke büyüklüğünde bir bölgeyi kontrol ediyordu ve Rojava kısa zamanda enternasyonal solun meşhur davası haline geldi.”
Askeri hiyerarşinin olmadığı gerilla Seth Harp’ın dikkatinden kaçmamış: “Suriye sınırının hemen öte yanında, tepelik bir alandaki YPG üssüne vardık. Milisler kamp ateşleri etrafından toplanmıştı ve ortada bir komutan yok gibiydi. Anarşist ideolojisine uygun şekilde, YPG gevşek şekilde örgütlenmiş, rütbeler yok; herkesin birbirine hitap şekli cinsiyetsiz hevalê kelimesi, yani arkadaş. Liderlerini doğrudan seçiyorlar ve bir general bile kendi elbiselerini kendi yıkamak ve sırası gelince yemek pişirmek zorunda. Tamamı kadınlardan oluşan bir tugayı var, Kadın Savunma Birlikleri ya da YPJ ve tüm komuta kademeleri YPG’den bir erkek ve YPJ’den bir kadından oluşuyor. Askerleri hafif silahlar taşıyor ve muharebeye bedenlerini koruyan zırhlar veya kasklar, hatta botlar bile olmadan giriyorlar, sadece spor ayakkabılar ve Kalaşnikoflarla. Rojava’ya özgü siyah çiçekli eşarplar takıyorlar ki kadınlarla dayanışma içinde, erkekler de benimsemiş bunu.”
Ve elbette ziyaretin amacı YPG saflarında savaşan enternasyonalist savaşçılarla buluşma. Seth Harp’ın kaleminden işte bu savaşçıların bazıları:
“Ziyaretim sırasında çoğu Alman ve İtalyan bir düzine acemi askerle tanıştım ama iki Amerikalı, bir İngiliz, bir Finlandiyalı, bir Basklı ve Hong Kong’dan gelmiş bir Tibet vatandaşı da vardı. Barakalarda sırt çantaları ve tüfekleri köşede, bir odada beş kişi yer yatakları üzerinde uyuyorlardı. Şafakta elde Kalaşnikoflar koşuya çıkıyorlardı. Günün geri kalanında silah eğitimi alıyor, anarko feminist ideolojiyi ve gündelik Kürtçeyi öğreniyorlardı.
Dilsöz’dü. 29 yaşında. Mesleği: hırsız. Roma dışında bir gecekonduda büyümüş ve hiçbir okul bitirmemesine, kısıtlı bir İngilizcesi olmasına karşın Gramsci’nin kültürel hegemonya teorisine dair nutuk atabiliyor: “Egemen sınıf, inançlarını ve değerlerini emekçi sınıfa aktarır,” diyor paketimden sinsice iki çöp sigara aşırırken.
Avrupa ve Amerika’daki evlerine dönen pasifist liberalleri soracak olursanız, Franceschi “Hiçbir şeye kendilerini gerçekten adamış değiller” diyor. Günümüz dünyasında sol bu. Hatta buradakiler bile; çoğu anarşist, buraya geliyorlar, hayranlık içinde Kürtler gibi yaşamak istiyorlar. Burada turistik gezide değilsin. Bu senin kişisel seyahatin değil. Burada bir savaş var. Burada bir devrim var. Ve savaşçılara ihtiyaçları var.”
Belden ile tanıştığım gün, Türk ordusu Minbic’in batısına düzenlediği hava saldırısında Lodi-California’dan bir anarşist olan 27 yaşındaki Amerikalı Michael Israel’i öldürdü. İsrail yakın zamanda Facebook’ta üzerinde YPG üniformasıyla Konfederasyon bayrağını (genellikle ırkçı Amerikalıların kullandığı eski bayrak, ÇN) çiğnediği bir fotoğrafını paylaşmıştı. Ölen 20. yabancı gönüllü ve beşinci Amerikalıydı ama ABD’nin bir NATO müttefiki tarafından öldürülen ilk Amerikalı oldu.
“Orada öleceğiz,” diyor Chapman çekirdek çitleyerek. Gecenin geç bir saati. Çay çoktan soğumuş. Kürtler battaniyelere sarılı vaziyette duvar boyunca dizilmişler, televizyonun ışıltısı köşeden hala geliyor. Belden’a bakıyorum, gülüyor ve “Kesin öleceğiz,” diyor.”
Seth Harp uzun yazısını hepimize yeniden anlatmak ister gibi şu sözlerle bitiriyor:
“Rojava Devrimi’nin bir sivil toplum modeli olarak başarılı olup olmadığını söylemek imkânsız çünkü ülke bir savaş seferberliği içinde. Her yerde asker ve polis var, sokaklarda ateşler yanıyor. Kurşun delikleriyle dolu binalar esiyor ve soğuk; elektrik nadiren geliyor. Kürtlerin tek keyfi, çay ve tütün haricinde yarenlikleri gibi görünüyor. Yemekler monoton – ekmek, domates, fasulye, bazen de koyun eti – ama her yemek toplu şekilde yeniyor ve orada bulunan misafirlere ikinci bir porsiyon ikram ediliyor. İki hafta orada kaldım ve neredeyse hiç para harcamadım. İnsanlar ne yiyorsa onu yedim, nerede uyuyorsa orada uyudum. Dışarıdan gelecek her şeye çok fazla ihtiyaçları olmasına rağmen ne zaman cebimden para çıkarıp uzatsam, Kürtler bir uğursuzluğu def eder gibi elimi itti. Hiç zengin insan görmedim; hiç şirket, banka, konak, pahalı araba görmedim; sokakta kalmış, dilenen ya da aç kimse yoktu. İnsanlar tek bir sınıftandı ve muhtemelen de mutluydular. YPG’yi desteklemek için birleşmişlerdi ve her binada portresi asılı duran Öcalan’a tapıyor gibiydiler.
Franceschi, hepsinin de YPG tarafından eğitilmesi gerekecek. Yeni gelenlerin karşılaması gereken tek bir kriter var: “Bize katılmak istiyorlarsa öldürmek veya yıkmak dışında bir idealleri olmalı. Anarşist, sosyalist, solcu, her ne olursa olsunlar, bu devrimi kendi devrimleri olarak görmeleri gerek. Çünkü bunlar insanların uğruna can verdiği idealler.”