Kamuoyunda "Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın yürürlüğe girmesiyle hasta tutsakların tahliye olacağı yönünde sahte bir umut yaratıldı. İHD'nin açıklamasına göre cezaevlerinde durumu ağır 306 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Tutsakların tahliyesi için Adli Tıp raporuna ihtiyaç var. Ancak pratiği tartışmalı Adli Tıp Kurumu, ölüm sınırında olan kimi tutsaklara dahi rapor vermiyor. Şahabettin Yücel isimli tutsak geçtiğimiz ay Adli Tıp Kurumu’nun raporunu beklerken hastanede yaşamını yitirdi.


Her hafta kan alması gerekiyor

Sincan 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde tutulan kan kanseri hastası Abdulsamet Çelik de Adli Tıp Kurumu'ndan gelecek raporu bekliyor. Normal insanlarda 14-15 olan hemogram değeri Çelik'te 7'lerin altında seyrediyor. Bundan dolayı Çelik'in sürekli kan alması gerekiyor. Çelik, kan almadığı durumlarda ölüm ile yaşam arasında seyreden o ince çizgide gidip gelmeye başlıyor. Hastanelerin tedavi görmesi için tahliye olması yönündeki raporlarına karşı Adli Tıp Kurumu ise ısrarını sürdürüyor. Çelik, 7 ay önce kurumdan “Cezasının infazı 6 ay ertelenmelidir” yönünde rapor aldı. Ancak o dönem yasa düzenlenmediğinden dolayı bu raporla tahliye edilemedi.

Adli Tıp'ta rapor skandalı

Durumu ağırlaşan Çelik'in kullandığı ilaçlar yüzünden vücudunda yaralar oluştu ve interferon adlı çok ağır ve yan etkileri olan riskli bir iğne vurulmaya başlandı. Rapor öncesinde 2 ayda bir kan alan Çelik, şu anda her hafta kan almak zorunda kaldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yeni yasayı onamasının ardından Çelik yeniden Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Adli Tıp Kurumu, Çelik’e verdiği raporda, “Hastanın tek küratif tedavisi kök hücre naklidir. Yapılan taramalarda uyumlu verici bulunamamıştır. Hastaya MDS’ye yönelik tedaviler verilmiş. Halen hastanın haftada bir kan ihtiyacı olmaktadır. Hastanın bu arada anamneze bağlı semptomları olmaktadır. Bu nedenle tek başına yalnız kalmayacak şekilde cezası infaz edilebilir. Hastalığı süreklidir” vurgusunu yaptı. 7 ay önce alınan raporda “cezası ertelensin” diyen Adli Tıp Kurumu, yeni raporunda hastalığın ağırlaştığını belirtirken, cezanın ise infaz edilmesini hükmetti.

İkisi de felçli

Hastane raporlarına rağmen tahliye edilmeyen tutsaklardan ikisi de Murşit Aslan ve Ramazan Özalp. İHD Mardin Şube Başkanı Erdal Kuzu, her iki tutsağın da cezaevi koşullarında yaşamasının mümkün olmadığını belirterek, zaman kaybedilmeden tahliye edilmelerini istedi. Her iki bacağı felçli olan Murşit Aslan, 2000 yılında Cumhurbaşkanlığı affıyla tahliye edildi. Ancak cezası 2009'de kesinleşince tutuklanarak cezaevine konuldu. Aslan için 2011 yılında Dicle Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi "bakıma muhtaç, hastanın mevcut durumu ile cezaevi koşullarında kalması mahkumun hayatını bağımsız idame ettirmediği için tehlikeye sokar" kararı vermiş. Adli Tıp Kurumu ise "sürekli hastalık, sakatlık, kocama hali kapsamında değerlendirilmediği, tedavisi ve poliklinik kontrollerinin sağlanarak engeli için uyumlu hale getirilmiş cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği"ne hükmetti. Yeni yasa değişikliği kapsamında yapılan başvuru ise Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 'toplum güvenliği' gerekçesiyle reddedildi.
Hasta tutuklu Ramazan Özalp için ise, Urfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu raporunda "Ayağa kalkamıyor, yürüyemiyor, sol elini günlük yaşam aktivitelerinde kullanamıyor. Hastalık süreklidir, sakatlık bırakmıştır. Kocama hali niteliğindedir. Kanser olduğu tespiti yapılmıştır" denildiğini aktaran Kuzu, buna rağmen Özalp'in 2 yıldır cezaevinde Adli Tıp Kurumu'nun vereceği raporu beklediğini kaydetti.
İHD Mardin Şube Başkanı Kuzu, Adalet Bakanlığı'nın İHD'nin hazırladığı raporu dikkate alarak, biran önce cezaevlerinde tutuklu bulunan tüm hasta tutukluların tahliye edilmesini istedi.

Son nefesi mi bekleniyor?

1994 yılında Adana'da tutuklanan ve 19 gün boyunca ağır işkenceler gördüğü belirtilen PKK davasından Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi'nde bulunan İdris Başaran, son 10 yıldır hastalıklarla boğuşuyor. Cezaevi koşullarında sağlıklı tedavi göremediği için kronik bronşit, astım, kalp ritim bozukluğu, ciğerlerde iltihap, midede mikrobik yaralar gibi rahatsızlıkları olan Başaran, kaldığı cezaevlerinde farklı tarihlerde 3 ameliyat oldu. 2006 yılında mide kanaması ve kalp krizi geçiren Başaran, aynı tarihte kısmi felç geçirdi. Müebbet hapis cezası alan Başaran, aldığı birçok ilacın ağır etkilerinden dolayı artık ayakta duramayıp sürekli baygınlık geçiriyor. Cezaevinde yakalandığı bağırsak hastalığı nedeniyle Silifke Devlet Hastanesi'nde ameliyat olan Başaran ameliyatın ardından tedavisinin devam etmesi için hastanede gözetim altında tutulmak yerine, tekrardan cezaevinde gönderildi. 8 yıl Silifke Cezaevi'nde yattıktan sonra 2011 yılında Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi'ne getirilen ve 3 gün boyunca tek kişilik hücrede tutulan Başaran, kaldığı hücrede kalp krizi geçirmiş ve kalbi durmuş. Duran kalbi elektroşokla çalıştırılan Başaran, bağırsak ve guatrdan dolayı 3 kez ameliyat geçirirken, 6 ay önce de anjiyo oldu. Ciddi kalp sorunu olan Başaran, en son geçirdiği ameliyatın ardından Kocaeli'nde bulunan Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi'ne sürgün edildi.

'Gün gün ölüme sürükleniyor'

Epilepsi (sara) hastalığı teşhisi de konan Başaran'ın babası Mehmet Emin Başaran bu süre zarfında Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakan'a ve Adalet Bakanlığı'na 7'şer dilekçe ve mektup yazdığını söyledi. Doktorların oğlu için "cezaevinde kalamaz" dediğini belirten Başaran, oğlunun koğuştaki arkadaşlarının yardımıyla ihtiyaçlarını giderdiğini söyledi. Oğlu ameliyat olduktan sonra uzun süre ailesiyle görüşmek istemediğini aktaran Başaran, "Geçen hafta görüşüne gittiğimizde 'beni bu halde görmenizi istemedim' dedi. Adana'da ameliyat olduktan sonra savcılık izniyle görüşüne gitmiştim. Hastanede yatağa kelepçeyle bağlamışlardı oğlumu. Ameliyattan hemen sonra cezaevine göndermişlerdi. Cezaevinde gerekli tedavisi yapılmıyor. Tahliye edilirse biz ona bakarız. Gün geçtikçe oğlum ölüme sürükleniyor" dedi.

HABER MERKEZİ