
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik özel tecrit konsepti, İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde 13 yıldır aralıksız devam ediyor. Ağırlaştırılmış tecridi bir hükümet kararı olarak uygulamaya koyan AKP Hükümeti ise ulusal ve uluslararası hukuku hiçe sayıyor. 27 Temmuz 2011 tarihinden itibaren avukat görüşmesi engellenen Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit ve görüş yasağı 500 günü buldu.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları İmralı‘ya gitmek için 15 ay içinde Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na yaptıkları 130’u aşkın başvuru da ‘hava muhalefeti, koster bozuk’ veya ‘onarımda‘ gibi gerekçelerle her seferinde reddedildi. İmralı’daki işkence sistemi, müzakerelerin kesintiye uğraması ardından hükümetin savaş konseptinin bir parçası olarak ağırlaştırılarak devam etti. Avrupa ülkeleri ve kurumları da ağırlaştırılmış tecrit karşısındaki sessizliğini koruyarak hükümetin işlediği suça ortaklık etmeyi sürdürüyor. En son 2010 yılında İmralı‘ya giden Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi CPT de yapılan tüm başvuru ve girişimlere karşı gelişmeleri sessizlik içinde izliyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “sağlık, güvenlik ve yaşam koşulları”ndan kaygı duyan ve hükümet politikalarına karşı tepkisini her fırsatta ortaya koyan Kürt halkı ise sadece tecridin ortadan kalkmasıyla yetinmeyeceğini belirterek, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan‘a özgürlük” istiyor.
27 Temmuz 2011 tarihinden itibaren avukat görüşmesi engellenen Kürt Halk Önderi Öcalan, son görüşmelerde, Türk devletini uyararak, “Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Bu koşullarda barış görüşmesi yapılamaz” demişti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Bu koşullarda barış görüşmesi yapılamaz” dediği 27 Temmuz 2011 tarihli son avukat görüşmesinde şunları dile getirmişti:
YAPACAKLARIM BİTTİ
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “tahmin ediyorum Türkiye de İran’ın Kandil’e yönelik 16 Temmuz’dan beri süren operasyon işinin içindedir. Bu saldırı sadece Kandil’e dönük bir saldırı değil, dört parçadaki Kürtlerin özgürlük damarını kesmek istiyor, bitirmek istiyor bu saldırıyla. Gerilla kendisini korumasını bilir, savaşır” dedi. “Benim yapacaklarım bitti” diyen Öcalan, rolünü sürdebilmesi için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerektiğini kaydetti. Sağlık koşullarına değinen Abdullah Öcalan, “Sağlığımı soranlara şunu söyleyebilirim, sorunlarla boğuşuyorum, nasıl boğuştuğumu sorabilirler. Önemli olan bizim bu boğuşmadan nasıl bir sonuçla çıkacağımızdır” diye konuştu.
ALÇAKÇA BİR SALDIRIDIR
İran ordusunun saldırılarını değerlendiren Öcalan şunları söyledi: “Tahmin ediyorum Türkiye de İran’ın Kandil’e yönelik 16 Temmuz’dan beri süren operasyon işinin içindedir. İran’ın saldırısı alçakça bir saldırıdır. Bu iğrenç bir saldırıdır. Bu iğrenç saldırıyı da İran şimdilik üstlenmiş durumdadır. Bu saldırı sadece Kandil’e dönük bir saldırı değil, dört parçadaki Kürtlerin özgürlük damarını kesmek istiyor, bitirmek istiyor bu saldırıyla. Gerilla kendisini korumasını bilir, savaşır.
İran’ın şu anki durumu Saddam’ın durumuna benziyor. İran Kürt özgürlük damarını kökten bitirmek istiyor, çok tehlikelidir. Bu bölgesel boyuta sahip bir saldırıdır. Türkiye İran’ı sahaya sürüyor ama İran tehlikenin farkında da değil. İran tehlikeli oynuyor, Türkiye’de bunu anlayacak kimse yok. Hükümet, zaten onun derdi başka, gündemi başka, gününü kurtarma peşinde. İran burada durmayacaktır, Kürtlerden sonra Türkiye’yi de baskısı altına almaya çalışacaktır. Çünkü İran bölgede İsrail’e kadar hegemonyasını kurma peşindedir. Türkiye bunu anlamıyor, tehlikeli oynuyor. ABD’nin politikaları da doğru değil, ABD objektif olarak İran’a yardım ediyor, İran ile aynı tarafa düşüyor!”
GÜNEYLİ GÜÇLER SESSİZ KALMAMALI
Saldıraya Güney’li güçlerin sessiz kalmaması gerektiğini belirten Kürt Halk Önderi, “Kandil’deki siviller de korunmalı, ailelerin güvenliği sağlanmalı. Orada sivillerin zarar görmemesi sağlanmalıdır. Siviller gerekirse oradan çıkarılır. Uluslararası kuruluşlar da dikkatlerini İran’a yöneltmeli, bu konuda çalışmalar yapılması gerekir. Güney’li güçler de bu duruma sessiz kalmamalıdır” dedi.
BÖLGESEL BİR PLAN
“Türkiye İran üzerinden Kürtleri halletmeye çalışıyor” diyen Öcalan, “bölgesel bir plan bu. Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak istiyorlar. İran bu saldırıyla ABD ve İsrail’e de yakınlaşma, işbirliği mesajı veriyor. Yine Ahmedinejat, mollalar, Amerika ve İsrail’e karşı Türkiye’ye de mesaj veriyor, yanına çekmeye çalışıyor” şeklinde konuştu.
BARIŞ GÖRÜŞMESİ YAPILMAZ
İçinde bulunduğu koşullarda pratik önderlik yapamayacağını belirten Öcalan, şu hususlara dikkat çekti: “Ben burada pratik önderlik yapamayacağımı, bu şartlarda bunu sürdüremeyeceğimi söylemiştim. Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP’nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Aslında bu bir şantajdır. Kandil beni taşeron olarak kullanıyor. Devlet de heyeti taşeron olarak kullanıyor. Her iki taraf da beni taşeron olarak kullanıyorlar.
Her iki tarafın beni taşeron olarak kullanmasına son veriyorum. Bugün itibariyle buna son veriyorum. Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Bu şekildeki pozisyonum devlete de, Kürtlere de zarar veriyor. Bazıları da ‘Öcalan bu şartlarda orada yönetemez, yapamaz, içeriden pratik önderlik yapılamaz’ diyordu. Doğru söylüyorlar. Bu koşullarda barış görüşmesi yapılamaz.”
DURUMUM MANDELA’YA BENZİYOR
Durumunu Mandela’ya benzeten Öcalan, “Benim durumum Güney Afrika’daki Mandela’ya benziyor. Durumum onunki gibidir. Desmond Tutu, Mandela’ya, “özgür olmadan bu işe girişmeyin, tehlikelidir” diyordu. Doğru söylüyordu. Ama sonra Mandela’nın önünü açtılar. Ben de özgür olmadan, özgür hareket etmeden bu barış işine girişmem, kalkışmam. Bundan sonra doğru değil. Biliniyor, Güney Afrika’da Mandela’ya gerekli koşulları sağladılar, o da rolünü oynadı.
Türkiye’de De Clerk rolünü oynayacak kimse de yok. Bırakın De Clerk’i, Erdoğan şu anda Çiller rolüne soyunmuş. Operasyon üzerine operasyon yapıyor. Heyet de üzerine düşeni yapmadı. KCK de üzerine düşeni yapmadı. Bu şekilde yol da alamıyoruz. Ayrıca zarar da veriyor. “Devletin ali menfaatleri” deniliyor ya, devlete de zarar veriyor. Kürtlere de zarar veriyor. Bu şekilde bu koşullarda daha fazla sürdürmem Kürtlerin yararına değil” diye konuştu.
KÜRTLERİN ONURUYLA OYNATMAM
Öcalan devamla şunları söyledi: “Ben her iki tarafın da işlerini kolaylaştırdım, onlara öneriler sundum, onlara çözüm yolunu gösterdim, protokoller sundum, işlerini kolaylaştırıcı adımlar attım. Daha ne yapayım? Daha fazlasını ayda yılda bir burada bir saat konuşarak mı yapacağım! Daha ne yapayım? Ama her iki tarafın da tavırları başka. Beni de burada taşeron gibi kullanıyorlar. Her iki taraf da beni idare ediyor. Ben idare edilecek birisi değilim. Bunu böyle bilsinler. Ben Kürtlerin onuruyla oynanmasına izin vermem, buna hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğim.”
SENİ TUTAN MI VAR?
Kürt siyasetçilere seslenen Öcalan, “Kürt siyasetçileri şunu bilmeli. İkide bir “biz halkı tutamıyoruz, biz kitleyi zor durduruyoruz, kitle patlama noktasındadır. Sorun çözülmezse devrimci halk savaşını başlatırız, savaşa da barışa da hazırız” diyorlar. Seni tutan mı var, yapar mısın yapmaz mısın sen bilirsin. Ama bu şekilde daha fazla benim üzerime yıkma. Türkiye de, ikide bir “bitireceğiz, şöyle bitireceğiz” diyor. Sen de bitireceksen bitir” diye konuştu.
BİTİRECEKSEN BİTİR!
“Hükümet, bitirmek için ne yapıyorsa yapsın” diyen Öcalan “özel timleri, polisi devreye sokuyormuş, bilmem dört kuvveti bir kuvvete bağlıyormuş, üçüncü kuvvet yaratıyormuş, ne yapıyorsanız yapın. İşte dün başbakanlıkta yine zirve yapmışlar. Ne karar aldıklarını bilmiyorum. Ama bu şekilde ben yokum. İşte “Sri Lanka gibi olacak” diyorlar. Üç yüz uçağı kaldırıp Kandil’i bombalayıp bitireceklerini söylüyorlar, yapacaksan ne duruyorsun! Örgüt de hazırsa Sri Lanka olmadığını ispatlar o halde” şeklinde konuştu.
AKP SAVAŞ İSTİYOR
Kürt Halk Önderi, AKP’nin çözüm değil, savaş istediğini söyledi: “Ben taşeronluk yapmayacağım. Heyete de söyledim, Erdoğan’a da çağrı yaptım. Gerillayı güvenli bir alana çekeceğim demiştim. Ama buna dahi imkan tanımadılar. Öcalan “ben silahlı güçleri güvenli bir yere çekeceğim” diyorum. Buna dahi cevap vermiyorlar. Ben daha ne yapayım. AKP savaş istiyor, çözüm istemiyor. Bu şekilde, Başbakanın o çokça değer verdiği anaların gözyaşları böyle dinmez. Anaların gözyaşını dindirmek için silahlı güçleri güvenli bir yere çekeyim diyorum, buna bile cevap vermiyorlar. Tersine her gün operasyonlar var, çatışmalar yaşanıyor, asker, gerilla ölüyor. Kanın aktığı yerde barış nasıl gelişir? Hükümete açık mektubumdur. Eğer gözyaşının dinmesini istiyorsanız, gerillayı güvenli bir yere çekmemin yolunu açın. Böyle yaparsanız bir hafta içinde çözeriz.”
SAVAŞ GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR
Büyük bir savaşın geldiğini belirten Abdullah Öcalan, “Savaşın gümbür gümbür geldiğini bunu durduracak tek kişinin ben olduğumu söyleyenlere diyorum: Ben burada ayda yılda bir yaptığım bir iki saatlik görüşmeyle mi bunu başaracağım. Yapabiliyorsa bu koşullarda gelip kendileri yapsın. Bu koşullarda kim bir şey yapabilir. Öcalan’ın rolünü oynaması için Hükümetin adım atması lazım, irade göstermesi lazım. Onlar da üzerine düşeni yapmalılar. Hem bu koşullarda hem de tek taraflı nasıl olacak? Liberal aydınlara sesleniyorum, böyle şey olur mu? Herşeyi bana yüklüyorlar. Herşeyi benden bekliyorlar. Bu koşullarda ne yapabilirim? Elimde çözmek için sihirli bir değnek yok ki? Bir hayvanı dürtmek için bile elinizde bir değnek olmalıdır. Benim şu anki durumum, susuz bir havuzda yüzmeye benziyor. Havuzun içinde su yok ama ‘bana yüz’ diyorlar, ‘sürekli yüz‘ diyorlar. Nasıl yüzeyim bu şekilde, böyle şey olur mu? Ben bu şartlarda daha fazla ne yapabilirim ki! Bu neden görülmüyor? Ama başka sorumluluk alan da yok. Benden susuz havuzda yüzmemi istiyorlar. Hatta benden havada yüzmemi bekliyorlar” dedi.
TÜM YÜKÜ OMZUMA ATMIŞLAR
Kürt Halk Önderi Öcalan, şu hususlara da dikkat çekti: “30 yıldır herkes tüm yükü omzuma atmış. 30 yıl dışarıda 13 yıldır da burada sırtımda taşıyorum. Benim bu önderlik tarzıma alışmışlar. Benden, benim bu önderlik tarzımdan sürekli yardım almaya alışmışlar. Beni sürekli çalıştırıyorlar. Ama artık kendilerine daha fazla yardımcı olamam. Böyle anlayışı kabul etmiyorum. Bu şekildeki gerillacılığı kabul etmiyorum. Savaşırlar mı savaşmazlar mı, güçleri var mı yok mu ne yaparlar bilemem. Ama ben bunu bu şekilde daha fazla da devam ettiremem. Gerilla da süreci iyi anlamalıdır, gerekirse kimseyi dinlememeli, değerlerimize bağlı olmalı, ona göre süreci sahiplenmelidir. Siyasetçiler de doğru dürüst karar vermeli ve kararlarını da uygulamalıdır.”
ÜÇ ŞARTIM VAR
Rol alması için üç şartın yerine getirilmesi gerektiğinin altını çizen Öcalan, “Ben heyete de bu şartlarda daha fazla sürdüremeyeceğimi anlatmıştım Heyetle herhalde bir kez daha görüşürüm. Bu kararımı onlara da anlatacağım. Bundan sonra her iki taraf anlaşabilirlerse anlaşsınlar. Bundan sonra bu koşullarda ben yokum. Kendi aralarında anlaşıyorlarsa anlaşırlar, savaşıyorlarsa savaşırlar, ben karışmıyorum.
Benim rol almamı isterlerse üç şartım var; sağlık, güvenlik ve özgür hareket etme. Bu üç şartı sağlayabiliyorlarsa ben devam ederim. İki taraf da rolüm konusunda anlaşırlarsa, sağlık, güvenlik, özgür hareket alanı yaratırlarsa, rolümü oynarım. Bu şartları sağlayamıyorlarsa ben daha fazla devam etmeyeceğim” dedi.
Kürt aydınlarına eleştiri
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bazı Kürt aydınlarını da şu cümlelerle eleştirdi: "Tarih, Kürt tarihi inceleniyor ama bugün derinlemesine ele alınmıyor. Celadet Ali Bedirhan, meseleyi iyi biliyordu, iyi anlamıştı, iyi araştırmıştı. Mustafa Kemal'e mektup da yazmıştı. Ama elinden bir şey gelmiyordu. O dönem cılız kaldı. Fazla bir şey yapamadı. Ama ben bu şartlarda herşeye rağmen dünya kadar şey yaptım. Bu görülmüyor mu? Bir şeyler yazan, bir şeyler anlatan yazar arkadaşlar var ama onlar da derinliğine anlayamıyor, yetersiz kalıyor. Birbirlerine benziyorlar. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.
Bazı Kürt aydını geçinenler de hala sırtımdan geçiniyorlar, hala beni kullanarak varlar. Bazıları burada iken herşeylerini biz karşılıyorduk. Her türlü imkanı sağlıyorduk. Bunlar Avrupa'da da bizim sırtımızdan geçindiler. Şimdi de 13 yıldır benim sırtımdan yaşatıyorlar kendilerini. Hiçbir şey yapmıyorlar ama yine de bana saldırıyorlar. Şu anda bile sırtımdan geçiniyorlar. Bu sayede Türkiye'ye dönüyorlar ve hala bana saldırıyorlar!”
Çözüme gelinmezse çatışmalar sürer
‘Sorun sürüncemede bırakılırsa, demokratik çözüme gelinmez, silahların susturulması için bize gerekli olanaklar tanınmazsa ne yazık ki bu çatışmalar devam eder” diyen Kürt Halk Önderi Öcalan, devamla şunları söyledi: "Ben gerilla kayıplarına da asker polis kayıplarına da üzülüyorum. Askeri yakan ateş de gerillayı yakan ateş de aynı ateştir. İşte görülüyor Silvan'daki olaylar.
Yarın bunun on katı gelişebilir. Bir günde çok fazla kayıplar da yaşanabilir. Eskisi gibi sadece kırsalda da olmayabilir, şehirlerde de olabilir. Halk bir günde toplanıp Paris'te nasıl Bastil zindanına yürüdülerse Diyarbakır'da da işte o tutukluların olduğu yere yürürse ne yapacaksınız? Bütün bunlar olabilir. Öfke birikmesi var. İşte Muşlu kız bedenini ateşe vermiş. Bunlar küçük küçük kıvılcımlardır. Her an büyük patlamalara yol açabilir. Bunu söyleyen de ben değilim. PKK söylüyor; Devrimci halk savaşını geliştirme güçlerinin, hazırlıklarının olduğunu söylüyor. Onun için parlamento gerekirse olağanüstü toplanmalı diyorum."
DİRENME HAKKI MEŞRUDUR
Direnme hakkının meşru bir hak olduğunu ifade eden Öcalan, "Bunu çok net ve açık söylüyoruz. Türkiye kamuoyu bunu bilmeli. Biz bölücü değiliz. Biz tekçi zihniyete karşıyız. Kesinlikle bölücü değiliz, bütünlükten yanayız. Vatanın bütünlüğüne itirazımız yok, ortak vatandan yanayız. Ulusun da bütünlüğüne itirazımız yok ama demokratik ulus temelinde bütünlük diyoruz.
Kürt halkı da demokratik anayasal çözümü küçümsememelidir. Bu önemlidir. Demokratik anayasal çözüm için hızla gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Demokratik anayasal çözüm gelişmezse halkın direnme hakkı vardır. Direnme hakkı meşru ve anayasal bir haktır. Ben halkın direnme hakkını kullanmasının önüne geçemem. Kimse halkın meşru direnme hakkını elinde alamaz" dedi. DEVAM EDECEK
DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ