Geride bıraktığımız yılın ortalarında, Haziran ayında Ortadoğu’nun, en fazla da Kürtlerin başına bela edilen DAİŞ çete örgütünün Musul’u işgali, efsaneler dağı Şengal’in eteklerinde yaşayan Êzîdîler için yaklaşan 74. fermanın ayak sesleriydi. Sadece bu tetikçi şebekenin katliam tehdidi değil, Êzîdîlerin genel anlamda da korunmasına dönük öngörü Kürt Özgürlük Hareketimizden, Önder Apo’dan geldi. Daha DAİŞ’in 3 Ağustos işgali gerçekleşmeden bir grup arkadaşımız Şengal’e gitti. 2 Ağustos’u 3 Ağustos’a bağlayan gece Êzîdîler vahşetin en ucubesine maruz kaldılar. İşte büyük bir öngörüyle Şengal’in yolunu tutmuş o bir avuç yiğit; Şengal ile özdeşleşen Dewrêşê Evdî destanında olduğu gibi sayısı 12 olan bu “çağdaş süvariler”, onbinlerce kişi çaresizlikle kaçışırken iki geçidin başını tutarak, çetelerin Şengal Dağı’na çıkışını engelledi. Bir gün sonra alana gelen HPG ve YJA STAR güçlerimiz daha kapsamlı bir kurtarma harekâtını başlattı. YPG’nin de büyük fedakârlıklarla insani koridoru açmasıyla 10 gün içinde 120 bini aşkın kişi tahliye edildi. 50 bine yakını ise Şengal Dağı’na sığındı. Şengal savunması için geniş bir mevzilenme yaratılarak direniş cephesi genişletildi. 72 km uzunluğunda 40 km genişliğinde olan dağın hemen her tarafına gerilla güçlerimizi konumlandırdık. Dağa yönelik olası saldırılara karşı tüm koridorlarda savunma hatları oluşturduk. Dört aydan fazla bir zamandır bu direniş mevzileri halen korunuyor.

Yüzyılın trajedisi

Sadece bu yılın değil, yüzyılın trajedilerinden biri olan Şengal saldırısının bilançosu hala gün yüzüne çıkmış değil. Rakamlarla ifade edilse bile Êzîdîler üzerindeki psikolojik, sosyal etkileri uzun zamana yayılacak. Bu katliamdan geriye kalan, yazıya dökülmesi imkansız nice trajediyi dinledik, nice vahşet görüntüsü ile karşılaştık. Bir köyde Şeyh Mend Türbesi'ne toplanan kadınlar patlayıcılarla havaya uçurularak katledildiler. Ölülerin etrafa yaydığı kokulardan giremediğimiz evler ve vadiler oldu. Açlıktan, susuzluktan, yorgunluktan yaşama takatini yitirmiş; hunharca katledilerek su kuyularına ve erzak depolarının içlerine, kafalarına kurşun sıkılarak taşların altına atılmış nice cansız bedenle karşılaştık. Günlerce yakıcı güneşin altında kalmaktan şişmiş, vücutlarına kurt girmiş, hayvanlar tarafından parçalanmış cenazeleri topladık. Bu satırları affınıza sığınarak yazıyorum. Ancak direnişin büyüklüğü de yine bu büyük trajedide saklı.
İnsanlık hafızasında kara bir leke olarak bu trajedi yerini koruyacak. Ancak, ölüm korkusunun ebedi kılınmaya çalışıldığı bu dağda bugün var olmanın, özgürlüğün umudu daha da güçlenmiş durumda. Bu son fermanı tersine çevirmenin inancı her zamankinden daha fazla.

Dineş güçlendi umut büyüdü

Êzîdîler direniş hamuruyla yoğrulmuş bir toplumdur. Ölülerini Qewl'lerle (yani ilahiler) uğurlayan bir halk, ölümü yenmiş bir halktır. Eğer Êzîdîlerin direniş geleneği çok güçlü olmasaydı bu kadar katliam bir halkı tarihten silip atmaya yeterliydi. Bugün de yokluğa, kış koşullarına, her türlü zorluğa rağmen onbini aşkın kişi bir dağda yaşama tutunuyorsa bu, direniş ruhunun ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtıdır. Gerçekten de yaşlı genç demeden Şengal'de kalarak bu direnişin içinde yer almak isteyen binlerce insan çıktı. Özgürlük gerillasıyla birlikte bu direniş daha güçlendi, umut daha da büyüdü. Şengal sadece onlar için değil bizim için de umudu büyütmenin, öfkeyi bilemenin adı oldu.

'Oğul ve kızlarım sizlersiniz'

Cudalê köyündeki katliamda ahırın kuytu bir köşesine saklanarak kurtulan ve 2 gün sonra bize ulaşan 67 yaşındaki ananın bir kadın arkadaşı kucaklayarak, “Dört oğlum vardı. Dördü de kaçıp gitti. Artık benim oğullarım ve kızlarım sizlersiniz” demesiydi bizim için umut. 70 yaşındaki Êzîdî şeyhlerinin silah kuşanmasıydı. Yalınayak çamurun içinde çömelerek gerillaların geçmesini bekleyen çocukların yüzündeki tebessümdü.

Ölümü yeğ tutan yiğit kadınlar

Toplumun katı geleneklerine de meydan okuyarak silahlanıp mevzilere koşan, DAİŞ vahşetine teslim olmaktansa ölümü yeğ tutan, imkansızı başararak çetelerin elinden kurtulan ve kendilerini Şengal Dağı’na ulaştıran o yiğit kadınlardan da bahsetmeden geçmemek gerek.

Dağda kıyasıya yaşam savaşı

İşte şimdi topraklarını terk etmemekte kararlı bu insanlar, kıyasıya bir yaşam savaşı veriyor bu dağda. Her yağmurda ıslanan çadırların etrafında küçük kanallar açan, çalı çırpıyla bir yemek pişirebilmenin derdine düşen o analar, kargo uçağı gelir de paraşütle yardım atılır diye dağın yamaçlarında çömelen gençler, göğsüne raxtını sağlı sollu bağlayarak dağ yollarında havasını atan pala bıyıklı adamlar, sanki o trajedi hiç yaşanmamış, sanki köyünden hiç ayrılmamış gibi havası inmiş futbol toplarıyla oynayan çocuklar… Hangi manzarayı anlatsam bu dağdaki yaşama telaşını anlatmaya yetmez.

Yürekten gelen "PPK!"

İlk başlarda ölüm çemberinden çıktıkları için etraflarına korku ve merakla bakan bu çocuklar Şengal'e gelen savaşçıları tanıdıkça sevgilerini, çocukluk duygularını her şeye rağmen daha fazla dışa vurur oldular. Şimdi onların attığı sloganlar o vahşet örgütünün örtmek istediği umutsuzluk çarşafını yırtıp atıyor. Birçoğu (sadece çocuklar da değil yetişkinler de hatta) "PPK, PPK" diye bağırıyorlar. Yanlış telaffuz etmeleri hiç ağrımıza gitmiyor. Biliyoruz ki ta yürekten söylüyorlar.

Şehide en anlamlı uğurlama

Bir gün Şehit Karker arkadaşın cenaze konvoyuyla yol alıyorduk. Geçtiğimiz yollarda halk yolun kenarında dizilmiş zafer işaretleriyle saygı duruşuna geçmişti. Bir ana kucağında çocuğuyla yola koştu. Arkada kalan 4-5 yaşlarındaki diğer çocuğu da peşinden gelmek istedi. Ama ayağı takılıp düştü. Tozun içinde yuvarlanmasına, yüzüne asılan ifadeden anlaşıldığı kadarıyla canı çok yanmasına rağmen küçücük elini havaya kaldırıp zafer işareti yapmayı ihmal etmedi. Ağlamaklı sesiyle attığı slogan belki de bir şehide yapılacak en anlamlı uğurlamaydı.

Ve Şengal şehitleri…

Şengal'de yaptığımız şehitlikte 17 arkadaşımız yatıyor. Bunlardan 12'si gerilla, 5'i de YBŞ'li savaşçılar. Şehitlik Şengal'in en güzel yerinde duruyor. Kersê vadisinden zirveye doğru çıkarken Kolka köyünün sol tarafında Şengal’e siper olmuş öncü birlik gibiler. "Bir yerde ölün yoksa o toprak senin değildir" diye bir söz var. Biz Şengal'e gelmeden de buranın özgürlük savaşçıları olarak kendimizi görüyorduk. Ama bu toprakların bizi öyle gördüğü söylenemezdi. Ama şimdi bu topraklar bizi daha fazla bağrına basıyor. Ve bu toprakların destanları yiğit savaşçılarla yeniden yazılıyor. Bu toprakların çağdaş Dewrêşê Evdî ve Edûlêleri; komutan Dilgeşler, Armançlar, Evrimler kadim halkın direniş ruhunu bugüne taşıyor.
Yeni yıla Şengal'de savaş mevzilerinde giriyoruz. O çocukların umutlarına, parıldayan gözlerindeki o umuda layık olmak için mücadele ediyoruz ve bunu da başaracağız.
 
*Agit CİVYAN,
HPG Şengal Saha Komutanı.