
Ağıtları derleme fikri nasıl ortaya çıktı?
Bu proje, 2004 yılında düzenlenen „Kadın Ağıtları“ konser projesi ile kafamda şekillendi. O dönem kadınların yakmış olduğu ağıtları, kilamları enstrüman olmadan sahneye taşımış ve birçok festivalde konserler vermiştik. Kadın ağızlı ağıtları incelerken kendi bölgem olan Qoçgiri’ye yönelip araştırdım. İçine girdikçe bu alanın zenginliği ve önemi çalışmayı derinleştirme ihtiyacını doğurdu. Böylelikle sözlü kültür alanında çalışmalar yapmaya başladım. Qoçgiri’deki yaşlılara gitmek, onlarla sohbet etmek, geçmişe dair anılarını dinlemek ve bunları kayıt altına almak benim için önemliydi. Çünkü onlar birçok tarihi olaya tanıklık etmiş, kendinden öncekilerden bilgileri devralmış kuşaklardı. Aynı zamanda devredeceği bilgiler dolayısıyla yaşayan birer tarih ve bir daha geri gelmeyecek değerlerdi benim için. „Şînên Qoçgiriyê“ çalışması bu şekilde başladı. Bölgenin tarihi, kültürel ve sosyal yaşamından örnekleri bir CD artı kitapçık olarak hazırladım.
Sözlü tarih aktarımı olarak ağıtların Qoçgiri bölgesi açısından önemi nedir?
Sözlü aktarım dediğimiz masallar, ninniler, ağıtlar ve müzik bütün halklar için önemlidir; fakat Qoçgiri bölgesi için yüklendiği işlev bence çok daha büyük bir öneme sahip. Qoçgiri katliamından sonra bölge üzerinde ciddi anlamda asimilasyon politikası uygulandı. Qoçgirililer bir taraftan etnik kimliklerine diğer taraftan da inançları ile ilgili ciddi anlamda baskılara maruz bırakıldı. Bölge insanın kendi dillerini konuşmaları, cem bağlamaları, deyiş söylemeleri yasaklandı. Halkın anonim sözcüleri olarak tanımlayabileceğimiz pirler, dedeler, ağıt yakıcı kadınlar bu anlamda çok önemli bir işleve sahiptirler. Toplumsal belleğin dilden dile, nesilden nesile aktarılmasında ve yaşatılmasında kilit bir role sahip olarak bugüne geldiler. Onlarca yılın birikimi, kültürü, tarihi onlarda saklı. Bu çalışmada sadece bir boyutunu yani ağıtları işleyebildim. Kaybolmakla yüz yüze kalan ağıtları ve ağıtçı kadın geleneğini kayıt altına almak, üzeri örtülmeye çalışılan Qoçgiri kültürünün yeniden gün yüzüne çıkarılmasına küçük de olsa katkıda bulunmak istedim.
Ağıtlarda acıların yanısıra direnişe de yer veriliyor. ‘Qoçgiri’ ve ‘Çalurd’ bunun en önemli örneklerinden. Direniş ağıtlarda nasıl işleniyor?
1919 ve 1921 yılları arasında Topal Osman ve Nurettin Paşa vasıtasıyla bölgede büyük bir katliam yapılmış, binlerce Kürt Alevisi katledilmiş, talan, yağma, tecavüz ve göçertme de dahil, her türlü işkence bölge insanına uygulanmıştır. Qoçgiri’de yapılan katliamın kesin rakamları ise gizlenmiştir. Kızılbaş- Alevi kültürünün hakim olduğu Qoçgiri aynı zamanda bu kültürün tarihten bugüne yaşadığı acıların da coğrafyası olmuştur. Qoçgiri’de yaşanan acılar, yapılan zulümler üzerine ağıtlar yakılmıştır. Qoçgiri ve Çalurd bu anlamda örnek verebileceğimiz ağıtlardır. Özgürlüğü için direnen coğrafya, bu direnişin anlatımına da sahne olmuştur. Çalurd ağıtının sözleri bunun en iyi örneklerindendir. Ağıtta direniş şu sözlerle dile gelir: „Yıl bin dokuz yüz yirmi bir / Halk kalmadı hepsi çıktı tepe ve dağlara / Aç olanlar susuz kalanlar kırıma uğradılar / Yıl bin dokuz yüz yirmi bir / Kalkın, kalkın ey halk, aşiretler / Allah müminlere izin versin de / Harp eyleyelim bütün aşiretler içinde...“ Bu anlamıyla ağıtlar bölgede hakikatin sesini dile getirmişlerdir.
Qoçgiri bölgesindeki ağıtların diğer Kürt bölgelerinde ki ağıtlarla benzer ya da farklılıkları var mı, Kızılbaş kültürün ağıtlar üzerindeki etkisi nedir?
Gelenek ve göreneklerin benzeştiği, ayrıştığı, birbirini etkilediği ve etkilendiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Fakat Kızılbaşları diğer inanç mensubu kesimlerden ayıran ritüelleri vardır. Örneğin Alevi kültüründe ölmek, hayatın bitmesi anlamına gelmiyor, Hakk’a yürümek, Hakk’a kavuşmak, don değiştirmektir. Ağıt, ölenin ardından dökülen gözyaşlarının ve çekilen gönül ıstırabının dışa yansıması olarak anlam bulur. Ağıt yakmanın bölgeden bölgeye değişen belli gelenek ve görenekleri de vardır. Qoçgiri bölgesinde kadınlar sırayla ya da toplu halde ağıt yakar. Örneğin Adıyaman’da ağıt söyleyecek olan kadının eline ölene ait bir eşya verilir. Ağıtçı kadın, ağıt bitene kadar ölene ait olan eşyayı elinde tutar ve ağıtı bittikten sonra yanındaki ağıtçının önüne bırakır. Fakat Qoçgiri bölgesinde, ağıtçı kadının eline, ölene ait olan herhangi bir eşyanın verilmesi geleneğine rastlanmaz. Qoçgiri bölgesinde kimi köylerde erkekler de ağıt yakar.
Ağıtlarda enstrüman kullanmamışsınız. Sadece çıplak kadın seslerine yer vermişsin bu tercihinin nedenini öğrenebilir miyiz?
Ağıt yakan birini dinlediğinizde sesiyle, sözüyle yüreğe işleyen ağır bir duygu bırakır insanın üzerinde. Gözyaşları ağıt olup akar yüreğinden ve söze dönüşür. Ağıt yakan da dinleyende dayanamaz bu acıya. Doğrusunu söylemek gerekirse ağıtın kendi doğası, söz ve sesi güçlü bir şekilde hissettirir zaten. Ağıtlar söz üzerine kurulu olduğu için enstrüman kullanmadım. Bir anlamıyla sözün enstrümanın gölgesinde kalmasını istemedim.
Ağıtlarla birlikte hazırladığınız kitapçık da önemli bir arşiv niteliği taşıyor...
Evet. Albümü 13 ağıt ve 112 sayfalık bir kitapçık şeklinde hazırladım. Her ağıtın farklı bir hikayesi ve öyküsü var. Qoçgiri katliamını anlatan ağıtlar, öksüzlere, gurbette ölenlere, kimsesizlere yakılan ağıtlardan oluşuyor. Kitapçık bölgenin tarihi, gelenekleri, inançları ve günlük yaşamdaki birçok ritüeli içeriyor.
Siz de iki ağıt seslendirmişsiniz. Tarihsel mirasın sürdürülmesi anlamında bu tavrınız size bu kültürün devamcısı olma niteliği katıyor mu?
Albümde bana ait olan iki ağıt seslendirdim. Annem de ağıt yakıcı kadınlardan ve albümde onun da söylediği ağıtlar var. Tam anlamıyla bu kültürün devam ettiricisi olarak kendimi tanımlamam doğru olmaz. Bunun yanında tabii ki bu geleneğin içinde besleniyor ve aynı zamanda içinde yaşadığımız çağın müzikal birikiminden yararlanıyoruz. Ama ağıtçı kadın geleneğine, o kültüre sahip olmak bambaşka bir şey. Ben sadece saklı olanı ortaya çıkarmaya, seslerin ardındaki izleri takip etmeye çalışıyorum.
Ağıtı kadınlar yakar
Ağıtları çoğunlukla kadınların söylemesi neyi ifade ediyor?
Sözün bittiği ve anlamsızlaştığı zamanlarda bölgenin önemli bir geleneği ağıtlar devreye girmiştir. Ölenin ardından genellikle kadınlar ağıt yakar. Bu durumun direk kadının doğurganlığıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Kadını erkekten ayıran ise bu özelliğidir. Çünkü yaratan, büyüten emek veren kadındır. Kaybettiğinde de en çok acı çeken yine kadının kendisidir. Yaşamın var oluşunun ve yok oluşun en iyi tanığıdır kadın. Bu yüzden de yok oluşun ağıt yakıcısı ise kadındır. Her kadın da ağıt yakamaz, bu aynı zamanda bir yetenek işidir. Ölenin ardından ağıt yakıcı kadınlar geleneği geçmişten günümüze gelen çok eski bir gelenektir. Fakat aynı zamanda bir iki kuşak sonrası kaybedeceğimiz ve her ağıtçı kadının ölümüyle yitip gidecek bir gelenektir. Bu çalışma aynı zamanda bu değerlerin koruması anlamında da önemli bir yerde duruyor.
ÖNDER ELALDI