Ağrı’da yaşananlarla ilgili günlerdir konuşuluyor. AKP’nin olaydaki rolü, saklanamayan gerçekler, valinin operasyon emri, TSK’nın tutumu, bu olayın seçimlere ve çözüm sürecine etkisi ve daha pek çok şey tartışma konusu ediliyor. Ancak Cezmi Budak ve Cenap İlboğa yok bu tartışmalarda. Bir halkın barışa susamışlığı, bunun için canından vazgeçmişliği, kendisine kurşun sıkanın canını kurtarmak için gösterdikleri yüce gönüllülük, sağduyu, akıl yok.
Evet, belki de ilk kez ve bu konuşulmayanlar nedeniyle, ırkçı refleks bu kadar zayıf kalıyor, ilk kez iktidar söylemleri bu kesimi kışkırtmaya yetmiyor, AKP kendi silahıyla kendini vuruyor yani. Halkın körlemesine hareket etmekten kaçınma davranışında bulunması, gerçekleri irdelemesi ve buna göre tutum alması gelecek adına umut verici elbet. Ancak anlamakta zorlanıyorum; yaygın medya ve de tartışmaya katılan halk, Cezmi Budak ve Cenap İlboğa’nın adını dahi anmıyor. Cezmi neden/ nasıl öldü, Cenap neden ölümle pençeleşiyor bunu tartışmıyor.
Tamam, teknoloji ve sosyal medya gerçeklerin saklanmasını önledi, Cumhurbaşkanı ve İktidar kendi kendini madara etti, TSK iç güvenlik yasası ile ve vali talimatı ile resmen siyasi iktidarın ordusu oldu. "Egemenlik milletindir” lafı güzaf, duvarlarda yazı oldu. Devlete de iktidara da güven kalmadı kimsede. Gerçekler o kadar açık ki Kürtlere fatura da edemediler bu olayı… Tamam da, ya Cezmi ve Cenap?
Biri önceki dönem HDP Diyadin eski İlçe Eşbaşkanı, biri MEYA DER temsilcisi. İkisi de siyaseti, devleti bilen sivil insanlar. Oraya yakılan ormanlarını yeniden yeşertmek için gittiler. Şenlik yapacak ağaç dikeceklerdi hep beraber. Ciğerlerine oksijenle beraber barış umudunu da dolduracaklardı. Silah sesleri bozdu havadaki o coşkuyu. Şenlik yerine savaş alanına koştular. Çatışmanın ortasına tesadüfen ya da cahilliklerinden girmediler yani. Askerin geceden bölgede konuşlandığını bile bile, silah seslerini duyunca kendilerini çatışmanın ortasına attılar. Bir kurşunla başlayacak çatışmanın ülkeyi kaosa, savaşa sürükleyebileceğini hesap ederek, barışa yöneldiğini düşündükleri bu provokasyona engel olmak için canlarını siper ettiler.
Daha yoldaşlarının kanıyla ıslanırken toprak, belki de onları vuran askerleri çatışma ortamından kurtaranlar da birer Cezmi, birer Cenap değiller mi? O fotoğraflar yayınlanmasa, TSK ve Tayyip teşekkür konusunda çelişkiye düşmese anılır mıydı adları?...
Anlamakta zorlanıyorum; Barışa susayan bir halkın, canını ortaya koymasına gözünüzü kapatıp, Tayyip’in arzu ettiği milletvekili sayısını, sivrileşen diliyle barışa yönelen tehditlerini ve hatta utanmadan hala Kürtlerin bölücü oldukları üzerine ezberlere yönelecek, seçimlerde hangi partiye ne kazandırır bu olay diye matematik hesabına dalacaksınız…
Oysa tartışmanın en can alıcı noktasında onlar duruyorlar. Ama barıştan, çözümden, demokrasiden, kardeşlikten, yaşam hakkından hatta çevreyi korumaktan, yani insandan her söz edişin odağına koyulmaları gerekirken göz ardı ediliyorlar yine de.
Anlıyorum ki; Gerçek barış halkların yüreğinde beyninde filizlenir büyür derler ya, biz henüz çok uzağız oralara. Sayılar, halen insana üstün tutuluyor çünkü.