HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, AKP-MHP iktidarının Kürtlere savaş dışında bir şey vaat etmemesinin bütçeye de yansıdığını söyledi: Ağrı’nın nüfusu 542 bin. Ağrı’ya bir yıl için 102 bin TL ayırmışlar. Cumhurbaşkanı’nın aylık brüt maaşı 102 bin. İşte bütçenin ne olduğunu bize anlatan en önemli gösterge.

Türkiye’nin her yerinde emek demokrasi güçleriyle, toplumsal muhalefetle omuz omuza vererek bu zulüm iktidarını süpürüp atacaklarını belirten HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, “Yerellerde örgütsel çalışmalarımızı bu ay içinde tamamlayacağız. Sonra 4 ay boyunca da sokak sokak herkesle yan yana çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 31 Mart’ta faşizmin çöplüğüne bunları süpürdüğümüzde arkadaşlarımız özgür kalacak” dedi.

HDP Eşbaşkanı Temelli, partisinin grup toplantısında gündemdeki önemli gelişmeler hakkında konuştu. Geçtiğimiz hafta içerisinde Kürt kentlerine yaptığı ziyaretler ve bu ziyaretler sonrasında yapılan gözaltıları hatırlatan Temelli, 4 Kasım Darbesi’ne sözü getirdi. ‘Darbe mekaniği’nin 2014’te başlayan Çöktürme Planı kapsamında devreye sokulduğunu, İmralı tecridi ile yeni bir rota ve hatta oturarak bütün ülkenin tecrite alındığını belirten Temelli, şunları hatırlattı: “Burada başlayan süreç toplam 10 kentte yıkım ve katliama dönüştü. Sonra Meclis’e geldi. Darbe mekaniği işlemeye devam ediyordu. 20 Mayıs 2016’da dokunulmazlıklar kaldırıldı. Tüm bu sürecin içinde ‘Allah’ın lütfu’ olan 15 Temmuz darbe kalkışması yaşandı. Bu lütuftan yararlanmak isteyenler 20 Temmuz’da OHAL darbesini gerçekleştirdi. OHAL darbesine bağlı olarak önce belediye eşbaşkanlarımız, sonra KHK ile üniversitelerden, sağlık kurumlarından binlerce insanın ihraç edilme süreci, 4 Kasım’da da demokratik siyasetin, emek barış ve demokrasi mücadelesinin tasfiyesi hedeflendi. Bu sürece bağlı olarak da 2017’de hileli şaibeli bir referandumla anayasa değişikliği gerçekleşti. Tek adam rejimi, bu mekaniğe bağlı olarak Anayasal diktatörlük istiyor. O yüzden nerede demokrasi, barış, hak mücadelesi varsa bu rejim tüm saldırganlığı ile ortaya çıkıyor. Arkadaşlarımızın rehin tutulmasının arkasında yatan zihniyet budur. Demokratik siyasetin öncüsü olan HDP’yi susturmak, bu iktidarın yoluna devam edebilmesi için yegane seçenektir. O yüzden sabah akşam HDP ile uğraşıyorlar. Sürekli HDP’yi düşmanlaştırıyor, Kürtlere yönelik kıyıma devam ediyorlar. 4 Kasım 2016’dan beri aynı saldırıya maruz kalıyoruz. Bütün bu saldırılara rağmen sustuk mu, boyun eğdik mi, baş eğdik mi, diz çöktük mü? Asla.”

Adalet anlayışı bütçede

 Temelli, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan görüşmelere atıfta bulunarak, bütçede alınmış en ciddi önlemin Cumhurbaşkanlığı bütçesi olduğunu söyledi. Temelli, şöyle izah etti: “Cumhurbaşkanlığı bütçesinde öyle bir önlem almışlar ki, Ağrı’nın nüfusu 542 bin. Ağrı’ya 1 yıl için 102 bin TL ayırmışlar. Şırnak’ın nüfusu 503 bin, Şırnak’a 169 bin TL ayırmışlar. Ağrı’ya 102 bin lira ayırdılar ya, Cumhurbaşkanı’nın aylık brüt maaşı 102 bin. İşte bütçenin ne olduğunu bize anlatan en önemli gösterge. İşte bu iktidarın adalet anlayışı bütçede tüm çıplaklığı ile ortada. Bütçe bir siyasi tercihtir. Bu iktidarın tercihi Beştepe’den ve halkın haklarını gasp etmekten yana. Bütçedeki bu hak gaspları sürerken belediyelere baktığınızda yerellerde de hak gasplarının hangi aşamaya geldiğini görüyorsunuz.”

 Sen gel yolsuzlukları anlat

Temelli, AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan’ın yaptığı grup konuşmasında çamaşır ve bulaşık makinası satışlarının istatistiklerini paylaşmasına da tepki gösterdi. Temelli, şunları söyledi: “Kendisi de bugünkü konuşmasında seçim kampanyasına kaptırmış, 16 yıldır neler yaptık diye anlatıyordu. Özellikle çamaşır ve bulaşık makinesi konusunda anlattıkları çok zihin açıcıydı. Efendim bulaşık makinası, çamaşır makinası sayısı şuradan şuraya çıkmış. Yahu sen Cumhurbaşkanı mısın, beyaz eşya bayisi misin? Bize ne? Sen gel bu yolsuzlukları anlat. Bu belediyelerde dönen dolapları anlat. Sen gel bu ülkede savaşın ve zulmün yarattığı yaralardan ve acılardan bahset bize. Hepsinin içinde zulüm var zulüm. Hepsinin içinde şiddet var, anaların gözyaşı var. Gel sen bunlardan bahset.  Valinle, kaymakamınla, jandarma komutanınla, emniyet müdürünle bir zulüm kampanyası yürüteceksin.”

Faşizmin çöplüğüne süpüreceğiz

 Temelli, konuşmasını şu sözlerle noktaladı: “4 Kasım’ın hesabını, tecridin hesabını o gün sandıkta soracağız. Bu halk size en güçlü cevabı bizzat yerinden, Ağrı’dan, Hakkari’den, Silopi, Cizre ve Amed’den verecek. Sadece oradan mı, hayır. Türkiye’nin her yerinde emek demokrasi güçleriyle, toplumsal muhalefetle omuz omuza vereceğiz. Bu şiddet iktidarını, bu zulüm iktidarını, bu ceberut anlayışı süpürüp atacağız. 5 ay boyunca 7/24 neredeysek mücadelemizi güçlendireceğiz, nerede olursa olsun çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Yerellerde örgütsel çalışmalarımızı bu ay içinde tamamlayacağız. Sonra 4 ay boyunca da sokak sokak herkesle yan yana çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Hep birlikte yapacağız, hiç ara vermeden; çünkü unutmayın, arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza sözümüz var. 31 Mart’ta faşizmin çöplüğüne bunları süpürdüğümüzde arkadaşlarımız özgür kalacak. Hepimizin yolu açık olsun, serkeftin hevalno.”

 

ANKARA

 
 

Akademiyi iktidara teslim etti

 

Dün YÖK’ün 37. kuruluş yıl dönümüydü. Kurum, yaptığı her uygulamayla üniversitelerin özerkliğine darbe vurdu, akademiyi iktidara teslim etti.

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin’in yorum haberine göre; YÖK’le birlikte üniversitelerin kurumsal özerklikleri ellerinden alınarak akademide güvencesiz istihdam politikaları kalıcı hale getirildi. Türkiye’deki tüm yükseköğretim kurumlarını çatısı altına toplayan YÖK’ün 1981’den bu yana yaptığı hemen her uygulamayla siyasi iktidarların üniversiteler üzerindeki etkisi daha da arttı.

YÖK’ü, üniversiteleri siyasetin güdümüne sokmak için en etkin kullanan iktidar AKP oldu. AKP’nin 2012 yılında TBMM’ye sunduğu, “Yükseköğretim Yasa Tasarısı”nın yasalaşmasıyla üniversiteler geri dönüşü zor bir yola girdi. Akademide var olan sorunları daha da derinleştiren yasayla ataması yapılmayan araştırma görevlileri işsizlik tehdidiyle baş başa bırakıldı. Yasada öngörülen maddeleri parça parça hayata geçiren AKP, 1 Ocak 2018 itibarıyla tüm araştırma görevlilerini yıllık sözleşmeli istihdam biçimi olan 50/d’nin kapsamına aldı. Bununla doktora eğitiminin ardından kadro alamayan araştırma görevlilerinin işsiz bırakılmasının önü açıldı. Üniversiteler YÖK eliyle sermaye çevrelerinin emrine sunularak rektörlerin Cumhurbaşkanı’nca atanması sağlandı. Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanan rektörlerin “uygun” gördüğü öğretim üyelerinin 75 yaşına kadar çalışabilmesine yönelik düzenleme yapıldı.

Meslek liselerindeki dönüşüm çerçevesinde yükseköğretim alanının ikinci YÖK’ü olarak nitelendirilen Meslek Yüksekokulları Koordinasyon Kurulu kuruldu.

Soruşturma baskısı artırıldı

12 Eylül ürünü olan 2547 Sayılı Yükseköğretim Yasası’nın kapsamı genişletilerek daha da güçlendirildi. Suç olarak değerlendirilen eylem sayısı artırıldı, zamanaşımı süresi uzatılarak akademisyenler üzerinde soruşturma baskısı yoğunlaştırıldı. Uyarı ve kınama cezası dışındaki diğer cezalarla ilgili fiillerde YÖK Başkanı’na doğrudan soruşturma açabilme yetkisi verildi.

Üniversiteler bölündü

AKP’nin önerisiyle “Yardımcı Doçentlik Yasası” kabul edildi. Yardımcı doçentlik kadrosu doktor öğretim üyesi olarak değiştirildi. Doçentlik için gerekli olan yabancı dil puanı 55’e düşürülerek kadrolaşmanın yolu açıldı. Tezsiz yüksek lisans ücretlerinin belirlenme yetkisi üniversitelere devredildi. Bakanlar Kurulu tarafından 19 Nisan’da Meclis’e sunulan tasarı yasalaşarak 13’ü devlet, ikisi vakıf olmak üzere 15 yeni üniversite kuruldu. Yeni kurulan üniversitelerin çoğu, 10 köklü devlet üniversitenin bölünmesiyle oluşturuldu.

Akademide KHK kıyımı

YÖK ve siyasi iktidar, akademiye en büyük darbeyi 15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL sürecinde vurdu. Üniversitelerden 4 bin 225’i akademisyen, bin 117’si ise idari personel olan toplam 5 bin 342 kişi görevden uzaklaştırıldı. KHK ile kapatılan özel üniversitelerde çalışan 2 bin 808’i öğretim elemanı olmak üzere yaklaşık 6 bin kişi işsiz kaldı. YÖK üniversitelerde görev yapan tüm dekanların istifasını istedi. Saray’da, 2016-2017 akademik yılı açılışı nedeniyle düzenlenen törende rektörler, Cumhurbaşkanı’nın önünde düğmesiz cübbelerini iliklemeye çalışarak kurumsal özerkliği ayaklar altına aldı.

OHAL KHK’si ile YÖK’e, istediği kişiyi soruşturma olmaksızın işten atma yetkisi verdi, disiplin soruşturmalarındaki süreler kaldırıldı. YÖK’e, rektörlere istediği kişiyi herhangi bir soruşturma olmaksızın işten atma yetkisi verildi. ÖYP’li araştırma görevlilerinin kadrosu, 50/d’ye dönüştürüldü. Rektörlük seçimleri kaldırılarak, rektörlerin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması sağlandı.

Üniversiteler hocasız kaldı 

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” diyen 5 bin akademisyen KHK ile ihraç edildi. Eğitim Sen’in hazırladığı raporda, KHK ihraçlarının köklü üniversitelerde yarattığı tahribat şöyle sıralandı:

  • Ankara Üniversitesi DTCF’de 17 akademisyen ihraç edilmiş, bu ihraçlar sonrasında toplam 66 ders hocasız, 38 lisans ve 89 lisansüstü tez danışmansız kalmıştır. Ayrıca Fakültenin Tiyatro bölümünde ise 3’ü profesör toplam 5 akademisyen ihraç edilmiş, bölümde geriye sadece 4 akademisyen kalmıştır.
  • Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 32 akademisyen ihraç edilmiş, bu ihraç nedeniyle en az 49 lisans dersi ve 47 lisansüstü dersi hocasız kalmıştır. Ayrıca en az 189 tez de danışmansız kalmıştır. İletişim Fakültesi’nde ise 5’i profesör, 4’ü doçent, 1’i yardımcı doçent, 5’i doktoralı araştırma görevlisi, 10’u da araştırma görevlisi olmak üzere toplam 25 akademisyen ihraç edilmiş, eğitim-öğretim ağır bir darbe almıştır.
  • Kocaeli Üniversitesi’nden ise sendikamız üyesi 14, konfederasyonumuza bağlı SES üyesi dört akademisyen ihraç edilmiştir. Söz konusu ihraçlar sonrasında, 46 tez danışmansız kalmıştır.
  • Ege Üniversitesi’nde yedi akademisyen üyemizin ihraç edilmesiyle, 48 ders hocasız kalmış, 37 lisansüstü tez ise danışmansız kalmıştır.
 

ANKARA

 
 

Yoksulluk giderek artıyor

 

Türkiye’de yoksulluğun her geçen gün arttığını söyleyen Temelli, “Ücretler düşüyor, buna karşın iktidarın önlem diye getirdiği şey vergi paketi. Bazı vergilerde düşüş yaratıyorlar. ‘ÖTV’yi düşürdük, KDV’yi düşürüyoruz. Bu sayede araba alacaksınız’ diyorlar. Kim alacak arabayı, 100 bin liralık arabada 7 bin liralık düşüş sağlıyorlar. En ucuz araba bu. Kimin 93 bin lirası var? Asgari ücret bin 600 lira. 1 yıl hiçbir şey yemesen 16 bin lira. 6 yıl hiçbir şey yemeyeceksin ki araba alabilesin. Çünkü bunun derdi asgari ücretli değil. Bugün Türkiye’de çalışanların yüzde 67’si asgari ücret ile çalışıyor” şeklinde konuştu

 
 

Kobanê düşmeyecek, Efrînliler dönecek

 

Temelli’nin gündeminde yer alan bir diğer önemli konu Türk ordusunun Kobanê yönelik top atışları oldu: “Niye Kobanê’ye saldırıyorsunuz, bu çeteleri desteklemeye neden devam ediyorsunuz? ‘Kobanê düştü düşecek’ diye hayal kuranlar düşmediğinden beri bunun hayali üzerinden yollarına devam ediyor. Kobanê düşmedi, düşmeyecek! Efrîn, Efrînlilerindir; kendi topraklarına geri dönecekler.”

 
 

Üniversiteler çölleştiriliyor

 

Temelli, Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) 6 Kasım olan kuruluş yıl dönümüne ilişkin de konuştu. Temelli, “YÖK aslında bir disiplin yönetmeliğidir. Üniversiteye, özgür düşünceye, özgür bilime yönelik 12 Eylül cuntasının düzenlediği bir disiplin yönetmenliğidir. AKP döneminde yaşadıklarımız tüm dönemlerden fersah fersah ileride. Üniversiteler hızla çölleştiriyor, bunu yaparken bizi unutmuyor. 7 binden fazla arkadaşım, hocam ihraç edildi” dedi.

 
 

Sağlıkta siyasal şiddet

 

AKP’nin Meclis’e getirdiği ‘Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı’ üzerinde de duran Temelli, hazırlanan tasarıya dair şu değerlendirmelerde bulundu: “Sağlıkta siyasal şiddetin var edilmesinin yolu açılıyor. Şiddet o denli sıradanlaştırılmış, sıradan bir kötülüğe dönüştürülmüş ki, sağlıktaki şiddet yetersiz görülmüş, şimdi tüm hekimleri kapsayacak forma dönüştürülüyor. KHK ile ihraç edilmiş olan doktorlar, SGK ile anlaşmalı kurumlarda çalışamaz diyor. Zihniyete bak. Doğrudan insanın yaşama hakkını hedef alıyorlar. İnsanlar yaşamak için bir işte çalışırlar ve yaşamlarını devam ettirirler. Bunlar bu hakka göz koydu.”