Slogan haline gelen kalıpların bir anlamı var. Kişiyle ve onun kişiliğiyle müsemma, söyleyenin emin olduğu bir bilgiyi dünya aleme duyurma isteğiyle hemhal. Yazının başlığı da tam öyle. Ahmet Şık’ı azıcık da olsa tanıyanlar onun inadını, eyvallahsızlığını iyi bilir, ona inanır. Lafı dolandırmadan söyleyim, herkesin gözünün kaşının oynadığı, konjonktüre göre kabın şeklini aldığı bir zamanda Ahmet pek değerlidir. Bunun içindir ki, susması gerekir. Çünkü bizim memlekette değerli olanların bir önemi yoktur. Önemli olanların önemini tartan, ona bir isim, marka, paha biçenlerin kıymeti de kendinden menkuldür!
Ahmet yazmakta olduğu kitabın birilerini rahatsız edeceğini, o yüzden susturulup, içeri tıkılacağını biliyordu. Buna rağmen kaçmadı, hiçbir yere gitmedi. Bekledi. İşinden gücünden vazgeçmeden, sözünü sakınmadan bekledi. Devlete katil demeye devam etti, İslami terörün yeni kurbanlar alacağını bilerek uyardı, kimse tınmadı. Ona dair yeni bir suç bulamayınca ortaya karışık bir şeyler yaptılar. DHKP-C, PKK, FETÖ örgütlerinden her birine ayrı ayrı üye olmak gibi zor bir misyonu yüklenmişti. Bu yüzden sorgusunda hakim de bir suç uydurmaya çalıştı ama olmadı, soracak bir soru da haliyle bulamadı.
Bütün bunların ortaya çıkardığı tablo trajikomikten de öte, sefil ve rezil! Bundan sonra Türkiye kutuplaşmanın en dibini yaşayacak, korku imparatorluğu kendine yeni ve tek tip vatandaş yaratacak. Boğazın eteğinde bir gece klübüne girip herkesin kafasına sıkan, elini kolunu sallayıp gidecek. Diyanet İşleri Başkanlığı verdiği fetvayla bu eylemi teşvik edecek. Radikal islamı öven, ölenlerin arkasından oh olsun diyen herkes serbest ama benim canım kardeşim Ahmet içerde! Olacak şey değil diyemez olduğumuz, bazı kelimelerin sözlükten çıkarıldığı bir deli zamandayız, memleket ve dünya yangın yeri. İnsani olan en ufak duygunun, refleksin, ihtiyacın bile abes bulunduğu, korkanın korkuyla, omurgasızların güçle sınandığı bu sert zamanlarda Ahmet ve onun gibileri ayıklamak, parmakla göstermek de daha kolay oluyor şüphesiz. Hem iktidar için hem de kendine dik ve onurlu bir insanla hiza almak isteyenler için…
Ahmet’in yazdığı kitaplar, yaptığı röportajlar, attığı twitler, geçtiği haberler ortada. Onu merak edenler açsın, baksın. Benim derdim sözü yasaklayan, düşünceyi rehin alan iktidara karşı yapacaklarımız, inatla, inançla ve umutla yaşama tutunma gücümüz! Bunu –en azından bana- Ahmet veriyordu. Ne diyecek şimdi diye bakıyordum ağzına, ne yazacak, neyi başlığa çekecek. 15 Temmuz yazı dizisinden sonra başına neler gelecek? Şimdilik susturdular, Kadri Gürsel gibi, İnan Kaya gibi, mahkum olan bir sürü gazeteci gibi…
Kendimizi hiç ama hiç güvende hissetmediğimiz, bakkala bile helalleşerek gittiğimiz, kimsenin öfkesini dizginleyemediğimiz, her sabah bir tutuklama haberiyle uyanıp, her akşam bir katliam acısıyla kavrulduğumuz zamanda troller, intikamcılar, radikal İslamcılar kan kusmaya devam edecek, laiklik artık memleketin yeni tehlikesi haline gelecek ama Ahmet susacak öyle mi? Biraz kalan umudum ve kardeşime olan inancımla söylüyorum ki, hayır, susmayacak. Ahmet çıkacak, yine yazacak. Nokta!