
Diyarbakır’da, yarasını anlatmak için yanına vardığı Dört Ayaklı Minare’nin ayakları dibinde katledilen Baro Başkanı, faili meçhullerin avukatı Tahir Elçi’nin ağabeyi Ahmet Elçi, cenaze töreninde ve öncesindeki tavrı, söyledikleriyle, katliama en güçlü yanıtı verenlerden biri olmuştu.
Ahmet Elçi’yle kardeşini, aileyi, Tahir Elçi’nin neden hedef seçildiğini, sonrasında yaşananları konuştuk. “Vallahi içimiz yanıyor” diyen Elçi, kardeşinin ilk gençliğinden itibaren mücadele ettiğini, bu nedenle öğrencilik yıllarında iki kez gözaltına alındığını, avukatlığa başladığında ise bürosunun dağıtıldığını ve 7 ay hapse konulduğunu anlattı.
“Faili meçhullerin avukatı olan kardeşinin de faili meçhul olmasından endişe ettiğini” belirten Ahmet Elçi, Kürt halkına yönelik saldırılara ise şöyle yanıt verdi: “Açıkça söyleyeyim: Artık hiçbir güç Kürt halkını zulümle, öldürmeyle susturamaz, boyun eğdiremez.”
Tahir Elçi sizce neden hedef gösterildi?
Tahir, geçmişi belli olan bir kişidir. Başta ailesi olmak üzere... Ben de üç defa cezaevine girmişim. En son Cizre KCK’si adı altında alındım, 2011’in Eylül’ünde; 2015’in Şubat’ında çıktım. Yani Tahir’i hem ailesi hem kendisi bakımından görürsen, anlarsın.
Tahir öğrencilik döneminde iki sefer hapse girdi. Avukat olduğu zaman da bir itirafçının ifadesi üzerine 7 ay yine Mardin Cezaevi’nde kaldı. Birçok sefer bürosu Cizre’de dağıtıldı, Diyarbakır’a yerleşmek zorunda kaldı. İşin doğrusu, bilhassa 92-93’lerden sonra bölgemizde yaşanan faili meçhulleri ve baskıları da deşifre etti. Diyebilirim ki o dönemde bilhassa Cizre’de Tahir’den başka -söylemesi bile zor- bir basın açıklaması yapan, birçok hukukçu olmasına rağmen, kimse cesaret etmiyordu, göze alamıyordu. Tahir göze alıyordu. Birçok cinayeti de deşifre etti. Medyaya düşen birçok cinayeti... Diyelim Cemal Temizöz’ün korucularla, itirafçılarla işlediği cinayetleri ortaya çıkarmaya çalıştı. Onların tutuklanmasına sebep oldu. Şu anda o durumdayım ki tam anlatamıyorum. Faili meçhul cinayetler, Lice cinayetleri, Botan’da işlenen cinayetler, hani o köylerin uçaklar tarafından bombalanması... Tahir ortaya çıkardı.
Bunlar da zaten Tahir’in daha o dönemlerde göze batmasına yeterdi. Bu son dönemlerde de, bilhassa son sokağa çıkma yasaklarından dolayı, Gimgim, Farqîn, Nisêbîn, Cizîr, Diyarbakır’ın Suriçi, Şırnak, Silopi... Herkes görüyor ne kadar insan hayatına mal olduğunu. Herkes görüyor, zulmü, öldürmeleri. 35 günlük çocuklardan tutun 80 yaşındaki insanımıza kadar katlettiler. Tahir bu olayları durdurmak için büyük bir çaba gösterdi. Büyük bir özveriyle gece gündüz, kalp hastası olmasına rağmen çaba gösterdi. Çağrılar yaptı.
En sonda da bildiğiniz gibi bir açık oturumda PKK’nin bir siyasal hareket olduğunu, belirli bir siyasal kitlesi olduğunu, sadece bir askeri hareket olmadığını, birçok kurumu olduğunu, bu harekete terörist denilemeyeceğini, terörist olmadığını kanıtlamaya çalıştı. Zaten artık bunun kanıtlanması da gerekiyordu. Yani eğer bu hareket gerçekten terörist damgasından çıkmasa, çeşitli yerler tarafından muhatap alınmayacak. Muhatap alınmadığı zaman da bölgemizdeki sorunlar çözülmeyecek. Tahir buna inanıyordu, hepimiz de buna inanıyoruz.
Siz de kardenişizin tavrının yanındasınız yani...
Tabii, tabii. Ben kardeşimin sözlerinin arkasındayım. Bu mücadele haklı bir mücadele. Ben bu mücadele için cezaevine girmişim.
Biraz bundan da bahsedebilir misiniz? Öncelikle, nasıl bir aile Elçi ailesi?
Botan bölgesinde yaşıyoruz. Cizre’nin Kürtçe’si Hebler, Türkçe’si Hisar olan köyünde yaşıyoruz. Hebler, belli bir kültüre sahip olan bir köydür. Hemen hemen medrese diyebileceğimiz yerler vardır. Tahir ve ailesi bu köyde yetişti. Sınıra da yakın olduğumuz için Güney Kürdistan’daki Kürt hareketinin de etkisi vardı üzerimizde, daha PKK ortaya çıkmadan önce. Fakat PKK’nin ortaya çıkmasıyla beraber köyümüz de daha çok etkilendi.
Tahir ilkokulu köyde bitirdi, ortaokul ve liseyi de Cizre’de bitirdi. Daha okuldayken tabii ki sosyalist ve Kürt hareketinin yayınlarını okuyordu. Önce de söylediğim gibi daha öğrencilik dönemi bitmeden, Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken birçok sefer gözaltına alındı. Tahir avukat olduğunda da yine cezaevine atıldı.
Siz neden tutuklandınız?
Ben de 89’da PKK davasından gözaltına alındım, üyelikten ceza aldım. Malatya Cezaevi’nde iki yıl yattıktan sonra rahmetli Özal’ın çıkardığı infaz yasasıyla 92’de cezaevinden çıktım. Daha 8 ay geçmeden tekrar bir aranma durumum oldu. Cizre Newrozu’ndan dolayı... 2002’de ancak bir kalp ameliyatı geçirdiğim zaman alabildiler. Aranıyordum fakat kendimi ele vermiyordum. Yine bir müddet cezaevinde kaldım. Zaman aşımından dolayı beraat ettim.
2011 Eylül’ünde Cizre KCK’si adı altında bir operasyon düzenlendi. 3 yıl 5 ay yine cezaevinde kaldım. Halen de mahkememiz devam ediyor.
Bunlar dışında birçok sefer de gözaltına alınmışım. İstanbul Şişli İlçe Başkanlığı’nı yaptım, İl’de Disiplin Kurulu’nda çalıştım. Cizre’ye geldiğim zaman da tekrar Demokratik Toplum Partisi içinde yer aldım, fakat KCK adı altında tekrar bizi içeri aldılar.
Cenazedeki konuşmanızda da, daha öncesinde de kardeşinizin katledilmesini “Tarih boyunca Kürt halkına yönelik katliamların devamı” olarak nitelediniz. Ne demek istiyorsunuz tam olarak?
Keşke kaderimiz olmasa ama bu bir kader haline getirildi. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana siyasi cinayetler devam ediyor. Herkesin bildiği gibi 49’lar vardır, Apê Musa da bunlardan bir tanesidir. O günden bugüne de siyasi cinayetler devam etti. 80’lerde, 90’larda... Bu siyasi cinayetlerin sonucudur Tahir’in de öldürülmesi.
Kürt aydınını susturmak istiyorlar. İster devlet ister organize suç örgütleri olsun, bazı açıklamalardan dolayı kendilerine görev çıkartanlar olsun...
Tahir “PKK terörist değildir” dediği zaman bir açık oturumda, Tahir’i ifadeye de çağırabilirlerdi, hedef göstermeden, teşhir etmeden... Bir Baro Başkanı’nın makamına yazı gönderilmesi, ifadeye davet edilmesi varken yakalama kararı çıkartmak, hedef göstermektir. Devletin Savcısı bunu yapıyorsa, ben kesinlikle bunu hedef göstermek olarak görüyorum. Bazıları da bunu kendilerine görev bilerek kardeşimizi katlettiler.
AKP yandaşı medya bazı haberler yaptı. Mesela daha ilk andan Türkan Elçi’nin “PKK katil” dediği yalanını ürettiler. Sonra da devam etti. Ne düşünüyorsunuz siz bunlara dair?
Kesinlikle, kesinlikle yengemiz böyle bir söz kullanmamıştır. Zaten daha sonra bazı gazeteciler de sordular yengemize, “Kesinlikle ben PKK’nin eşime zarar verdiğini söylemedim. Ben de onun gibi PKK’yi bir siyasal hareket olarak görüyorum, terörist görmüyorum” dedi ama bunu yazmıyorlar. Bunlar kirli haberlerdir.
Neden yapıyorlar bu haberleri?
Birçok infazın üstünde oynuyorlar, bu da bir oyundur. Ailemiz üzerinde bir kirli oyun, başka bir şey değil.
Artık boyun eğdiremezler, öldürmeyle susturamazlar
Kürdistan’daki son tabloya baktığınız zaman ne hissediyorsunuz?
Vallahi içimiz yanıyor. İşin doğrusu, bir an önce isteğimiz çözüm sürecine geri dönülmesi. Yoksa bu süreç halklara felaket getirecek. Açıkça söyleyeyim: Artık hiçbir güç Kürt halkını, zulümle, öldürmeyle susturamaz, boyun eğdiremez. Açıkça söylüyorum. Biz hiçbir halkın düşmanı değiliz, bütün halklarla kardeşçe, beraberce, eşitlik içinde, birbirimizin hakkına saygı duyarak yaşamak istiyoruz. Bir an önce devletin de bu sağduyuya gelmesini istiyoruz.
Peki bu katliam zincirini durdurabilmek için ne yapmak lazım?
Başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’de yaşayan bütün halklara, Türk olsun, Arap olsun, Ermeni olsun, Süryani olsun bütün halklara bir çağrıda bulunuyorum: Bu yanlış politikalara karşı durmaları gerekiyor. Ezilen halkların mücadelelerine destek vermelerini istiyorum. Gerçekten aklını kaybetmiş bir güç varsa, aklının başına gelmesi için ona karşı duracak büyük bir halk gücü olması gerekir.
Onlara da çağrım, bu güce de çağrım, bir an önce bu işin muhataplarıyla görüşmesidir. Bu işin birinci dereceden muhatapı da Sayın Öcalan’dır. Onunla hemen, hemen şimdi, zaman geçirmeden daha fazla, acılar, yıkımlar yaşanmadan diyaloga geçmeleri gerekiyor.
Keşke aydınlanacağına inanabilsem
Cenaze töreni sırasında, sonrasında neler yaşadınız?
60 yaşındayım, ne kadar yaşamım kaldı bilmiyorum ama yüz sene daha yaşasam unutulmayacak şeyler yaşadım, bu iki gün içinde. Bu zulmün durdurulmasını isteyen insanları, Tahir’i sevenleri, ağlayanları... Gerçekten öyle büyük bir şey yaşadım ki, bütün hayatım üzerinde iz bıracak bir iki gündü. Bütün halkımız yanımızda oldu. Devrimci, ilerici pertiler, barolar yanımızda durdu. CHP’den de bir iki milletvekili hiç yanımızdan ayrılmadı, başta Sezgin Tanrıkulu olmak üzere.
Ya hükümetin tavrı? Sizi tatmin ediyor mu?
Hayır, ben tatmin olmuyorum. Bu akşam yengemle görüşmüşler. Vali, Savcı, Emniyet Amiri... En kısa zamanda aydınlatacaklarını söylemişler. Ama gizlilik, yasak... Ben örtme amacı daha fazla diye düşünüyorum. Kardeşimin de faili meçhul kalmasından şüphelerim büyüktür. Faili meçhullerin avukatının da faili meçhul kalmasından... İstemiyorum meçhul kalmasını. Kardeşimin katledilmesinin son olmasını istiyorum. Kardeşimin kanının barışa, eşitliğe vesile olmasını istiyorum. Keşke buna inanabilsem.
Peki nasıl aydınlanır bu suikast? Kürtlere düşen ne bu konuda?
Kardeşimiz tabii diğer katledilen insanlardan farklı değil. Son olay olması dolayısıyla, faili meçhullerin avukatı olması dolayısıyla... Kürt halkının, sadece Kürt halkının da değil Türkiye’deki bütün halkların, sosyalistlerin, insanım diyenlerin, gerçek Müslüman’ım diyenlerin bunun arkasında durması, hem Tahir’in ailesine hem de hukukçulara destek vermesi, olayın aydınlanması için bir baskı aracı olabilir.
Öz yönetim hakkımız
Elçi’nin katledilmesinin hemen ardından Cizre’de bir yurttaş daha katledildi, Derik’e helikopterlerle saldırdılar...
Onlara da başsağlığı diliyorum. Bu olaylar gerçekten bizi üzüyor. Bir an önce olayların durmasını istiyoruz.
Gerçekten Selahattin Bey’in dediği gibi kardeşimizi öldüren devlet değil devletsizliktir. Demokratik olmayan bir zihniyettir. Öz yönetim, bu coğrafyanın hakkıdır, Kürtlerin hakkıdır. Öz yönetim demek bölücülük, ayrı bir devlet kurmak demek değildir. Öz yönetim demek, Kürtlerin aynı bu devlet içinde kendini ifade etmesidir, yönetmesidir. Yani şöyle diyelim: Trabzon’dan gelen bir Vali değil, Çanakkale’den gelen bir Kaymakam değil, Erzurum’dan gelen bir Emniyet Amiri değil, Şırnak kendisi kendi Vali’sini, kendi Kaymakam’ını, kendi Emniyet Amiri’ni çıkarır. Hukuken kendini yönetmesidir, öz yönetim. Bunu tabii ki doğru buluyorum ve destekliyorum.
Ramazan Elçi’nin hikayesi
Tahir Elçi’nin katledilmesi ardından devlet güdümlü medya organlarında suçun PKK’ye atılması, Elçi ailesinin yabancı olduğu bir durum değil. Tahir Elçi’nin amcasının oğlu Ramazan Elçi, 1994’te katledildiğinde de aynı senaryo devreye konmuştu.
Ramazan Elçi, 14 Şubat 1994’te, Cizre-Silopi karayolu üzerindeki Şahin Dinlenme Tesisleri isimli terk edilmiş benzinlikte ölü olarak bulundu. Dava sürecinde Elçi, “Kimliği belirsiz, PKK tarafından, bir iç hesaplaşma sonucu öldürülmüş şahıs” olarak tanımlandı, mahkeme kayıtlarına böyle geçti. Medya da cinayeti bu argümanla sayfalarına taşıdı. Dosyaya iddia makamının “iç hesaplaşma” savına kanıt olsun diye düzmece Adli Tıp raporu bile konmuştu.
Ramazan Elçi’nin eşi Kerime Elçi, 8 Haziran 2005’te başvuru yaptı. Dedi ki, “Bu kişi benim eşimdir, gözaltında öldürüldü.” Bunun üzerine Nüfus Müdürlüğü kayıtlarına bakıldığında, işler iyice karıştı: Ramazan Elçi’nin ölümü, “kalp krizi sonucu ölüm” olarak kaydedilmişti. Savcılık, bu kayıtı baz alarak Kerime Elçi’ye “suç uydurma” suçundan soruşturma açtı. Ancak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması, Kerime Elçi’nin söylediklerini doğruladı: “Kimliği belirsiz kişi” Ramazan Elçi’ydi; kalpten değil kurşundan ölmüştü ve öldüren de PKK değildi. Keza Elçi’nin cenazesi, 2013 yılında, sonradan kapatılan Temizözler Davası uyarınca incelenen Cizre Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu. Cenaze üzerinde yapılan incelemeler de Kerime Elçi’nin iddialarını doğruladı.
Davadaki bir gizli tanık ise, Ramazan Elçi’yi nasıl öldürdüklerini şöyle anlatıyordu: “Örgüte yardım ettiği iddiasıyla Yavuz, Tuna ve ben, Ramazan Elçi’yi araçla aldık. Yaklaşık 10 kilometre gittik. Güzeller Karakolu’nu geçtik. Yaklaşık 4 kilometre daha gittikten sonra sol tarafta lokanta gibi çalıştırılmış fakat terk edilmiş bir yerde durduk. Sonra Tuna araçtan inip Ramazan’ı kolundan çekip aşağıya indirdi. Duvarın kenarına götürdü. Duvarın arka kısmından bir el silah sesi geldi. Sonra Tuna, tek başına elinde silah olduğu gelip aracın önüne bindi, ‘Pezevenk gitti’ dedi.”
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ