Gezi direnişi gibi yüz binlerce insanın demokratik istemlerle yaptığı direnişi, Ahmet Kaya’ya yönelik özel savaş operasyonuyla özdeşleştirmek bilinçli bir saptırmadır. Ahmet Kaya’nın ruhunu da, kemiklerini de sızlatır. Ahmet Kaya sağ olsaydı, Gezi direnişinde olur muydu tartışması da çok anlamlı değildir. Sağ olsaydı görürdük. Ama o artık yok, öldü, daha doğrusu bir özel harp operasyonuyla öldürüldü. Niçin?
Bunu anlamak için operasyon günlerini hatırlamak gerekiyor:
1 Eylül 1998 tarihinde, Barış günü dolayısıyla, PKK ve Öcalan ateşkes ilan etmişti. Medyada barışçı çözüm önerileri tartışılıyordu. Ama Genelkurmay ve Demirel, Öcalan’ı bahane ederek Suriye’ye karşı saldırıya geçti. Savaş tehditleri havada uçuşuyordu. Kürt Özgürlük Hareketine karşı uluslararası komplo için düğmeye basılmıştı. Suriye hükümeti, Öcalan’ın Suriye’yi terk etmesini istedi. 9 Ekim 1998 günü, Öcalan Atina’ya hareket etti. Ama orada havaalanından çıkmasına bile müsaade edilmeyerek, Moskova’ya gitmeye zorlandı. Bu zoraki yolculuk Moskova-Roma-Moskova-Atina-Moskova arasında gelgitlerden sonra Kenya’da sona erdi.
İşte bu süreçte, Türkiye’de her türlü ırkçı ve Kürt düşmanı gösteriler, saldırılar yükseliyordu. Saldırganlar İtalyan ürünlerine bile yönelmişti. Öcalan komplo ile Kenya’ya getirilmişti. CIA ile MİT’in, Öcalan’ı teslim etmek üzere anlaştığı biliniyor. İşte bu kritik süreçte, magazin gazetecileri derneğinin meşhur ödül töreni yapıldı. Dikkat edilirse, bu gecede Ahmet Kaya’nın söylediklerinde suç teşkil edecek ya da tahrik sayılacak hiç bir şey yoktur. Ama provokasyon çetesi hazır bekliyordu.
Ahmet Kaya’nın sözleri önce alkışlandı. Ama çete saldırıya geçince alkışlayanlar da seslerini kestiler. Mehmet Aslantuğ, Savaş Ay gibi onurlu kişiler ve salondaki görevliler-garsonlar dışında Ahmet Kaya’ya sahip çıkan kimse kalmadı. Çatal-bıçak atarak, hep birlikte yırtına yırtına ırkçı marşlar söyleyerek ya da olup biteni seyrederek herkes operasyondaki görevini yerine getirdi.
Ahmet Kaya önce tutuklanarak sonra da sürgüne gönderilerek susturuldu. Zaten amaçları Ahmet Kaya şahsında tüm yurtsever ve devrimcileri susturmaktı. Ahmet Kaya’ya yönelik linç hareketi, Kürtlere karşı başlatılan büyük saldırının bir halkasıdır. Öcalan ve PKK’ye yönelik olarak başlatılan uluslararası komplo sürecinde, tüm demokratik ve özgürlükçü güçlerin susturulması operasyonudur. Şimdi, herkes Serdar Ortaç vb. birkaç kışkırtıcı amigoya saldırıyor. Bu kirli şahısların linç kampanyasındaki rolleri açıktır. Ama bu oyunu tezgahlayan, perde arkasındaki esas patron kimdir? O günlerin gazetelerine bakarsak, her gün baş sayfadan hatta sürmanşet yalanlarla halkı kışkırtanlar kimlerdir? Onların yanında Serdar Ortaç gibi günah keçileri masum kalıyor. Bugün Serdar Ortaç gibiler aslanın ağzına atılırken, gerçek suçlular hala gizleniyor ve hesap vermekten kaçıyor. Daha da kötüsü görevlerine devam ediyorlar.
Türkiye, kendi itiraflarıyla “Dört başı mamur, başarılı özel harp operasyonlarıyla yönetiliyor.”
Ahmet Kaya’yı linç kampanyası da böyle bir operasyondur.
Bu operasyonun tarihi 10 Şubat 1999’dur.
Öcalan’ın, Kenya’dan kaçırılıp getirilmesi 15 Şubat 1999’dur.
1998 Ekim ve 1999 yaz aylarına kadar yapılan Kürt düşmanı saldırılarda onlarca sivil Kürt linç edilmiştir. Bütün dertleri Öcalan’ın etkisiz hale getirilmesi, onun tarafından başlatılan ateşkes sürecinin bozulması ve savaşın tırmandırılmasıydı. 15 senedir devlet tarafından dayatılan provokasyonlara rağmen, Öcalan ve PKK yeni bir çözüm süreci başlattı. Büyük bir sabır-inat-mücadele ve yaratıcılıkla bu süreç devam ediyor. Ama bugün de bu süreci bozmak için yeni özel harp operasyonları yapılıyor. Hükümete karşı bu nedenle yapılan saldırılar bir yana, bizzat hükümet cephesinden süreç sabote ediliyor.
Hükümet yanlısı medya ve hükümetin akıl hocalarına bakın. Hala, çözüm yerine Öcalan ve PKK’nin tasfiyesine dayanan yeni oyunlar peşindeler. Bu amaçla Ahmet Kaya’yı bile kullanmaya kalkışıyorlar. Ahmet Kaya adına ahkam kesmeye kimsenin hakkı yok. Ama, onun hayatı ve hayatını niçin-nasıl yitirdiği ortadadır. O sonuna kadar “Kürt olduğunu, insan olduğunu, barışı ve APO’yu özlediğini” haykırdı. Onun özlemleri halklarımızın özlemleridir. Onun özlemlerine karşı, halka karşı kirli savaşı sürdürenler onun gerçek katilleridir. Ve onlar hala işbaşında, kirli oyunlarına devam ediyorlar. Halklarımızın mücadelesiyle komplocuları bozguna uğratmak ve bu oyunları bozmak mümkün olacaktır. Ahmet Kaya’yı, yitirişimizin 13. yıldönümünde saygıyla anıyorum.
Ahmet Kaya ve Gezi ruhu
Başbakanın Amed konuşmasında Ahmet Kaya’yı diline dolaması, “Ona saldıranlar Gezi’de bize saldıranlardır” gibi sözler söylemesi tartışmayı yeniden alevlendirmiştir. Başbakanın sözleri hem büyük bir yalan, hem de büyük bir saptırmadır. Hem Gezi direnişine, hem de Ahmet Kaya’ya ve onun şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketine yönelik bir saldırıdır.