Ben doğduğumda Türkiye sorunlar yumağıydı, 58 yaşıma girdim hala sorunlar yumağı. Neden bu sorunlar çözülemiyor, hiç mi bu sorunlar çözülmeden bir ülkenin her anlamda kalkınabileceğini anlamıyor iktidara gelenler.

Neden HDP’den aday adaylığımı koyduğumu ilk olarak çok basit bir tümceyle açıklayacağım. Türkiye’de 30 küsur yıldır bir savaş var ve ben bu savaşın sona ermesini istiyorum. Savaşın iki tarafı var ve barışa katkıda bulunmak için iki taraftan birinin yanında yer almak zorundayım. İki taraftan biri devleti temsil eden AKP olduğuna göre benim Kürtlerin yanında yer almamdan daha doğal birşey olamaz.

İki taraftan birinde yer alırken bu savaşın neden çıktığını iyi irdelemek gerekiyor. Olaya tersten bakmak istiyorum. Bu savaşta Türkiye’nin haklı olması için Kürtlerin yaşadığı topraklarda 1071’lerde de Türklerin yaşamış olması ve Kürtlerin başka topraklardan kovulmuş olup bize sığınması gerekiyor.

Böyle durumda Osmanlı şöyle diyebilirdi, "Buyrun, gelin Kürt kardeşlerim, bizde bol toprak var, beraber yaşayalım ama şartlarım da şunlar, onlar ve bunlar…"

Bu şartların doğru olup olmaması ayrı bir tartışma ama anti demokratik olsa bile bunu diyebilir. Emperyalist bir güç olan Osmanlı bunu fırsat bilebilir.

Oysa durum böyle değil, Kürtler orada yaşıyor ve biz o toprakları işgal ediyoruz. Osmanlı Kürtlere "Bu topraklar artık bizim, sen benim şartlarımda benim hegemonyam altında burada yaşayacaksın…" deyip her hakkını istediğinde tepesine binmiş.

Ben bunu her söylediğimde "Ne yani bunca yıl sonra Türkiye’yi bölelim de orada Kürdistan’ı mı kursunlar, pis bölücü…” tepkisini alıyorum. O zaman olaya yine tersten bakalım. Osmanlı olarak sadece Kürdistan’ı işgal etmemişiz. Neredeyse dünya bize dahil olmuş, hele sınıra yakın Osmanlı’ya dahil etmediğimiz toprak kalmamış.

Bunlardan biri de Bulgaristan. Bulgaristan yaklaşık 600 yıl egemenliğimiz altında kalmış. Daha sonra özgürlüğüne kavuşmuş. Bizim bugün dünyaya "Bu topraklar esasında bizim ve geri istiyoruz, yoksa savaş açarız…" deme hakkımız var mı?

Ya da bir daha tersten sorayım, bizim eski Osmanlı topraklarını tekrar elde etme girişimimiz olabilir mi? Osmanlı’nın Bulgaristan’ı işgal etmesiyle Kürdistan’ı işgal etmesi arasında bir fark var mı? Bu örnekleri çoğaltabilirim ama gerek yok.

Bu işgallerden dolayı Bulgaristan’da yüzbinlerce Türk yaşıyor. Biz 70’lerden sonra Bulgaristan’daki Türklerin anadillerinde okumaları için politik savaşlar vermedik mi, aynı sorunu Yunanistan’daki Türkler için yaşamadık mı?

Bırakın eskiden işgal ettiğimiz topraklarda yaşayan Türklerin dil sorunlarını, işgalle alakası olmadan Almanya’ya giden Türklerin Türkçe okumaları için yıllarca Alman hükümetleriyle görüşüp onları ırkçılıkla suçlamadık mı?

Bütün bunların Kürdistan'dan bir farkı var mı? Bulgaristan’daki Türklerin demokratik haklarını savunan devlet, Kürtlerin aynı haklarını istemesine nasıl ''hayır'' deme hakkını kendisinde görebilir ki?

İşte bu yüzden sadece benim gibi bağımsız sosyalistler değil, çok sayıda sosyalist parti ve sivil toplum kurumu bu sorunun Kürtlerle birlikte mücadele etmesine karar verdi? Bu mücadele onları dışarıdan destekleyerek denendi yıllarca. Deneyimlerimizle bunun hiçbir işe yaramadığını gördük ve tek çatı altında çözümlenmesi gerektiği ortaya atıldı.

Bu öneri Abdullah Öcalan’dan geldi. Bu sorunun tek başına Kürt partisinin savaşıyla değil, bütün Türkiye’yi kapsayan bir partiyle çözüleceği tezini ortaya attı. Görüşmeler başladı ve önce Halkların Demokratik Kongresi, arkasından da Halkların Demokratik Partisi (HDP) kuruldu.

3-4 yıl önce Ordu’nun Yeşilce Festivali’ne çağrılmıştım. Oradaki konuşmamda "Sizin bu ilçedeki sorunlarınızı ben gittiğimde İstanbul’da haykırmalıyım. Diyarbakır’da başka bir Kürt arkadaş protesto edebilmeli, siz Edirne’nin sorunlarını benimsemelisiniz. Edirne’deki demokratlar Aydın’ın, Konya’nın sesi olmalı, yoksa sesimizi yükseltemeyiz. Kürdün sorunu sizi Karadeniz’de ilgilendirmezse ne benim burada yaptığım konuşma, ne de sizin tek başına sorunlarınızı anlatmanız bir işe yarar…" demiştim.

Esasında bu anlattığım HDP’nin neden kurulduğunun en basit anlatımıydı. Bu işçi sınıfının savaşımı için de geçerli, Alevilerin hakları için de… Kadınlar katledilirken Edirne’yle Diyarbakır arasında nasıl bir fark yoksa bizim demokrasi savaşımızda da yekvücut olmamız arasında bir fark yok.

İşte bu yazdıklarımdan dolayı kuruluşundan itibaren HDP’nin içindeyim, Ankara’da yapılan ilk kuruluş kongresinde üye oldum. Bir sosyalist olarak savaşımımın sadece işçi sınıfının hakları için olmadığını bilenlerdenim. Ortada 30 küsur yıldır süren bir savaş var ve insanlar ölüyor. Kürtlerin demokratik istemleri var ve bunlar çözülmeden Türkiye’de hiçbir şeyin ilerlemeyeceğine inanıyorum. İşte yukarıda yazdıklarımdan dolayı HDP üyesiyim ve Antalya’dan aday adayı oldum. Demokrasi adına, barış adına aday adayıyım.