Demirtaş’ın avukatlarından Kerem Altıparmak, ”Demirtaş davası, Kürt sorunu gibi geniş bir açıdan ele alındığında sembol bir davadır. Türkiye’yi ve belki de Avrupa’nın tümünü etkileyecek önemde bir davadır” dedi.
Davayı izleyen HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli ise ”Türk yargı sistemine karşı adalet arayışı sürüyor. Bu büyük adaletsizlik sona ermeli” şeklinde konuştu. Yargıçların kararını daha ileri bir tarihte açıklaması bekleniyor.
ERKAN GÜLBAHÇE / BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG
AİHM Büyük Daire’de savunma yapan Demirtaş’ın avukatları, Erdoğan’ın, HDP ve Demirtaş’ı siyasi başarılarından dolayı hedef aldığını belirterek, ”Bugün burada görülen bu davanın konusu Türkiye’de yargı aracılığıyla muhalefetin susturulması ve cezalandırılmasıdır. Bu dava yalnızca Demirtaş’ın özgürlüğünden yoksun bırakılmasından ibaret değildir. Aynı zamanda Türkiye’de muhalefeti susturmak ve cezalandırmak için yargının kullanılmasının AİHM tarafından nasıl tespit edileceği ve yanıtlanacağı davasıdır” dedi.
AKP-MHP hükümetinin siyasi soykırım operasyonuyla 4 Kasım 2016’da rehin alınarak Edirne F Tipi Cezaevi’ne atılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuyla ilgili dava Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’de dün görüldü. 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire’deki duruşmada Demirtaş’ı temsilen Prof. Dr. Başak Çalı, Dr. Kerem Altıparmak, Mahsuni Karaman, Benan Molu, Ramazan Demir ve Aygül Demirtaş yer aldı.
Türk hükümetini ise Alman avukat Stefan Talmon temsil etti. Mahkemede ayrıca davaya müdahil olarak katılan Avrupa İnsan Hakları Komiserliğinin görüşü de üçüncü taraf olarak dinlendi.
Duruşmayı HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü ve Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Dış İlişkiler Komisyonu Eşsözcüsü ve Batman Milletvekili Feleknas Uca, Mardin Milletvekili Pero Dündar, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da takip etti.
Linos-Alexandre Sicilianos başkanlığındaki mahkeme heyeti ilk olarak Demirtaş avukatlarına söz verdi.
Cezalandırılan muhalefettir
Demirtaş’ın avukatları, görülmekte olan davanın konusunun Türkiye’de yargı aracılığıyla muhalefetin susturulması ve cezalandırılması olduğunu kaydetti. Savunmalarını hazırladıkları dosya ve şemalarla destekleyen avukatların savunmasının bazı bölümleri şöyle: ”Bu dava yalnızca Demirtaş’ın özgürlüğünden yoksun bırakılmasından ibaret değildir. Aynı zamanda Türkiye’de muhalefeti susturmak ve cezalandırmak için yargının kullanılmasının AİHM tarafından nasıl tespit edileceği ve yanıtlanacağı davasıdır. Bu davanın özünde, Demirtaş’ın siyasi amaçlarla özgürlüğünden yoksun bırakıldığı ve yargının da bu amaca hizmet ettiği gerçeği yer almaktadır.
AKP’yi iktidardan etti
HDP’nin 7 Haziran 2015’teki seçim başarısı başarısı sonucu AKP, iktidarda olduğu 13 yıldan sonra ilk kez Mecliste tek başına hükümet kurma sayısına ulaşamadı.
Erdoğan hedef gösterdi
Seçimin ardından iki önemli olay gerçekleşti;
- Barış görüşmeleri çöktü,
- Erdoğan HDP’yi, özellikle de Demirtaş’ı doğrudan ve açıkça “terörist” olarak hedef göstermeye başladı.
Erdoğan’ın 28 Temmuz 2015 tarihindeki konuşmasının hemen ardından Demirtaş hakkında 6 soruşturma başlatıldı. Burada dikkati çekici nokta, Demirtaş’ın konuşmaları ile soruşturma tarihleri arasındaki büyük tutarsızlıktır.
Fezlekeler sipariş edildi
Erdoğan, 2 Ocak 2016 tarihli konuşmasında bir talepte bulundu. Bu talep üzerine, üç aydan kısa bir süre içinde Demirtaş hakkında 10 farklı şehirde fezlekeler hazırlandı.
Tutuklanmasından sadece dört gün önce Türkiye genelinde farklı savcılar, Demirtaş hakkındaki iddianamelerini, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına göndermeye başladı.
96 iddianame hazırlandı
9 farklı savcının, merkezi bir talimat olmadan 96 saatlik bir süre içerisinde fezlekelerini Diyarbakır’a nasıl gönderdiklerini açıklamanın akla uygun bir yolu yoktur. Ardından Diyarbakır Savcılığı açıkça usulsüz bir şekilde hareket ederek, 96 ayrı iddianamenin 31’ini tek bir dosyaya ekledi, üstelik savcının yetki alanı dışında kalan dosyaları da içeriyor.
Konuşmaları birden suç oldu!
Diyarbakır Savcılığı bu dev dosyaya dayanarak 4 Kasım 2016’da Demirtaş’ı ”terör örgütü kurmak ve yönetmekle” suçladı. Ne var ki bu suçlama, Demirtaş’a karşı hazırlanan 96 dosyanın hiçbirinde bulunmuyor.
Ülkenin dört bir yanındaki pek çok savcı, geçmiş yıllara dönerek Demirtaş’ın yaptığı siyasi konuşmaların ve faaliyetlerin suç teşkil ettiği sonucuna varmıştı.
Baskınlar da talimatla
HDP milletvekillerinin evlerine 4 Kasım 2016’da baskınlar düzenlendi. Organize suça dair bir iddianamenin bulunmadığı göz önüne alındığında, bu eşzamanlı baskınlar için tek mantıklı açıklama; talimatla yapıldığıdır.
AİHS ihlal edildi
HDP’nin ve Demirtaş’ın elde ettiği siyasi başarı, Erdoğan’ın onu ve partisini hedef almasına yol açtı. Bir kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlalidir. Tutukluluk sürerken mahkeme, Ahmet Şık ve Nedim Şener davalarında olduğu gibi, tüm hukuki sorunları incelemelidir.
Yargı denetimi imkansız olur
Hükümetin, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin ön itirazlarının tarafınızca kabul edilmesi halinde AİHM’in Türkiye’deki yasadışı tutuklamalara ilişkin yargı denetiminin gelecekte etkili bir şekilde sürmesi imkânsız hale gelir.
Dokunulmazlıkların 20 Mayıs 2016 tarihli düzenlenmesi Anayasa değişikliğinin hukuka aykırılığı, Venedik Komisyonu ile Article 19 ve HRW gibi üçüncü taraf müdahillerce de tespit edildi. Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesi tarafından gözden geçirilmedi.
Muhalefet liderine siyasi yasak
Diyarbakır Mahkemesi, Demirtaş’ın tutuklanmasına yönelik 9 gerekçe ileri sürdü. Bunlar, Demirtaş’ın Türkiye’nin en büyük ikinci muhalefet partisinin eşbaşkanı olarak yaptığı siyasi konuşmalardır. Diyarbakır Mahkemesinin kararının hiçbir yerinde, Demirtaş’ın nefreti, hoşgörüsüzlüğü ve şiddeti nasıl savunduğuna dair somut, bağıntılı ve yeterli bir neden yok.
Siyaset hakkı gasp edildi
Demirtaş, 4 Kasım 2016-24 Haziran 2018 arasında milletvekili olarak Meclis faaliyetlerine katılamamıştır. Görev süresinin yüzde 40’ını cezaevinde geçirdi. Anayasa değişikliği de dahil, önemli yasama faaliyetlerinin hiçbirine katılamadı. Kendisinin de aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tutukluluğu devam ettirildi, bu nedenle sağlıklı bir kampanya faaliyeti yürütemedi.
Tüm deliller sahtedir
Erdoğan’ın, Demirtaş’ın kriminalize edilmesi çağrısıyla yaptığı konuşmalarla Demirtaş’ın tutuklanmasına yol açan iddianamelerin hızla artması arasındaki zamansal bağlantı açıktır. Demirtaş’ın dosyasındaki tüm kanıtlar, tanık beyanları ve PKK’den talimat aldığı iddiası gibi tüm deliller sahtedir ve duruşmanın görüldüğü mahkeme dahi bunu onayladı.
Demirtaş’ın tutuklu olduğu dosyaya yasa dışı yollarla elde edilmiş telefon dinlemeleri eklenmiş ve bu telefon görüşmelerini yaptığı yasal parti görevlileri, terörist olarak gösterildi.
Fezleke Fethullahçılardan
Şubat 2011-Ocak 2013 tarihleri arasında hazırlanan fezlekelerin 9’u, daha sonra görevden alınan ve ”Fethullahçı Terör Örgütüne üye olmak” gibi ciddi suçlarla yargılanan savcılar tarafından yayınlandı. Görevlerine son verilmiş olan bu savcıların Demirtaş’ın dosyasına koyduğu sahte deliller ve yasadışı telefon kayıtları, dava dosyasında kaldı. Bu deliller, Demirtaş’ın tutuklanmasına gerekçe olarak da kullanıldı. AYM buna hiç dikkat etmedi.
Erdoğan istedi, gereği yapıldı
AİHM, 20 Kasım 2018’de Demirtaş’ın tutukluluk halinin yasadışı olduğuna karar verdiğinde, Cumhurbaşkanı “Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” dedi ve AİHM için ”terörist sevici” diye ekledi. Erdoğan’ın bu açıklamalarının ardından, 4 Aralık 2018’de, 5 yıl önceki bir konuşması nedeniyle Demirtaş‘a, “terör propagandası” için mümkün olan en yüksek ceza verildi. Demirtaş’a, yalnızca bu propaganda suçlamasıyla 4 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Türkiye aleyhine karar verdiğiniz 88 ”terör propagandası” davasının hiçbirinde ”terör propagandası” için böyle ağır bir hapis cezası göremezsiniz.
Neden 16 gün önce?
Mahkeme, 2 Eylül 2019’daki duruşmada Demirtaş’ın tahliyesine karar verdi. Hiçbir tarafsız gözlemci, bu kararın neden AİHM Büyük Daire duruşmasından sadece 16 gün önce verildiğini açıklayamamaktadır.
Demirtaş’ın davası Türkiye’deki muhalefet üyelerinin ve insan hakları savunucularının haklarının sınırlandırılmasının bir parçasıdır. Cumhurbaşkanı, tüm kesimlerden siyasi muhalefeti hedef almaya, yargı ise bu çağrılara yanıt vermeye devam etmektedir.
Yarın tahliye edilse bile Demirtaş aleyhindeki devam eden siyasi davaların ve soruşturmaların hacmi, kendisini sürekli tutuklanma riski altında yaşamaya mahkum etmektedir.”
Selahattin Demirtaş’ın avukatları ardından ise Türkiye adına Alman avukat Stefan Talmon söz aldı. Türkiye savunmasında AİHM’in daha önceki kararını değiştirecek yeni bir dayanak, bilgi, belge sunulmadı.
AK Komiseri: Yargı iktidarın elinde
Duruşmada Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic ise üçüncü tarafı olarak dinlendi. Türkiye’yi birçok defa ziyaret ettiklerini belirten Komiser, mevcut şartlar altında Türkiye’de iç hukuk yollarının tüketilmesinin mümkün olmadığını dile getirdi. Mijatoviç, biriken dosyaları karşılamada Anayasa Mahkemesi’nin yetersiz kaldığını ifade etti.
HDP’li belediyelere kayyum atamalarına da değinen Dunja Mijatovic, demokrasinin birinci şartı olan seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiğine dikkat çekti. Mijatovic, dokunulmazlıkların kaldırılması ile Selahattin Demirtaş’ın ifade özgürlüğünün elinden alındığını da dile getirdi. AK Komiseri, ”Sadece bu davada değil diğer davalarda da yargının siyasi iktidarın eline geçtiğini görüyoruz. Artık Türkiye’de ki durumu takip edemez hale gelmiş bulunuyoruz” şeklinde konuştu.
Karar ileri bir tarihte
AİHM Büyük Dairesi yargıçlarının kararını ileriki bir tarihte açıklaması bekleniyor.
Demirtaş davası semboldür
HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli ve Demirtaş’ın avukatlarından Kerem Altıparmak dava ardından AİHM önünde açıklamada bulundu.
Demirtaş’ın davasının Türkiye açısından büyük bir öneme sahip olduğunu kaydeden Temelli, “Biraz önce tanık olduğumuz mahkeme aslında Türkiye’deki büyük talihsizliğin ve hukuksuzluğun teşhir edilmesi için önemliydi. Her şeyden önce Selahattin Demirtaş davası Türkiye açısından çok büyük bir öneme sahip” dedi.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla bir süreç başladığını ifade eden Temelli, şöyle devam etti: “Büyük bir adaletsizlik ve hukuksuzluk söz konusudur. Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargıdan bahsetmek bugün için mümkün değildir. Talimatla hareket eden ve talimatla kararlar veren ve bu talimatla aslında adaletsizliği büyüten bir yargı sistemi Türkiye’de geçerli. Bugün tam da bu yargı sistemine karşı burada bir adalet arayışı sürüyor. Umuyorum bu adalet arayışı gecikmez. Bir an önce içerideki (Mahkemedeki) olumlu hava karara yansır ve bir an önce sonuca ulaşırız. Buna bağlı olarak bu büyük adaletsizliğe son veririz. Bugün Türkiye’deki iktidar, demokratik siyaseti tasfiye etmek, kendi otoriter rejimini sürdürebilmek için yargıyı adeta bir araç haline getirmiştir. Umuyorum ki bu davanın örneğiyle ve bu dava sonucunda bu sürece hep beraber son verebiliriz.”
Demirtaş davası semboldür
Ardından söz alan İHD MYK üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak da duruşmaya dair şunları söyledi: ”Demirtaş davası Kürt sorunu gibi geniş bir açıdan ele alındığında sembol bir davadır. Bu dava Demirtaş, HDP ve Kürt sorunu gibi daha geniş bir açıdan ele alındığında, Türkiye’deki demokrasi ve hukuk devleti mücadelesinin bir sembolü haline gelmiştir. Bizim AİHM’den talebimiz davanın içeriğindeki teknik ve hukuki süreci bu derin arka plan ışığında değerlendirmesidir. Bu Türkiye ve Avrupa’yı ilgilendirecek önemde bir dava. Aslında 18’inci maddeye yönelik talebimiz buna dayanıyor. Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili çok ciddi sorunlar var. Bu dava, sadece yargının değil yürütme ve yasamanın hep beraber başından itibaren halk nezdinde takdir toplamış bir siyasetçinin tam da bu başarısını cezalandırmak isteyen bir sisteme dönüşmüş bir dava. Umuyorum ki Avrupa’nın birçok ülkesinde yükselmekte olan sağcı-popülist siyasetin karşısında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu başvuru vesilesi ile buna önemli bir cevap verecek. Bu Türkiye’yi ve belki de Avrupa’nın tümünü etkileyecek önemde bir davadır” dedi.
Türkiye’nin oyununu görün
CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu: 20 Kasım 2018’de AİHM’in kararına rağmen 19. Ağır Ceza Mahkemesi bu karara uymadı. Ancak bu duruşmaya günler kala Türk mahkemesinin aldığı kararın bir oyun olduğunu dünya biliyor. Tabii ki AİHM heyetinin de bu oyunu göreceğine inanıyorum.
Türkiye’den formalite savunma
Almanya AP Yeşiller Milletvekili Berivan Aymaz: Türkiye tarafı formalite icabı buraya gelmişti. Hiçbir varlık gösteremediler. Aslında savunmaları Türkiye’nin durumunu çok net ortaya koydu. Mahkemeden olumlu bir sonuç çıkacağına şüphem yok.
Hükümetin argümanları yok
Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran: Olumlu bir karar bekliyoruz, çünkü çok farklı argümanlar konulmadı hükümet cephesinde. Önceki savunma ve tezlerin üzerine bir şey konulamadı. ‘Terörist’ suçlamasını açıklayamadılar. Dokunulmazlıkların kaldırılmasının muhalefete yönelik planlı bir adım olduğu da mahkemede bir kez daha teyit edildi. Hükümet cephesi bu konuda da savunma yapamadı. Avrupa İnsan Hakları Komiseri’nin de üçüncü taraf olarak konuşması tarihidir, pek rastlanmayan bir durum. Karar, Türkiye demokrasisini de etkileyecek. Bir süredir AİHM politik kararlar verdiği yönünde eleştiriliyor. Bu nedenle kamuoyundan bu davaya ilişkin beklenti büyük. Dokunulmazlığın başlıbaşına kaldırılmasının hukuksuz olduğu, HDP’ye yönelik tasfiyenin parçası olduğu yönünde bir karar çıkmadığı sürece tehlike devam edecektir.