Kürtler ve Ortadoğu konusunda bütün dünyanın kafası karışık; son bir kaç günde çok kısa aralıklarla biribine çok tezat kararlarla karşılaştık. Bir yandan Amerikan kamuoyu da dahil neredeyse bütün Batı kamuoyu Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine duyduğu sempatiyi; basında, sinemada, siyasette çok net bir şekilde ifade ederken, diğer yandan devletler düzeyinde bunun tam zıddı gelişmelerle şahit olduk.
ABD’nin; Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Murat Karayılan hakkında ortaya koyduğu tutumun üzerinden daha bir kaç gün geçmeden; Merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa Adalet Divanı PKK’nin AB Konseyi’ne karşı açtığı davayı PKK lehine karara bağladı. (Bu kararla Adalet Divanı ABD’nin tutumunu da hukuken boşa çıkarmış oldu.)
Mahkeme PKK’nin 2014-2017 yılları arasında terör örgütleri listesinde tutulmasında usul ve içerik hataları olduğuna hükmetti. Avrupa Adalet Divanı bu kararıyla Avrupa Hükümetlerinin PKK konusunda yasaklayıcı tutumunun hukuki değil tamamen siyasi nedenlere dayandığını ve Avrupa’nın PKK konusunda kendi hukukunu hiçe saydığını bütün dünyaya ilan etmiş oldu.
Avrupa hükümetleri söz konusu yasaklamalarla Türkiye’yi kısa vadede hoş tutarken; diğer taraftan da hem Türkiye’nin hem de bütün bölgenin istikrarsızlaşmasına neden olmaktadırlar.
Kürt Sorununu şiddet ve baskı yoluyla çözmeye çalışan Türkiye, Avrupa ülkelerinin bu tutumundan cesaret almakta ve içinde şiddete hız vermektedir. Bu da Kürt sorununda çözümsüzlüğü derinleştirmekte, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.
On yıllardır Türkiye’nin içerde Kürtleri terörize etme siyasetine; Avrupa ülkeleri de dışardan Kürtleri kriminalize ederek destek vermiştir. Bu tutum yıllar içinde sorunun çözümüne hiç bir katkı sağlamadığı gibi, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.
Avrupa Adalet Divanı’nın PKK lehine aldığı kararının hemen arkasından AİHM’in Selahattin Demirtaş kararı geldi. AİHM ilk defa 18. maddeyi işleterek bir ülke aleyhine karar verdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) söz konusu kararında mahkemelerin Sayın Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu özellikle uzun tutarak, Türkiye’de politik sürece demokrasi dışı müdahalede bulunduğuna hükmetmiş oldu. AİHM’e göre Türk mahkemeleri Selahattin Demirtaş’ın tutukluğunu özellikle uzun tutarak Türkiye’de seçme ve seçilme özgürlüğüne haklı olmayan müdahalelerde bulunmuşlardır.
Aslında AİHM bu kararıyla Demirtaş’ın tutuklandığı ilk günden bu yana ortaya koyduğu tezi destekler nitelikte bir karar almıştır; çünkü Demirtaş da her fırsatta Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini cezaevinde tutarak seçim sonuçlarını etkilemeye çalıştığını ifade etmiştir.
Şimdi AİHM de Selahattin Demirtaş’la aynı şeyi söylemektedir. Mahkeme 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa referandumu ile 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde tutukluğun uzatılmasının, demokratik bir toplumun özünü oluşturan çoğulculuğu ortadan kaldırdığına ve siyasi tartışmaların yürütülmesini imkansız hale getirdiğine hükmetti.
Böylece AİHM bu kararı ile sadece Sayın Selahattin Demirtaş’ın başvurusunu karara bağlamış olmadı; aynı zamanda Türk siyasal hayatının en kritik iki seçiminin de şaibeli olduğunu karar altına almış oldu.
AİHM söz konusu kararında sadece Demirtaş’ın haklılığına değil; aynı zamanda derhal serbest bırakılmasına da karar verdi. Bu karar haksız yere cezaevlerinde tutulan diğer siyasi tutsaklar açısından da emsal niteliğindedir.
AİHM’in söz konusu kararı ile demokrasi mücadelesinde moral üstünlük artık tamamen demokrasi güçlerine geçmiştir. “Erdoğan’ın yerel seçimlerde istemediğimiz kişiler belediye başkanı seçilirse kayyum atarız!” tavrı AİHM kararı ile boşa çıkmıştır.
Muhakkak AİHM’in bu kararının önümüzdeki dönemde çok önemli sonuçları olacaktır. Erdoğan Rejimi sadece hukuken değil aynı zamanda ahlaken ve vicdanen de mahkum olmuştur. Bu rejimin meşru olmadığı bir kez de AİHM kararı ile kayıt altına alınmıştır.
Bu koşullarda hepimiz üzerimize düşen şeyi yapmalı, yerel seçimlere daha fazla asılmalı; AKP ve Erdoğan’ın bütün hukuk ve vicdan dışı uygulamlarını boşa çıkarmalıyız. AİHM kararı ve yerel seçimler
Kürtler ve Ortadoğu konusunda bütün dünyanın kafası karışık; son bir kaç günde çok kısa aralıklarla biribine çok tezat kararlarla karşılaştık. Bir yandan Amerikan kamuoyu da dahil neredeyse bütün Batı kamuoyu Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine duyduğu sempatiyi; basında, sinemada, siyasette çok net bir şekilde ifade ederken, diğer yandan devletler düzeyinde bunun tam zıddı gelişmelerle şahit olduk.
ABD’nin; Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Murat Karayılan hakkında ortaya koyduğu tutumun üzerinden daha bir kaç gün geçmeden; Merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa Adalet Divanı PKK’nin AB Konseyi’ne karşı açtığı davayı PKK lehine karara bağladı. (Bu kararla Adalet Divanı ABD’nin tutumunu da hukuken boşa çıkarmış oldu.)
Mahkeme PKK’nin 2014-2017 yılları arasında terör örgütleri listesinde tutulmasında usul ve içerik hataları olduğuna hükmetti. Avrupa Adalet Divanı bu kararıyla Avrupa Hükümetlerinin PKK konusunda yasaklayıcı tutumunun hukuki değil tamamen siyasi nedenlere dayandığını ve Avrupa’nın PKK konusunda kendi hukukunu hiçe saydığını bütün dünyaya ilan etmiş oldu.
Avrupa hükümetleri söz konusu yasaklamalarla Türkiye’yi kısa vadede hoş tutarken; diğer taraftan da hem Türkiye’nin hem de bütün bölgenin istikrarsızlaşmasına neden olmaktadırlar.
Kürt Sorununu şiddet ve baskı yoluyla çözmeye çalışan Türkiye, Avrupa ülkelerinin bu tutumundan cesaret almakta ve içinde şiddete hız vermektedir. Bu da Kürt sorununda çözümsüzlüğü derinleştirmekte, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.
On yıllardır Türkiye’nin içerde Kürtleri terörize etme siyasetine; Avrupa ülkeleri de dışardan Kürtleri kriminalize ederek destek vermiştir. Bu tutum yıllar içinde sorunun çözümüne hiç bir katkı sağlamadığı gibi, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.
Avrupa Adalet Divanı’nın PKK lehine aldığı kararının hemen arkasından AİHM’in Selahattin Demirtaş kararı geldi. AİHM ilk defa 18. maddeyi işleterek bir ülke aleyhine karar verdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) söz konusu kararında mahkemelerin Sayın Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu özellikle uzun tutarak, Türkiye’de politik sürece demokrasi dışı müdahalede bulunduğuna hükmetmiş oldu. AİHM’e göre Türk mahkemeleri Selahattin Demirtaş’ın tutukluğunu özellikle uzun tutarak Türkiye’de seçme ve seçilme özgürlüğüne haklı olmayan müdahalelerde bulunmuşlardır.
Aslında AİHM bu kararıyla Demirtaş’ın tutuklandığı ilk günden bu yana ortaya koyduğu tezi destekler nitelikte bir karar almıştır; çünkü Demirtaş da her fırsatta Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini cezaevinde tutarak seçim sonuçlarını etkilemeye çalıştığını ifade etmiştir.
Şimdi AİHM de Selahattin Demirtaş’la aynı şeyi söylemektedir. Mahkeme 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa referandumu ile 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde tutukluğun uzatılmasının, demokratik bir toplumun özünü oluşturan çoğulculuğu ortadan kaldırdığına ve siyasi tartışmaların yürütülmesini imkansız hale getirdiğine hükmetti.
Böylece AİHM bu kararı ile sadece Sayın Selahattin Demirtaş’ın başvurusunu karara bağlamış olmadı; aynı zamanda Türk siyasal hayatının en kritik iki seçiminin de şaibeli olduğunu karar altına almış oldu.
AİHM söz konusu kararında sadece Demirtaş’ın haklılığına değil; aynı zamanda derhal serbest bırakılmasına da karar verdi. Bu karar haksız yere cezaevlerinde tutulan diğer siyasi tutsaklar açısından da emsal niteliğindedir.
AİHM’in söz konusu kararı ile demokrasi mücadelesinde moral üstünlük artık tamamen demokrasi güçlerine geçmiştir. “Erdoğan’ın yerel seçimlerde istemediğimiz kişiler belediye başkanı seçilirse kayyum atarız!” tavrı AİHM kararı ile boşa çıkmıştır.
Muhakkak AİHM’in bu kararının önümüzdeki dönemde çok önemli sonuçları olacaktır. Erdoğan Rejimi sadece hukuken değil aynı zamanda ahlaken ve vicdanen de mahkum olmuştur. Bu rejimin meşru olmadığı bir kez de AİHM kararı ile kayıt altına alınmıştır.
Bu koşullarda hepimiz üzerimize düşen şeyi yapmalı, yerel seçimlere daha fazla asılmalı; AKP ve Erdoğan’ın bütün hukuk ve vicdan dışı uygulamlarını boşa çıkarmalıyız.