Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) geçte olsa, Sayın Selahattin Demirtaş hakkındaki kararını nihayet Salı günü açıkladı. Gecikmiş bir karar. Telafisi ne hukuken ne de siyaseten mümkün olmayan “ihlallerin” ardından gelen bu karar, Sayın Demirtaş’ın serbest bırakılmasına hükmetti.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) kişi özgürlüğü ve güvenliğini güvence altına alan 5. Maddesinin 3. Fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHS’in bu maddesi kişilerin gerekli haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı düzenliyor. Demirtaş’ın “yeterli” bir gerekçe olmadan ve “uzun” tutukluğunun AİHS’e aykırı olduğuna hükmediyor. AİHM kararında, Demirtaş’ın gerekçesi olmayan uzun tutukluluk süresinin, ifade özgürlüğü ve seçme ve seçilme haklarının da ihlal edildiğine hükmediyor.Demirtaş kararında AİHM, Türkiye’nin, AİHS’nin 18. Maddesinin de ihlal ettiği sonucuna varıyor. Bu “ilk” üzerinde birçok hukuk otoritesi hemfikir. AİHS 18. Madde, hak ve özgürlüklerin sözleşme hükümleri ile izin verilen durumlar dışında kısıtlanamayacağını düzenliyor. AİHS ek 1’nolu protokolün 3. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan mahkeme, ilk kez, “parlamento faaliyetleri” nedeni ile tutuklanan bir kişinin haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Söz konusu ek protokol, kişilerin seçme ve seçilme haklarını güvence altına alıyor.

AİHM’nin Demirtaş kararında yer alan dikkat çekici bir diğer tarafı da, “tehdit altında olan yalnızca başvurucunun bireysel hak ve özgürlükleri değil tüm demokratik sistemin kendisidir.” tespitinin yapılmasıdır. Bu tespiti ile mahkeme, 18. Maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. Fıkrası ile 18. Maddesinin birlikte değerlendirilmesi, Demirtaş davasında, mahkemenin de kendi tarihinde bir “ilk”e imza atması sonucunu doğurmuştur.

AİHM kararı bir bütün olarak incelendiğinde Demirtaş ile birlikte yapılan tüm tutuklamaların “siyasi” boyutunu ortaya seriyor. Mahkemenin, demokrasi ve insan hakları açısından Türkiye’deki “gerilemeyi” yaptığı bu saptamalarla gündeme taşıyor. Hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı sorunu, Demirtaş kararı ile bir kez daha bütün yakıcılığı ile gündeme gelmiş durumda. Mahkeme kararında yaptığı saptamalarla, açıkça demokrasi ve hukuk yolunu gösterirken, AİHS standartlarının sadece bu dosya özelinde verilen kararla değil, mahkemenin diğer ihlal kararlarında da, Türkiye’nin bu standartlardan ne kadar uzaklaştığının da kanıtı.

Erdoğan’ın, Demirtaş kararına ilişkin olarak yaptığı açıklama, Demirtaş ve onunla birlikte tutuklanan tüm seçilmiş ve siyasetçilerin hangi siyasi Saiklerle tutuklandıklarının kanıtı. Erdoğan Avrupa Konseyi ve AİHM’e meydan okuyarak, “Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” demesi “yargıya” açık bir siyasi müdahiledir. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün utangaç açıklamaları durumun “vahametini” kurtarmaya yetmiyor.

Anayasanın 90. Maddesinde belirtilen “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir…. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” ve bizatihi, Türkiye’nin altında imzası olan AİHS’nin 46. Maddesi, “Yüksek sözleşmeci taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.” hükümleri BAĞLAYICILIK konusunda yeterince fikir veriyor.

Dolayısı ile bu karar Türkiye için BAĞLAYICIDIR. Türkiye öncelikle mahkemeye ve kararlarına saygı göstermelidir. Ve gecikmeksizin Sayın Demirtaş başta olmak üzere tüm seçilmiş ve siyasi tutukluları serbest bırakmalıdır.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, her halde “bu karar bizi bağlamaz” sözünü bir yerlere not etmiştir. Zira AİHM kararlarının, AİHS’ne taraf ülkelerce uygulanmalarını takip etmekle yükümlü Bakanlar Komitesi, bu kararın uygulanmasını da yakından takip edecektir. Türkiye’nin bu kararın uygulanmasına ilişkin “direnişi” yaptırımları gündeme getirecektir. Eğer Türkiye, Avrupa Konseyi gibi bir uluslar arası örgütten “ayrılmayı” ya da “çıkarılmayı” düşünmüyorsa, AİHM’in Demirtaş kararının gereğini yapmak zorundadır.