AİHM, Avrupa Konseyi’nin yargı ayağı olarak üye ülkelerin, belli bazı ilkeler etrafında ortak standartlara ulaşmalarını hedefledi. Avrupa Konseyi’nin politik hattı, mahkemeye de yansıyor. Son yıllarda özellikle Türkiye konusundaki kararları ile Avrupa’nın politikaları arasından bir paralellik var. Avrupa, otoriterleşen Türkiye’yi kendi içinde tutmaya çalışırken AİHM de Türkiye’yi memnun eden kararlara imza atıyor. AİHM, insan hakları alanındaki denetim rolünü yitirdikçe, doğal olarak hükümet argümanlarıyla yetinen bir noktaya savruldu. İşte AİHM’in ’şaibeli’ kararlarından bazı örnekler:
ROBOSKÎ’YE SIRTINI DÖNDÜ
AİHM, AYM'ye iki gün geç belge yollaması nedeniyle çoğu çocuk 34 kişinin savaş uçaklarıyla parçalandığı Roboskî Katliamı ile ilgili 276 başvurucunun başvurusunu iç hukuk yollarını tüketmediği için kabul edilemez buldu.
Kabul edilemezlik kararının dayanağı, AYM'ye yapılan başvurudaki eksiklikti. Avukat eksik olduğu bildirilen belgeleri verilen 15 günlük sürede değil 17. günde gönderdi. Gerekçe olarak da sağlık raporu sundu. AYM, vekaleti tam olan/olmayan ayrımı yapmaksızın hem avukatın raporunu kabul etmedi hem de tüm başvuruları reddetti. AİHM, bunu benimsedi. Doç. Kerem Altıparmak, AİHM'in bu yaklaşımıyla artık şunun mümkün olduğunu söyledi: “Bir devlet kimyasal silah kullanıp binlerce kişiyi öldürse, sonra avukat AYM'ye davanın esasını etkilemeyecek bir belgeyi iki gün sonra verse kimyasal silah kullanımının bir önemi kalmayacak AİHM için. AİHM bu kararıyla Roboskî faciasının üstüne hukuki bir beton döktü ve tarihe gömdü.”
Katliamla ilgili AYM’ye yapılan başvuru reddedilince 281 başvurucu, yaşam hakkı ihlali başta olmak üzere hak ihlalleriyle ilgili AİHM’e başvuru yapmıştı.
KHK’Yİ BAŞINDAN SAVDI
AİHM, Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) görevinden uzaklaştırılan öğretmen Gökhan Köksal'ın başvurusunu reddetti.AİHM oy birliği ile aldığı kararda davacı öğretmen Köksal'ın 'iç hukuk yollarını tüketmediğine' hükmetti ve Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu'nu adres gösterdi.Erzurum'da görev yapan Gökhan Köksal, 25 Temmuz 2016'da OHAL tedbirleri kapsamında açığa alınmıştı. Gökhan Köksal, 1 Eylül 2016'da KHK ile görevinden uzaklaştırılmıştı. Böylece AİHM, on binlerce kişinin mağduriyetini başından savarak, Türk yargısına mahkum etti. AİHM'e başvuru yapılırken öncelikli talep, hukuka aykırılığın tespitiydi. AİHM, bundan kaçındı. Komisyon’un verdiği kararlar da ortada. Başvuran aleyhine ret kararı çıkınca idare mahkemesi ve sırasıyla İstinaf Mahkemesi'ne, Danıştay'a, Anayasa Mahkemesi'ne ve son olarak da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılacak başvurular yıllar sürecek. Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili pek çok davayı AİHM'e taşıyan hukukçulardan Kerem Altıparmak da uluslararası mahkemenin kararı için şunları söylüyor: "AİHM'in yargılama standartlarının Türkiye'deki herhangi bir mahkeme ve Anayasa Mahkemesi standartlarına inmiş olması, utanç verici. Mahkemenin bu komisyonun kuruluşuna, karar mekanizmalarına ve ona karşı gidilebilecek yollara ilişkin bilgi sahibi olmaması mümkün değil. Kararında komisyona ve KHK'lara ilişkin eleştirilere değinmiyor. Türk mahkemelerin işine gelen AİHM kararlarını kullanmasında olduğu gibi, Venedik Komisyonu'nun OHAL Komisyonu kurulduktan sonraki eleştirilerine dair hiçbir şey söylemiyor. Türk usulü karar vermek bu."
İMRALI’DA TECRİDE ORTAK OLDU
AİHM, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, 2008’de hücresinde yapılan aramanın ardından, “kötü muamele ve işkence yasağını ihlalden” yaptığı başvurusunu karara bağladı. Başvuru, oybirliğiyle “kabul edilemez” bulundu.
Öcalan, bulunduğu İmralı Cezaevi’ndeki hücresinde 7 Ekim 2008’de yapılan arama sırasında, gardiyanlarca kötü muamele ve işkenceye maruz kaldığı gerekçesiyle 21 Ekim 2008’de avukatları aracılığıyla Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi verdi. Şikayetin ardından Öcalan’a destek amacıyla birçok kentte protesto gösterileri de düzenlendi. Bir hapishane yöneticisi ve iki gardiyan hakkında açılan disiplin soruşturması takipsizlikle sonuçlandı.
Ocak 2009’da Mudanya Cumhuriyet Başsavcılığı da adli soruşturmayı sonlandırdı ve “Öcalan’ın her gün uzmanlarca muayene edildiğini, bu muayeneler sırasında doktora bu yönde bir şikayet belirtmediğini” ifade ederek takipsizlik kararı verdi. Kararda, tıbbi raporlarda da herhangi bir kötü muamelenin bulunduğuna dair kanıt olmadığı öne sürüldü.
Bu karara yapılan itiraz da Yalova Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddedilince AİHM’e başvuru yapıldı.
AİHM, Ekim 2018’de açıkladığı kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde düzenlenen “işkence ve kötü muamele yasağını” ihlal edilmediğine hükmetti. Kararda, kötü muameleye dair bir kanıtın mahkemeye sunulmadığı ifade edildi. Savcılığın takipsizlik kararına atıfla, psikiyatrist ve dahiliye uzmanı muayenelerinde de bu yönde bir şikayetin raporlanmadığı, Öcalan’ın hapishane idaresine de bir şikayette bulunmadığı belirtildi. Ayrıca, Avrupa Konseyi İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezalandırmayı Önleme Komitesi’nin (İşkenceyi Önleme Komitesi - CPT) İmralı Cezaevi’ne Ocak 2010’da yaptığı ziyaretlerde de bu olayla ilgili bir şikayetin dile getirilmediği kaydedildi. Öcalan’ın başvurusunda yer alan, AİHS’in 2. maddesindeki “yaşam hakkı” ile 14. maddesindeki “ayrımcılık yasağının” ihlal edildiğine dair iddiaları da aynı şekilde reddedildi.
Kopyala-yapıştır
Asrın Hukuk Bürosu, 2 Mart 2010’da yaptıkları başvurunun, 8 yıl aradan sonra karar vermesine ve kararın zamanlamasına dikkat çekti. Karar, Türk tarafının İmralı’da görüşme yapılmamasını, Öcalan’ın aldığı disiplin cezalarından kaynaklandığını açıklamasından sonra geldi. AİHM’in kararına dayanak yaptığı gerekçelerin, hükümetin savunmalarından alıntılandığını vurgulayan Asrın Hukuk Bürosu, şunlara dikkat çekti:
- Hükümet tarafından ortaya konulan tek taraflı beyanlar esas alındı.
- Öcalan’ın 1999’dan beri içinde tutulduğu tecrit ve izolasyon koşullarını yok sayarak istediği zaman avukatlarına, bağımsız doktorlara, tarafsız savcı ve yargı mercilerine ulaşma imkanı varmış da kendisi bu imkanlardan yararlanmamış gibi bir ön kabulle hareket etti.
- Öcalan’ın fiziki saldırıya maruz kaldığı dönemde devam eden görüşme süreçlerine zarar gelmemesi için yaptığı sağ duyulu açıklamalara, sanki fiziki müdahale olayı hiç yaşanmamış, şikayetçi olmamış gibi bir anlam yükleyen hükümetin argümanlarını aynen kabul et
- 2009’da gardiyanların değiştirildiği, İmralı Sisteminin yenilendiği, aynı şekilde şikayet konusu olaya dair İmralı Hapishanesi’nde gerçeği açığa çıkaracak kamere görüntülerine soruşturma yetkilileri tarafından başvurulmadığı AİHM tarafından hiçbir şekilde sorgulanmadı.
- AİHM’in Öcalan’ın görüşlerine başvurulmadığını görmezden gelip etkili soruşturma yükümlülüğünü ortadan kaldırarak, ispat yükünü zor şartlar altında olan Öcalan ve avukatlarına yükledi.
- Fiziki saldırının yaşandığı dönemde TTB’nin ziyaret ve kontrol talebine müsaade edilmemesini şüpheli bulup sorgulamak yerine, referans kabul ettiği CPT’nin faydalı bulmadığı doktor ziyaretlerini esas aldı.
- Karar, bugün İmralı’da süren, tarihin en ağır tecrit koşullarının ve İmralı Tecrit Sisteminin Avrupa, AİHM ve CPT’den bağımsız inşa edilip sürdürülmediğini de kanıtladı.
- Karar, devletlerin işkence ve kötü muamele yönelimlerine meşruiyet kazandıracağı hukuksal ön kabul mahiyetindedir.
Hükümeti aklıyor, ona argüman üretiyor
Öcalan’ın avukatlarından Mahmut Şakar’a göre AİHM, ispat yükümlülüğünü tamamen Öcalan’a yüklüyor. Hatta hükümeti aklayan, onun yerine düşünen bir argüman içinde dile getiriyor bunu.
HABER MERKEZİ