• Avukat Rengin Ergül, AK’nin “Umut Hakkı”nı Eylül ve Aralık toplantısında yeniden gündeme almasını sağlamak için Bakanlar Komitesi'ne yeni bildirimler sunmayı sürdüreceklerini söyledi. 

 

BARIŞ BALSEÇER/STRASBOURG

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 2014 yılında verdiği ve “Umut Hakkı” ihlali tespitinde bulunduğu kararın üzerinden 12 yıl geçti. AİHM kararlarının infazını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi uzun yıllardır Türkiye'den mevzuatını değiştirmesini talep etse de bu karar doğrultusunda herhangi bir yasal düzenleme yapılmadı. Komite'nin, Türkiye'ye tanıdığı sürenin dolmasının ardından “Umut Hakkı” dosyalarını Eylül toplantısında yeniden değerlendirmesi bekleniyordu. Ancak açıklanan gündemde bu dosyalara yer verilmedi. “Umut Hakkı” dosyalarını uzun yıllardır takip eden Uluslararası İnsan Hakları ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) üyesi Avukat Rengin Ergül ile hem bu gelişmenin anlamını hem de “Umut Hakkı”na ilişkin hukuki sürecin geldiği noktayı konuştuk.

12 yıl geçti

Sürecin temelini AİHM'nin 2014 tarihli Öcalan (No.2) kararının oluşturduğunu hatırlatan Ergül, bu kararın ardından verilen Kaytan, Gurban ve Boltan kararlarıyla oluşan dosya grubunun 2015’ten bu yana Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından “geliştirilmiş denetim usulü” kapsamında izlendiğini söyledi.

Geliştirilmiş denetim usulünün yapısal sorunlar içeren, ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin ve öncelikli kabul edilen dosyaların değerlendirildiği mekanizma olduğunu belirten Ergül, “Bakanlar Komitesi'nin yerleşik uygulamasına göre bu kapsamdaki dosyaların yılda en az bir kez gündeme alınması beklenir. Ancak ‘Umut Hakkı’ dosyalarının 2015'ten bu yana her yıl gündeme alınmadığını görüyoruz” dedi.

AİHM kararının üzerinden yaklaşık 12 yıl, Bakanlar Komitesi denetiminin başlamasının üzerinden ise yaklaşık 11 yıl geçtiğini dile getiren Ergül, buna rağmen Türkiye'nin kararların gerektirdiği yasal düzenlemeleri hayata geçirmediğini söyledi.

Somut gelişme yok

Bakanlar Komitesi'nin bugüne kadar Türkiye'den mevzuatını AİHM içtihadına uygun hale getirmesini, diğer üye devletlerdeki iyi uygulamaları dikkate almasını ve uygulamaya ilişkin istatistiki verileri paylaşmasını talep ettiğini aktaran Ergül, Komite'nin son olarak 2025 Eylül toplantısında Meclis bünyesinde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na atıfta bulunduğunu ve gerekli düzenlemelerin Meclis tarafından gerçekleştirmesi gerektiğini belirtti.

Komisyon raporunda AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin genel bir tavsiye dışında somut bir reform takvimi, yasa teklifi ya da mevzuat değişikliği önerisi yer almadığını ifade eden Ergül, “Reform olarak sunulan sınırlı bazı değişiklikler dışında ‘Umut Hakkı’ bakımından Türkiye'de halen somut bir hukuki gelişme bulunmamaktadır” dedi.

İkinci bir ara karar olabilir

Avrupa Konseyi'nin yaptırım mekanizmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ergül, yaptırımların hukuken var olması ile fiilen uygulanması arasında bir ayrım yapmak gerektiğine dikkat çekti. Avrupa Konseyi’nin çeşitli yaptırım mekanizmaları bulunsa da mevcut siyasi konjonktürde kısa vadede uygulanabileceğini öngörmediklerini söyledi.

Öte yandan, ‘Umut Hakkı’ dosyalarında Türkiye hakkında bugüne kadar yalnızca bir ara karar bulunduğunu belirten Ergül, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş dosyalarında birden fazla ara karar alındığını hatırlatarak şunları söyledi: “Bu dosyalarda Bakanlar Komitesi'nin en ağır denetim mekanizması olan ihlal prosedürü işletildi. ‘Umut Hakkı’ dosyalarında yalnızca tek bir ara karar söz konusu. Hem Komite'nin yerleşik uygulaması hem de mevcut siyasi koşullar dikkate alındığında bugün için en olası adım ikinci bir ara karar olabilir. Ancak mevcut tablo bunun dahi kısa vadede güçlü bir ihtimal olmadığını gösteriyor.”

Bir yıllık programa girmedi

Ergül, Bakanlar Komitesi'nin Türkiye'ye Haziran 2026 sonuna kadar süre verdiğini, bu nedenle Eylül toplantısı gündeminde Gurban Grubu dosyalarının yer almasını beklediklerini söyledi ve şöyle devam etti: “Çünkü bir devlete tanınan sürenin ardından dosyanın ilk toplantıda yeniden değerlendirilmesi denetimin doğal gereğidir. Ancak açıklanan gündemde Gurban Grubu yer almadı. Bunun yanında Komite bir yıllık çalışma takvimini de açıkladı. Takvim kesin olmasa da yıl içinde yeni dosyalar eklenebiliyor. Komite'nin öncelik verdiği birçok dosya yıllık takvimde yer alırken Gurban Grubu bu takvime de dahil edilmedi.”

Bu durumun Komite'nin kendi denetim misyonunu yerine getirmediğini gösterdiğine işaret eden Ergül, dosyayı gündemine almayan bir Komite'nin kısa vadede ikinci ara karar ya da ihlal prosedürü gibi daha ağır mekanizmaları işletmesinin gerçekçi görünmediğini dile getirdi.

Aralık gündemine alınmalı

Avrupa’daki sivil toplum örgütleriyle Bakanlar Komitesi'ne yeni bildirimler sunmayı sürdüreceklerini belirten Ergül, amaçlarının ‘Umut Hakkı’ dosyalarının Aralık toplantısında yeniden gündeme alınmasını sağlamak olduğunu söyledi. Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin de ortak bir çalışma yürütmesinin önemine işaret eden Ergül, ‘Umut Hakkı’na ilişkin gerekli reformun ancak TBMM tarafından gerçekleştirilebileceğini kaydetti: “Mevzuatta yer alan kategorik koşullu salıverilme engellerinin kaldırılması ve AİHM içtihadına uygun yeni bir yasal düzenlemenin yapılması gerekiyor. Bu da ancak TBMM tarafından gerçekleştirilebilir.”

Ergül, meselenin yalnızca uluslararası denetim mekanizmalarının değil, Türkiye'de kamuoyunun, sivil toplumun ve siyasal aktörlerin de gündeminde olması gerektiğini söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Bugün genel olarak dünyada ve özelde de Türkiye'de Kürt meselesini aşan daha geniş anlamda bir insan hakları krizi yaşanıyor. Ancak demokratik bir toplumdan ve barış sürecinden söz ediyorsak, insan haklarının en güçlü ve en ısrarlı toplumsal talep olması gerekiyor. Bu nedenle TBMM nezdinde yürütülecek siyasi girişimlerin, kamuoyu baskısının ve sivil toplumun ortak mücadelesinin bu süreçte önemli bir karşılığı olacağını düşünüyorum.”