Öldürmenin nereden gelirse gelsin bir hak olmadığını düşünmek ve ifade etmek, beyin hasarı olmayan, vicdan yetisine sahip her insanın dile getirebileceği bir yargı önermesidir.
Bu ve benzeri önermeleri dile getirenlere saldırmak, taraf tutuyor demek, onları aşağılamak, hakaret etmek ise nefret suçu ve insan hakları ihlalidir.
Onlar öyle düşünebilir, öyle ifade edebilir. Herkes sizin istediğiniz gibi düşünmek zorunda değildir.
Onun için "Akademisyenlerin bildirgesine" yapılan saldırıyı nefret suçu olarak ifade etmek sanırım yanlış olmasa gerek.
Atina’daki Akademia’nın kurucusu Platon’un şu sözlerini hatırlayalım; "Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar." İşte tam da bu ifade sağlıklı bir beyne sahip olan ve olmayan insanların olaylar ve durumlar karşısındaki tavırlarını ifade eder. Çünkü söyleyecek bir fikri olmak ile söylemek zorunda olmak farklı durumlardır. Birincisinde işin içine vicdan ve özgür irade yani Alman filozof, Fichte’nin "Vicdanına göre eylemde bulun!" nosyonu, ikincisinde ise paradigmalarının emir komutu zincirinden kaynaklı bir durum vardır.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada "eylem" ve "vicdan" arasındaki bağın koparılmaya çalışılmasını da bu bağlamda değerlendirebiliriz. Çünkü birileri sürekli "Vicdanınıza göre eylemde bulunmayın! Benim istek ve "paradigmalarıma" göre eylemde bulunun!" diyor. Vicdanının sesini dinleyen ve ona göre eylemde bulunanlara karşı; ise "hain", "alçak", "müsvedde" gibi aşağılayıcı ve hedef gösterici bir dil kullanılıyor.
Sanırım, bu tablonun en acı verici yanı ise metne imza atan akademisyenleri aşağılayan bu dil karşısında yine aynı kürsüleri paylaşan akademisyenlerin büyük bir kısmının sessiz kalması. Unutmayın ki bu ülkede yüz elli bin akademisyen var. Yarın öbür gün bunlara da başka birleri çıkıp aynı sıfatları kullansa ne olacak?
Akademisyenler neden devlete şiddeti bırak demiş. Nasıl olur da devlete böyle bir şey diyebilirler. Kıyamet koptu adeta. Elbette Akademisyenler hükümeti muhatap alacaklardır, çünkü bu devletin Akademisyenleridir. Karşılarında muhatap olarak hükümet vardır.
"Fikirlerinize katılmıyorum, ancak onları ifade etmeniz için hayatımı feda ederim" diyen Voltaire yaşasaydı eminim bu fikirlerin ifade edilmesi için o da ayrı bir imza kampanyası başlatırdı. İşin garip tarafı bir zamanlar Voltaire’i ağzından düşürmeyen "İslamcı Entelektüellerin!" Bu durum karşısında süt dökmüş kediye dönmeleri ve fonksiyonel bir riyakârlığa bürünmelerini Voltaire, mezarından şaşkınlıkla izliyordur.
İşin bir başka trajik yanı ise "hiçbir ölüme ve öldürülme eylemine suç ortağı olmayacağız" diyenlere karşı devlet kurumlarının sessiz kalmasıdır. Yine kendisi de akademisyen olan Başbakan Davutoğlu’nun akademisyenlere seslenerek bu bildiriye imza atanlardan imzalarını geri geri çekin çağrısı yapmasıdır. Oysa bunun Türkçe ifadesi ölümleri onaylayın demektir. "Hukuk devletinin her yurttaşın can güvenliğini korumasıyla mükellef olduğu" ilkesini yok saymak ve devletin öldürme hakkının saklı olduğunu itiraf etmektir. Asıl problem de buradadır. Yani, "Devlete ve ona karşı başkaldıranlara öldürme hakkı vermektir."
Unutulmamalı ki "Öldürme hakkı" diye bir hak hukukta meşru değildir. Bunu ister kamu düzenini sağlamakla yükümlü olan devlet isterse bu devlete karşı mücadele eden örgütler ve kişiler yapsın meşru olmayacaktır.
Bunun hak olduğunu savunan devlet olduğu durumlarda bunun adı "Legal terörizm", yine bunun hak olduğunu savunan örgüt ve kişiler olduğu durumlarda ise bunun adı "İllegal" ve "Kriminal" terörizmdir. Bunun da "lamı cimi" yoktur. Çünkü insan öldürmek, onun varlık bütünlüğünü ortadan kaldırmak herhangi bir hak ile ilişkili değildir. Bunun adı ve Türkçesi cinayet ve katliamdır. İnsanın varlık bütünlüğüne dokunanlara karşı, başkaldıranlara dokunmak ise sağlıklı bir beynin yapacağı bir eylem değildir diye düşünüyorum.
Bu bağlamda baktığımda akademisyenlerin "Öldürme hakkına" karşı yayınladıkları bildiri ve bildiriler her durumda meşru, insanın onurunu ve değerini korumak için yayımlanmıştır. Amacı her insanın yaşam hakkının korunması ilkesidir.
Çünkü insan, "Doğa durumunda" değildir, barınmak ve yaşamak için kendini ve çevresini öldürmek ve yok etmek zorunda değildir.
Ne yazık ki yıllar önce Champs-Elysées Bulvarı’nda "Sartre’ı kurşuna dizin" diyenler ile bugün akademisyenlere karşı linç kampanyası başlatanlar ve "Devletin öldürme hakkını savunanlar" arasında nasıl bir fark var bilemiyorum. Siz biliyor musunuz?