Türk devleti ve AKP son gelişen çatışmasızlık ve demokratik çözüm sürecini de sulandırıyor ve bir oyalama sürecine dönüştürmek istiyor. Bu açıdan KCK Yönetimi’nin AKP Hükümeti’ni ciddiyete davet etmesi anlamlıdır. Üzerinde dikkatle durulması gerekir. Kürt Halk Önderi ve KCK ne kadar titiz ve dikkatli davranarak bu süreci ilerletmek istiyorsa da AKP Hükümeti o kadar sorumsuz ve hoyratça yaklaşıyor.

Bu tür sorunlarda, bu tür durumlarda siyasal olarak en önemli durum çatışmasızlık ortamını yaratmaktır. Kürt Özgürlük Hareketi geri çekilmeyi de içine alan bir kalıcı çatışmasızlık ortamını yaratmıştır. AKP Hükümeti ve birçok yazar çizer yedi aydır hiç ölüm olmuyor, diyor. Bu durum siyasi adımlar ve çözüm için en büyük fırsat ve zemin değil midir? Bunu da yaratan Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Buna rağmen Türk devleti ve AKP nasıl yaklaşıyor? Ben eskisi gibi egemenlikçi olacağım, Kürtler üzerindeki politikamı esas olarak eskisi gibi sürdüreceğim diyor. Kürt sorununu doğrudan ilgilendiren konularda adım atmayacağım dediği gibi, bu sürecin olumlu gelişmesine zemin olacak adımları da atmıyor; sadece bir şeyler yapılabileceğinin söylenmesi dışında bir şey söylemiyor. Bunu da bu süreci devam ettirmek için yapıyor. Çünkü süreç bozulursa en fazla kendisi kaybedecektir. Ne süreç bozulsun diyor, ne de adım atıyor. Bu cambazlığı dünyada kim becermiş bilemiyoruz. Ama bu cambazlık eşyanın tabiatına aykırıdır. Herhalde ben şuraya gideceğim denilecek, hem de hareket etmeden oturulacak, bu mümkün müdür?
Doğrudur, İmralı’da yapılan görüşmeler ve müzakereler bir anlaşmadan çok bir mutabakattır. Adım adım ilerleyecek bir süreç öngörülmüştür. Örneğin AKP Hükümeti’nin adım atması çatışmasızlık sonrasına bırakılmıştır. Silahlı güçlerin nasıl bir biçime kavuşacağıysa AKP’nin adım atarak Kürt sorununu kalıcı bir çözüme kavuşturması sonrası gündeme girecektir. Buna da üçüncü aşama ya da normalleşme denilmiştir. Böylece mutabakatta belirlenen bir süreç öngörülmüştür.
Bu sürecin ilk aşamasının gereği olarak ateşkes ilan edilmiş, çatışmasızlık sağlanmış ve gerillaların önemli bir bölümü de Türkiye sınırları dışına çıkmıştır. Böylece birinci aşamanın gerekleri Kürt Özgürlük Hareketi’nce yerine getirilmiştir. Bu süreci başlatan Kürt Halk Önderi “benim  için esas olan çatışmasızlıktır, çekilme de başlamıştır, ne kadar çekilmiş ya da çekilmemiş işin esası değildir. Çatışmasızlık sağlanıp çekilme başladığında birinci aşama biter, ikinci aşamaya geçilmiştir” değerlendirmesi yapmıştır. Hatta KCK ve BDP’nin ikinci aşama Haziran’ın sonunda başlayacaktır değerlendirmesini çok ciddi eleştirmiştir. Bu süreci başlatan ve mutabakatın esas aktörü olan Kürt Halk Önderi böyle diyorsa, o zaman AKP Hükümeti’ne düşen görev ikinci aşamayı başlatmaktır. Anayasal ve yasal değişiklikleri yapmaktır. Bu konuda ayak sürtmek, zamana yaymak sürece yapılacak en büyük kötülüktür. Bu süreci süreç karşıtları bozamaz, bu sürece en büyük zarar verecek olanlar Kürt sorununda adım atması gerekenlerin adım atmamasıdır. Sorunu var eden zeminin ortadan kaldırılmasıdır. Sorunu var eden devlet politikası değiştirilip Kürt sorunu çözülmezse Kürt tarafı ne yapabilir ki! Ne kadar makul yaklaşılsa da, iyi niyet gösterilse de süreci ilerletemez ve bu sorunu ortadan kaldıramaz. Sık sık söylendiği gibi bu PKK gitse başka PKK gelir. Şimdi AKP sorunu çözecek adımlar atmamakta direniyor. Sadece adım atacak gibi yapıyor. O meşhur odun kırıcının hık deyicisi hikayesinde olduğu gibi sadece “hık” diyor ya da kadı gibi para verme yerine paranın şıkırtısını dinletiyor.
Şimdi basında her gün astı astarı olmayan haberler yapılıyor. Gerilla şu kadar yol kesmiş, şu kadar yol kontrolü yapmış, şu kadar tehdit etmiş, şu kadar araç yakmış haberleri vererek hükümetin adım atmamasına gerekçe yapılıyor. Böylece çatışmasızlık ortamı ve gerillanın geriye çekilmesi gündemden düşürülüp önemsizleştirilmeye çalışılıyor. Bununla AKP kurtarılmaya, ikinci aşmanın gereklerini yerine getirmemesinin ortamı ve gerekçeleri yaratılmak isteniyor. Belki birkaç ufak tefek ve süreci hiçbir biçimde etkilemeyecek bu tür olaylar AKP’nin sürecin gereklerini yerine getirmemesinin siyasal havası yapılmaya çalışılıyor. Gerilladan bugüne kadar sorumlu olan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, “böyle bir şey yok, yapılanlara eylem demek bile doğru değildir” demiştir.
Bektaşi’ye sormuşlar, şarap içer misin? O da uzata uzata, akşamdaaaan akşamaaa demiş. Namaz kılar mısın diye sorulduğunda hızlı hızlı ve çabuk çabuk bayramdan bayrama, bayramdan bayrama demiş. Yani en az yaptığı işi en çok yapıyormuş gibi göstermiş. Şimdi Türk basını ve AKP Hükümeti Bektaşi gibi hızlı ve acele bayramdan bayrama der gibi şu olmuş, şu olmuş, şu olmuş diyerek sanki çatışmasızlık yokmuş, büyük bir savaş ortamındaymışız gibi bir hava yaratmaya çalışıyor. Bunu bizzat hükümet tarafının kendi sorumluluklarından kaçmak için yaptığı anlaşılmaktadır. Herhalde MİT bu tür yalan haberler bilançolar servis ediyor; Türk basını da gereğini yapıyor.
Kürt tarafı, bir gencin askerler tarafından öldürülmesine misilleme dışında hiçbir eylem olmadığını söylüyor. Bu olayda da sadece bir asker ölüyor. Şimdi durum böyleyken, çatışmasızlık sürerken her gün gerilla şurada şunu yaptı, bunu yaptı, şurada asayiş kuruldu gibi haberler yapmak, yaptırmak kesinlikle maksatlıdır.
Gerillaların on yıllardır şehit düşen arkadaşlarının cenazesini çatışmasızlık ortamından yararlanıp bir yere toplamasının sanki savaş yapılmış gibi verilmesi zaten kötü niyeti gösteriyor. Gerillalar alandan çekilirken arkadaşlarının cenazelerini sağda solda, ortada mı bıraksınlar. Yaptıkları kadar insani ve anlaşılır bir durum olabilir mi? Savaş ortamında ileride fırsat bulursak uygun bir yere gömeriz demişlerdir. Şimdi bu fırsat çıkmıştır. Tabii ki arkadaşlarının cenazelerini bir yere toplayacaklardır. Buna da anlayış gösterilmezse hangi sorun çözülebilir? Kürtlerle barışılacaksa Kürt anaları çocuklarının kemiklerini de mi görmesin! Berfo ana yılarca “oğlumun kemiklerini istiyorum” demedi mi? Bunlar da mı Kürt analarına çok görülecek? Gerillalar arkadaşlarının kemiklerini annelerine veriyorsa buna tepki göstermek hangi insanlığa sığar? Bu cenazeleri bir yerde toplamak için gerillanın güvenlik alması da anlaşılırdır. Asker mi vuruluyor? Yok, sadece yanlarında yaşamını veren arkadaşlarına karşı son görevlerini yapıyorlar. Bunu anlamazlık niye? Gerilla cesetlerine bu kadar saygısızlık niye? Biz cesetlerine de saygısızlık yaparız deniliyor. Bu anlayışın bir zamanlar gerilla cesetlerini hayvanların önüne atan insanlıktan çıkmış davranışlardan farkı nedir?
Törende yüz saklama ve bu yönlü gösteri tutumları eleştirilebilir. Buna bir şey diyemeyiz. Ama bu, esası gözden kaçırmayı gerektirmez. Yüzlerini kapatmışlar, gösteri yapıyorlar deyip bu olayın arkasındaki insani durumu görmemek çok yanlıştır; Kürtleri incitmektir. Gerilla cenazelerinin bir yere gömülmesine bile büyük tepki göstermek Kürt halkını rencide etmektir. Gerillanın cenazesi ortada bırakılacak cenaze değildir. Kaldı ki hiçbir cenaze ortada bırakılmamalıdır. İnsanlığın ilk şartı insan cenazesine saygılı olmaktır. Buna da saygı gösterilmeyecekse hangi insanlıktan söz edilecektir? Bu insani yaklaşım da gösterilmeyecekse hangi çözümden söz edilebilir?
Bu çözüm sürecinde olması gereken en önemli şey sağduyudur. Olayları zemini dışına taşırmak ya da büyütmek anlamlı değildir. Bu tür şeylerde maksat aranması da süreci zarara sokar. Bir daha çözüm süreci sekteye uğrar, tıkanır. KCK asayiş için “çocukça şeyler” dedi. Şimdi bu ciddiye alınmayacak ve her gün temcit pilavı gibi asayişten söz edilecek! Cizre’de halk ve gençler Rojava devrimini kutlayınca hemen asayişçiler yine meydanlara çıktı, deniliyor. Çözüm süreci Kürtler hiç sesini çıkarmayacak, hiç eylem yapmayacak anlamına gelmiyor.
Karakol kurmak, askeri amaçlı yollar yapmak, kültürel soykırım amaçlı barajlar yapmak, savaş hazırlıkları yapmak süreci sabote etmiyormuş, ama gerillanın arkadaşlarının cenazesini toplaması sürece zarar veriyormuş! Böyle mantık ve zihniyet olabilir mi?
Karakol yapımı süreci sabote ediyorsa, Kürtler tabii ki karakol yapımına karşı çıkmalılar; baraj yapımını engellemeliler. Bu tür eylemler sürece sahiplenmektir.
AKP adım atmayarak süreci tıkatmak istiyor. Tabii ki Kürtler demokratik eylemler yaparak AKP’nin adım atmasını isteyecekler; demokratik eylemlerle bunu sağlatmaya çalışacaklar. Bu eylemler sürece sahiplenmektir. Demokrasi güçlerinin AKP’nin demokratikleşme doğrultusunda adım atması için yaptığı eylemler sürece sahiplenmektir.
Bu dönemde sessiz kalmak sürecin berhava olmasına göz yummaktır. Sessiz kalmak AKP’nin oyalama politikasına göz yummaktır. Tabii ki halk sesini yükseltecek ve eylemler yapacaktır. Sürecin başarısının güvencesi.