
HDP dışında 7 Haziran seçimlerine katılan diğer tüm partilerin beyannameleri ve aday listelerinin geçmiş seçimlerden farklı olmadıklarını gördük. Listelerde görülen kimi yeni eklemeler de HDP listesinin etkisi sonucu oldu. HDP’nin getirdiği yenilikler dışında bu seçimde ilk olan ve gelecekte hayırlı sonuçları olacak kimi önemli konuların tartışmaya açılması da iyi oldu. Yeterli olmasa da tartışmaya açılan bu konuların gündem olmasının nedeni ise kuşkusuz Türkiye’nin içinden geçtiği değişim sürecinin dayatıcılığından kaynaklanıyor. Örneğin “çözüm süreci” de denilen Kürt sorununun demokratik siyasetle çözülmesi gerektiği, bu olmazsa Türkiye’nin Suriyeleşmesinin kapıda beklediğinin dile getirilmesi gibi.
Beyannamelerdeki yeniliklerin başında HDP bildirgesinde yer alan çoğulcu demokratik toplumun esas alınması geliyor. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan seçimlerde ilk defa Anadolu ve Mezopotamya topraklarında yaşayan tüm etnik yapılar ve inançlar, emekçilerin ve yoksulların çıkarlarını esas alan sol bir programla siyasete ve yönetime kimlikleri ile katılıyorlar. Bu zengin ve kapsayıcı siyasi anlayışın kendisi ile getirdiği bir diğer ilk ise HDP listesinde kadın aday sayısının rekor düzeyde gösterilmesi oldu. Yeniliklerin ve ilklerin tümünü HDP üzerinden ele almamız HDP’nin değişim ve dönüşümü demokratik temelde temsil etmesinden ileri geliyor. Bu toplumsal talep AKP tarafından karşılıksız kullanılıyordu. Diğer partilerin değişime ihtiyaç duyan toplumsal gerçeği görmek yerine statükoculuklarındaki ısrarı, bu seçim sürecinde de değişmedi. Seçim endeksli tartışmaların HDP ve AKP arasında geçmesinin bir nedeni de bu realitedir. HDP’nin bu demokratik çıkışına karşı AKP klasik iktidar ve toplumsal talepleri tüketen siyasi anlayışla karşı duramayacağını gördü. Bu da cumhuriyet tarihinde ilk defa cumhurbaşkanlığı kurumunun tarafsızlığını bir yana bırakarak AKP saflarında seçime girmesine yol açtı.
Din, devlet ve iktidar ilişkisi
Cumhurbaşkanlığı kurumu ve AKP, tek bir parti gibi en fazla Diyanet İşleri Başkanlığı meselesinde ve bu konu mecrasında yapılan din tartışmalarında ortaklaştılar. Ortak cümleler ve örnekler kullandılar. Demokratikleşmeye etkisi ve AKP’nin gerçek yüzünü göstermesi bakımından Diyanet İşleri Başkanlığı etrafında yapılan tartışmaya değişik açılardan bakmakta yarar var. Bu tartışma, HDP’nin seçim bildirgesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırıp yerine tüm inançlara hizmet için kurulmasını öngördüğü yeni kurumu açıklamasıyla başladı. Bu da HDP’nin gündeme getirdiği ilklerinden bir diğeridir.
Önce bu tartışmanın HDP’nin aleyhine döneceği düşünülse de HDP konuyu izah ettikçe haklılığı anlaşıldı. Başta HDP içinde dini konulara vakıf şahsiyetler olmak üzere konuya hakim, din tarihini ve sosyolojisini bilen kesimler tartışmanın AKP aleyhine olduğunu bilmekteydiler. Dolaysıyla bu tartışmanın sürmesi temiz bir siyaset ve toplum için yararlı sonuçlar doğuracaktır.
İlk kez bu seçim sürecinde Türkiye’de din, devlet ve siyasi iktidar ilişkisi bu kadar aleni tartışılmaya çalışıldı. Şimdiye kadar iktidarların Türkiye’de halkı ama özellikle de Kürtleri kendi çıkarları etrafında motive ederken kullandığı dilin önemli bir bölümünün dini argümanlardan oluştuğu biliniyor. Devlet ve onun kullanıcı sahipleri hedefleri ve çıkarları için toplum, ahlak ve inanç diyalektiğini saptırarak kullanmakta ustalaşmışlardır. Kuşkusuz dini söylemlerle halka gitmek her açıdan yanlış ve kötü değil. İyi, doğru ve güzeli anlatmak için din sosyolojisi içinde yer almış kelime, kavram ve olayları anlatmak ya da örnek olarak vermek de yanlış sayılmamalıdır. Ancak toplumcu, demokratik felsefe ile toplumsal ahlakı esas almak şartıyla.
Din sürekli istismar edildi
Halka dini söylemlerle gitme mevzusuna Türkiye’deki laiklik denilen pozitivist anlayış ile yaklaşıldığı için yanlış ve yersiz görülmüş ve bu mantık demokratik toplumcu çevreler içinde de hakim olmuştur. Böylece meydan hepten din istismarcılarına terk edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nde Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurup halkı bu kurumla biçimlendirdi. Bu seçim sürecinde ortaya çıktığı gibi din konusunu ne laiklerin empoze ettiği gibi ne de “laiklik dinsizliktir” diyen kesimler gibi tartışarak zaman harcamamalıyız. Laikler ile laiklik karşıtı olanların aynı olduğunu AKP bize bir kez daha gösterdi. AKP aklını oluşturanların hemen hepsinin iktidar olmadan evvel antilaik olduklarını, Diyanet İşleri Başkanlığı”nın bir devlet kurumu olmasına karşı durduklarını bu çevreleri çok iyi bilenlerden öğrendik. Ve takke düştü kel göründü misali AKP devleti ele geçirince daha önce karşı olduğu “Diyanet İşleri Başkanlığı devlet kurumu olarak kalmalı” kuralını savunur oldu. AKP cenahının iktidar olmadan önce savunduklarıyla, devlet ve iktidarı ele geçirmek için din istismarı yapmış olduğunu da tüm çıplaklığı ile görmüş olduk. İşte seçim sürecinin en önemli kazanımlarından biri de az kişi tarafından bilinen bu gerçeğin toplumun huzurunda açık olarak dile getirilmesi olmuştur.
Tartışmalar seçim süreciyle sınırlı kalmamalı
AKP bu tartışmada kaybeden taraf olarak gerçekten zorlanmıştır. Zorlanması Diyanet İşleri Başkanı’nın makam arabasını iade etmesi sonrası daha net görüldü. Arabanın iade edilmesinde Mehmet Görmez’in din hakikatini kısmen de olsa bilmesinin etkisi olduğunu düşünüyorum. Ancak Erdoğan ve AKP asıl mücadelenin dine karşı değil, kendi din anlayışlarına karşı olduğunu iyi bildiği için başkan Görmez’in attığı adımdan hemen sonra daha agresif ve hızlı davranmaya başladılar. Ve Erdoğan kendi din anlayışını bir kez daha tüm çıplaklığı ile gösterdi: “O makam daha iyilerine layık” derken iyilik ölçüsünün maddiyat, şatafat, lüks gibi İslam dininin ve peygamberinin benimsemediği ve “Kayzerlerin, Kişraların” işareti olarak topluma bunlardan sakının dediği kötülükler olduğunu itiraf etmiş oldu. Böylece AKP Erdoğan’ın çıkışlarıyla “Namaza durmuşken abdestini bozdu”, baltayı ayağına vurdu.Ortadoğu’nun her ülkesi gibi Türkiye’de de demokrasiyi inşa edip kurumsallaştırmak için din alanında yapılması gereken tarihsel ve sosyolojik tartışmaları seçim süreciyle sınırlı tutmamak çok önemlidir. HDP seçim bildirgesinin yol açtığı ancak konunun tarihselliği ve derinliğinden ötürü sembollük diyebileceğimiz bu tartışmanın Emevi iktidarından bu yana yapıla gelen Medine İslam’ı ile saray sultan İslam’ı arasındaki tartışma olduğunu hep hatırda tutmak gerekir. İslam tarihi içinde bu minvaldeki tartışmaları, verilen mücadelelerin yol açtığı sonuçları merak edenlere Dr. Ali Şeraiti’yi okumalarını tavsiye ediyorum.