AKP, iktidara geldiğinden beri kendini birkaç söylem üzerinden yükseltti. Bu söylemlerin başında “Kürt sorununun çözümü” geliyordu. Bu söylem etrafında barış, kardeşlik ve demokrasi kavramlarını da kullanıp durdu. Hala da bırakmış değil. Hem sorunu bir türlü çözmemek ama hem de bu kavramları sürekli gündemde tutmak, tüm toplumu bununla oyalamaya kalkmak, yeni bir sömürme tarzıdır.  

Sorunun çözümünü sürekli Araf’ta tutmak, bu kavramlar etrafında beklenti oluşturmak, artık AKP’nin bildik tarzı haline geldi. Sürekli “çözeceğim” diyor. Sözler veriyor, vaadlerde bulunuyor, umutlar oluşturuyor. Barışı, kardeşliği ve demokrasiyi geliştireceğine ilişkin sürekli bir algı oluşturma çabası veriyor. Sorunları sürekli diri tutmak ve kendisini de çözüm adresi olarak lanse etmek, egemen siyasetin iktidara taşıyan yöntemi olmaktadır. AKP’nin yaptığı da budur.  

Gelinen aşamada sorunun sahiden de çözümü kendisini dayatmaya başladı. Türkiye’de Kürtler dışında da giderek genişleyen demokratik çevreler, bu sorunun Türkiye’nin en büyük sorunu olduğuna ve gerçekten de çözülmesi gerektiğine kanaat getirmeye başladı. Kürt sorununun demokratik çözümünün, Türkiye’nin önündeki diğer tüm demokratikleşme sorunlarının çözümünü de beraberinde getireceği düşüncesidir bu. Bu, artık soyut teorik bir düşünce olmaktan çıkmış ve somut bir gerçekleşme alanına dönüşmüştür. Kadın sorunundan ekolojik sorunlara kadar, toplumsal barışın sağlanmasından kültürel hakların yaşam şansına kavuşmasına kadar, ekonomik sorunlardan siyasetin demokratikleşmesine kadar, birçok sorunun çözümünde adeta bir katalizör rolü oynadığı giderek daha somut ortaya çıkmaktadır. Bu fikrin oluşmasında belirleyici olan, Kürdistan orjinli gelişen demokratik siyaset alanının tutarlı bir biçimde gelişmeyi sürdürmesidir. Bunun temsilini Türkiye siyaset zemini içinde HDP yapmaktadır. 

Kürt sorununun demokratik bir çözüme kavuşması gerektiğine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesinde böyle bir çözümün çok belirleyici bir rol oynayacağına kanaat getiren demokratik kesimlerin HDP’ye verdiği desteğin bu temelde büyümesi, AKP’yi ciddi anlamda korkutmaya başladı. Çünkü AKP, HDP’nin merkezine aldığı demokratik siyaset çizgisinin büyümesinde, kendi küçülmesini görüyor. Demokratik siyasetin genişlemesini, kendi egemen siyaset çizgisinin daralması olarak görüyor. Çünkü her iki çizgi, birbiriyle ters orantılı gelişmekte. 

İçinde olduğumuz zamanın taşıdığı karakter ise toplumsal barış ve toplumsal demokrasi eğilimini ve talebini öne çıkarmaktadır. Dolayısıyla zamansal karakterin de desteğini arkasına almış bir HDP’nin sağlayacağı başarıdan, şüphe duymamak gerekir. Çünkü HDP’nin sağlayacağı başarı, sadece dönemsel bir seçim başarısı olmayacak, toplumsal demokrasinin ve toplumsal barışın yaşam şansı bulması anlamına da gelecek. Böyle bir pencereden bakıldığında, HDP’ye verilecek her bir oyun, aslında gerçek bir demokrasiye, barışa ve kardeşliğe verileceğini bilmek lazım. Gelecekteki demokratik cumhuriyete oy verileceğini öngörmek lazım. 

Başa dönecek olursak; sağlanacak bu gelişmeler, AKP’nin mevcut egemenlik çıkarlarıyla uyuşmamaktadır. Bu yüzden de sorunu hem çözmemekte hem de çözüm kavramını gündeminden çıkarmamaktadır. Aslında bir tür çürümeye almaktır bu. Çünkü AKP, demokrasi, barış ve kardeşlik kavramları ile toplumu sömürmektedir. Bu kavramları giderek dejenere etmektedir. Toplumu bu kadar demokratik çözüme şartlandırıp tek bir gıdım gelişme sağlamamak, toplumu sömürmek değil de nedir? Aslında, demokratik sivil toplum iradesinin, AKP’yi bu yönlü yeni bir gelişme sağlamadan, bu kavramları kullanmaktan men etmesi lazım. 

AKP’nin seçim meydanlarında verdiği yalan dolan vaadleri dinlemek, kendi çıkarlarına alet ettiği değişim lugatını kullanmasına izin vermek, pervasızca yürüttüğü sömürü çarkına alet olmaktır. İzahını yapmakta zorlandığı, elinin ayağının birbirine dolandığı, kimin üzerine atacağını şaşırdığı, son Serhat provakasyonu, bu gerçeği yeterince ispatlamıştır. Bu temelde, hala AKP’ye oy vermeyi düşünenler varsa bile, tutumlarını onurlu olmak adına bir kez daha gözden geçirmeleri gerekir. En fazla da kadınların, kadın vicdanından bir daha bakmaları beklenir.