Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin Kürt Halk Önderinin başlattığı sürece sorumsuz yaklaşması ve doğru bir karşılık vermemesine yönelik bir deklarasyon yayınladı. AKP’nin sorumsuz tutumunu kabul edilmeyeceği ve süreci oyalama ve kendi çıkarları için kullanmasına fırsat verilmeyeceği ortaya konuldu.

Kürt sorunu en azından yüzyıllık bir sorundur. Önceden de Kürtlere yaklaşımda egemenlikçi yanlış yaklaşımlar vardı. bu nedenle 19.yüzyılda çeşitli isyanlar ortaya çıkmıştır. 19.yüzyılda Osmanlı ile Kürtler arası ilişkiler giderek bozulmuştur. Ancak cumhuriyetin kuruluşu, özellikle 1924 anayasasından sonra Kürtler üzerinde daha farklı bir politika izlenmiştir. Kürtler inkar, asimilasyon ve kültürel soykırımla Türkleştirilip, Kürdistan Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirilmek istenmiştir.
PKK, Türk devletinin politikalarına karşı Kürt halkının varlığını güvenceye alma ve özgürlüğünü sağlama mücadelesi yürütmüştür. Bu mücadeleyle Kürtler 1990’lı yıllarda gerçekleştirilen serhildanlarla ulusal demokratik devrimlerini gerçekleştirmişlerdir. Diriliş devrimi yaşanmıştır. Kürt gerçeği inkar edilemez hale getirilmiştir. Özgürlüğü için mücadele eden bir halk gerçeği yaratılmıştır. Önder Apo Kürt gerçeğinin tüm boyutlarıyla açığa çıkarıldığını düşünerek 1993 yılından bu yana demokratik çözüm çabası içinde olmuştur. Özal’ın 1993 yılında sorunların savaşla çözülmeyeceğini anlaması da önemli bir gelişmeydi. Tüm bu gerçekler demokratik çözüm zeminini yaratmıştı. Ancak Türk devleti Kürtleri yok etme politikasını ulusal strateji haline getirdiğinden hala bu stratejiden vazgeçmediğinden, Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin 20 yıldır ısrarla yürüttüğü demokratik çözüm yaklaşımı bir karşılık bulmamıştır.
2013 yılında sürdürülen 9. çatışmasızlık da önceki 8 ateşkes gibi boşa çıkarılmıştır. Aslında bu son çatışmasızlığa yaklaşım önceki 8 çatışmasızlığın neden son bulduğunu daha da anlaşılır kılmıştır. Gerçekten de 9. çatışmasızlık önceki 8 çatışmasızlığın özeti gibidir. Öncekilerin neden sonuçsuz kaldığını netleştirmiştir. 9. çatışmasızlık  belki de şimdiye kadar en kapsamlı ve en etkili biçimde sürdü. Çözüm için fazlasıyla zemin sundu. Bundan daha uygun zemin ve fırsat olamazdı. Eğer buna da doğru cevap verilmemiş ve çözüm için ciddi adımlar atılmamışsa bunun tek nedeni zihniyetin değişmemesidir. Eğer zihniyet değişmiş olsaydı Kürt Halk Önderinin başlatmış olduğu bu süreç ve atılan adımlar mutlaka köklü olurdu. Çözümde önemli eşik aşılırdı. Ama zihniyet eski zihniyet, strateji eski strateji olduğundan bu süreç de heba edilmiştir.
Kürt Halk Önderi çok önemli kararlar aldı ve örgütüne uygulattı. Öyle ki, gerilla geri çekilmeye başladı. Önemli sayıda geri çekiliş oldu. Bu ciddiye alınacağına, “Cehenneme kadar yolları var” denildi. Çözümü başlatan önderlik ve çözümün en önemli aktörü olan örgütüyle hiç görüştürülmedi. Bırakalım örgütüyle, AKP tarafından oluşturulan akil insanlarla bile görüştürülmedi. AKP’nin kendi adamlarından oluşturduğu meclis heyeti bile bu süreci başlatanla görüştürülmedi. Böyle yaklaşan hükümetin bir çözüm politikası olduğuna kim inanır? Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi bu yaklaşıma inanarak ve tek başına bu süreci nasıl götürebilir? Bunlar düşünülmeden Kürt Özgürlük Hareketi’nin mevcut süreci tek taraflı götüreceğini kim bekleyebilir?
Dünyanın en politik kişisine, Ortadoğu’nun en politik hareketine çocuk kandırır gibi oyalama yapacağını sanmak kendini kandırmaktır. Kuşkusuz Kürt Halk Önderi de, Özgürlük Hareketi de halklara karşı sorumluluğun gereği sabırlıdır, hassastır. Ama Kürt halkının varlık mücadelesini veren bir harekete basit yaklaşımlara, ucuz politikalara sesiz kalacağını sanmak da bu hareketi hiç tanımamaktır.
Bu hareket zor koşullarda mücadele edip başarma ve ayakta kalma tarzını benimsemiş bir harekettir. Hiçbir zorluk bu mücadeleyi geliştirmede engel görülemez. Bu nedenle bu hareket şöyle adım atmaz, adım atamaz diye kendini aldatmak bu hareketi hiç tanımamaktır.
Bu Hareket en başta da Önderliğine bir araç gibi yaklaşılmasını kabul etmez. Önderlik de sabırlıdır, ama kendini bu konuma düşürmez. Dolayısıyla AKP Hükümeti halklarımızın geleceğiyle kumar oynamaktadır. Türkiye halklarının geleceğini kendi basit seçim çıkarlarına kurban etmektedir. Bunu ne Kürt Özgürlük Hareketi kabul eder, ne de Türkiye halkları. Böyle ciddi adımların boşa çıkarılması ve kötüye kullanılmasından mutlaka hesap sorulur.
Deklarasyon, AKP’nin tehlikeli oyun oynadığını ortaya koymuş, bu basit yaklaşımların bedelinin ağır olacağını uygun bir dille hatırlatmıştır. Tabii anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az! AKP kendini kurnaz sanabilir, biraz daha oyalayacağını düşünebilir. Eğer böyle düşünürse eşekten düşmüşe döner. 2012 yılında da bu yönlü uyarılar yaptık, ama anlaşılmadı. Büyük devlet edasıyla “Ezeriz” denildi. Sonuç ortadadır. AKP tarihinin en zor yıllarını yaşadı. Eğer çok kısa sürede zihniyet ve politika değişikliğine gitmezse artık Kürtler de AKP ile diyalog ve müzakere yoluyla da çözüm gelişmez kanaatine varacaktır. Kürtlerin tüm potansiyeli mücadele ile varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma hedefine kilitlenecektir.
Müzakereyle çözüm arama, imkanların tümünün diğer mücadele alanlarına yöneltmesinde bazı eksiklikler yaratıyordu. AKP fiili olarak bitirdiği sürecin neye yol açacağını bilmiyorsa, Kürt halkının mücadele potansiyelinden habersiz demektir.
AKP bu sürece ciddiyetsiz yaklaşarak fiili olarak süreci bitirerek Türkiye halklarına en büyük kötülüğü yapmıştır. Tabii ki bunun hesabını verecektir. Bu basitliğin ve sorumsuzluğun altında kalacaktır. Türkiye halkları çözüm gelişsin diye bu sürece destek verdi. Bu nedenle Kürt sorununun çözümü yerine oyalama yapma ve bu süreci seçim hesaplarına kurban etme politikası izleyen AKP, kendi deyimiyle bu sorumsuzluğun altında kalacaktır.