Kadınlar, gençler, yaşlılar ve çocuklar...
Herkes 9 Ocak 2013'te katledilen üç devrimci kadını unutmadıklarını, katliam aydınlatılana kadar arkasını bırakmayacaklarının kararlılığını gösterdiler. Fransa çoktan kendi devrim değerlerine sırtını çevirmişken, Kürdistanlılar bir döneme öncülük etmiş Fransız devrimcilerini de andılar. Yine Fransız devriminin ardılları olan Kürt dostları da bu unutulmuş gerçekliğe direnenler olarak Kürdistanlıların yanında yerini aldılar.
Fransız kadın örgütleri, Fransız Komünist Partisi, Fransız sivil toplum örgütleri, Fransız devletini bu katliamın arkasındaki güçleri açığa çıkarmaya davet ettiler.
Kürdistan ve dostları faillerin arkasını bırakmayacaklarının kararlılıklarını bildirdikleri günün ardından sanal dünyaya bir ses kaydı düştü. Ömer Güney'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında - eğer doğru ise- katliam itirafı ve azmettirenler yer alıyor.
Öncelikle ses kaydına ilişkin bir kaç soru:
* Bir yıldır süren soruşturma boyunca bu ses kaydı neden yetkililere verilmedi?
* Neden AKP-Gülen Cemaati çatışmasının yoğunlaştığı bu dönem açıklandı?
* Bu kayıtta Sakine Cansız'ın ismi hiç geçmemesine rağmen, neden Abram, 'ablam' olarak veriliyor?
* Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın "bu ateşe benzin dökmeyeceğiz" açıklaması sonrası bu ses kaydının yayınlanması ne anlama geliyor?
* Bu ateşe benzin dökülürse bu katliam aydınlatılır mı?
* Bu kaydı yayınlayan kişi neden bildik derin yöntemlerle sızdırma gereği duydu? Acaba direk yetkililere vererek, ya da herhangi basın kurumuna yapması daha inandırıcı olmaz mıydı?
Sorular çoğaltılabilir. Ancak bu sorulara rağmen; AKP Hükümeti ve Cemaat arasında yaşanan kavganın sonucu olarak ortaya çıktığı anlaşılan ses kaydı, doğrudan hükümeti sorumlu kılmaktadır. Bir yıldır süren soruşturmaya dair hiç bir açıklama yapmayan AKP Hükümeti şimdi daha çok zan altındadır.
Türkiye'de söz konusu Kürtler olduğunda en uçların nasıl bir araya geldiği biliniyor. Paris Katliamı'nda böyle olmadığına dair henüz hiç bir veri yok. AKP yetkilileri katliam sonrası yaptıkları ilk açıklamalarla zaten ortak olduklarını göstermişlerdi.
Ne denmişti?
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik; "saldırı ile ilgili net bilgiler yok. Yapılış şekline bakılırsa bu PKK'nin kendi içindeki iç hesaplaşması gibi görünüyor. Fransız hükümetinin baskını değil. Faili meçhul kimseler tarafından yapılan bir saldırıdır. Arkasından ne çıkacağını göreceğiz" açıklaması Kürtlerde büyük tepkiye sebep olmuştu. Daha sonra Türkiye başbakanı Erdoğan, Sakine Cansız'ın bir aydır takip edildiğini, iadesinin istendiğini söylemişti. Yine AKP'li Mehmet Ali Şahin de Almanya'da da infazların olabileceğini söylüyordu.
Bu ses kaydı ve AKP yetkililerinin ilk açıklamaları örtüşüyor. Eğer o ses kaydını dikkate alırsak katliamın arkasındakiler netleşti gibi duruyor. Ama sorun bu kadar basit değil.
Bu katliam AKP-Cemaat kavgasına alet edilmek isteniyor. AKP-Cemaat çatışması kıskacında ele alınamayacak kadar önemli sonuçlara sebep olacak bu katliam bu kavganın aleti olamaz. Çünkü; katliamın ortak yapılmadığına dair hiç bir veri yokken Cemaat, AKP ve henüz zikredilmeyen, ancak bir yıldır katliamı aydınlatmayan Fransa'da objektif olarak ortaktır. Bu ortaklık Kürt sorunun çözümsüzlüğe sürüklenmesi, zamana yayılması, oyalanması, yasal düzenlemelerin yapılmamasında da mevcuttu. Bugün AKP ile Cemaat arasındaki kavga Kürt sorunu konusunda birinden birini aklamıyor. Kavganın yaratacağı sonuçlar itibari ile AKP'ye daha fazla sorumluluk yüklüyor. Çoğunluğu elinde bulunduran bir iktidar partisinin Kürt sorunu çözüm tarafında durduğunu Roboskî Katliamı davası ile gösterebilir, hasta tutukluları bırakarak gösterebilirdi. KCK davaları konunda adım atabilir. O zaman bu bir çözüm yaklaşımı olabilir. Ama şimdi bu ses kaydı ile birlikte hükümet daha fazla zan altındadır ve kendini bu zandan kurtarmak durumundadır.
AKP-Cemaat kıskacında Paris Katliamı
Hafta sonu Paris görkemli bir yürüyüşe ev sahipliği yaptı. Kürdistanlılar ve dostları geçen yıl Kürdistan'a uğurladıkları üç devrimci kadın için Paris'te buluştular. Paris'te üç devrimci kadının yarım bıraktığı amaçlarına, umutlarına sahip çıkmanın sözünü yenilediler. Fransa'nın özgürlük sembolü olan Republique meydanı özgürlük için mücadele eden on binleri ağırladı.