Kürtlerin yeni aşamadaki dostları, demokratlarla birlik olmuş Kobanê ve Rojava Devriminin savunulması, korunma çabası içinde. Öyle ki toplumun her kesiminden insanlar bu direnişte bir katkımız olsun diyerek yer alıyorlar. Uluslararası güçler bu kahramanca ve bedelleri büyük olan direnişten pay alma peşinde. Son günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti bundan başka bir şey değil. Yapılan görüşmeler ardından Putin, Türkiye Cumhurbaşkanı ile kameralar karşısına çıktı. Kameralar karşısında yapılan açıklamalarda anlaşmadıkları, çelişkilerinin sürdüğü açıkça görülüyordu. Zira Türkiye Esad’ın gidişinde ısrar ederken Rusya, Esad’ın halk tarafından seçilmiş biri olduğunu söylüyordu. Kameralar karşısında bunlar söyleniyordu, ancak kapalı kapılar ardından nasıl bir anlaşmaya vardıkları henüz çok fazla belli değil. Önümüzdeki günlerde parça parçada olsa açığa çıkacak. Çünkü yapılan her anlaşama Rojava'ya bir siyasi, diplomatik ve en önemlisi de çeteler eliyle bir askeri saldırı olarak yansıyor.
Yeni aşamayı gösteren en önemli şey ise bu görüşme trafiğinin olduğu bir sırada, Mürşitpınar Sınırkapısı'na yönelik çetelerin gerçekleştirdiği saldırı oldu. Bu saldırıyı çeteler Türk askerinin denetimi altında olan ve onların gözleri önünde Kuzey topraklarını kullanarak gerçekleştirdikleri saldırıydı. Bu saldırı ile aslında Türkiye çetelere verdiği desteği ve topraklarını kullandırmasını en açık şekilde ortaya koyan bir saldırı oldu. Türkiye bu saldırılardan sonra çetelere verdiği desteği de resmileştirmiş oldu.
Aslında bu saldırının Kürtlere, Türkiye ve dünya kamuoyuna verdiği önemli mesajlar var. Kürtlere 'Kuzeyde çözüm sürecini sürdürüyoruz, ama Rojava ile Kuzeyi’nin hiçbir zaman birleşmesine izin vermeyeceğiz' mesajıdır. Türkiye kamuoyuna ise çetelerle sıkı ve stratejik işbirliğinin olduğu onların eliyle Türkiye’yi bir molla devleti haline getirmek istediklerinin mesajını veriyorlar. Dünya kamuoyuna ise daha farklı bir mesaj veriyor. Bilindiği gibi Türkiye Rojava Devrimini boğmak, çizgisinden saptırmak için büyük çabalar sarf etti. Bu çabaları boşa çıkarılınca NATO toplantısından başlanarak Rojava Kuzey Sınırında tampon bölge oluşturma gündemini yarattı. Başta ABD olmak üzere uluslararası emperyalist güçlerle yaptığı tüm görüşmelerde bunu kabul ettirmek istedi. Ancak uluslararası güçler IŞİD ölüm ve çete grubuna verdiği destekten ötürü Türkiye’nin bu tehlikeli planını kabul etmedi.
Ancak Türkiye uluslararası güçlerin ısrarla kabul etmediği bu planı şimdi çetelerle yaratmak istiyor. Kobanê sınır kapasına yönelik çetelerin gerçekleştirdiği saldırının bundan başka bir anlam taşımıyor. Sınır kapısı ile başlayan Türkiye’nin çetelerle tampon bölge oluşturma planı, sınır üzerindeki köyleri boşaltarak çeteleri yerleştirme ile devam ediyor. Zira Türkiye bunun somut adımını da attı. Etmankê Köyünü boşaltarak çeteleri yerleştirdiği dünya kamuoyuna duyuruldu. Türkiye bu planı devam ettirecek gibi görünüyor. Burada şöyle bir durum ortaya çıkıyor; Acaba Davutoğulu'nun son Hewler ziyareti ile Putin’in son Türkiye ziyaretinde varılan perde arkası bir anlaşama ile mi bu yapılıyor? Yok öyle değil ise o zaman Türkiye uluslararası güçlere meydan okuyarak adeta siz dediğimi yapmazsanız ben de çetelerle daha fazla birlikte olup istediğimi yaparım demek istiyor.
Bu durumda söz uluslararası güçlere düşüyor. Eğer Türkiye’nin çetelerle oluşturmak istediği ve bunun için Kobanê ve Kürtlere yönelik saldırıları örgütlemesi uluslararası güçleri bilgisi dahilinde değilse tutum belirlemeleri gerekir. Ve buna onay vermediklerini, karşı olduklarını söylemeleri gerekir. Aksi halde bu konuda Türkiye ile işbirliği içinde oldukları Kürtler tarafından kabul edilir ki buda Kürtleri kaybetmeleri anlamına gelir.
Kürtler açısından ise sabırlarının son noktasındadırlar. Türkiye bu şekilde devam ederse Kürtlere bir iç savaş başlatmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Burada kaybeden Türkiye olur. Çünkü Kürtler kaybedecek hiçbir şeyleri yok.