Zorlanan AKP Hükümeti böyle bir ortamda Önder Apo’yla diyalog içine girmiştir. Kürt Halk Önderi mevcut ortamda çatışmasızlık adımı atılır ve gerillanın geriye çekilme iradesi gösterilirse AKP'ye belki adım attırılabilir düşüncesiyle AKP'nin diyalog isteğine olumlu yaklaşmıştır. Birçok görüşmeden sonra AKP'nin de adım atabileceği koşullar oluştuğuna kanaat getiren Kürt Halk Önderi, 2013 Newroz’unda bir demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü deklarasyonu yayınlamıştır. Amed Newroz meydanında iki milyondan fazla insanın şahitliğinde okunan bu deklarasyon, Kürdistan ve Türkiye halklarında büyük bir heyecan yaratmıştır.
Önder Apo üç aşamalı planının gerçekleşmesi temelinde Kürt sorununun kalıcı çözüme kavuşacağını Kürt Özgürlük Hareketi'ne iletmiştir. Birinci aşama esas olarak Kürt Özgürlük Hareketi'nin atacağı adımlardan oluşacaktır. Bunlar da, tüm eylemlerin durdurularak çatışmasızlık durumuna geçilmesi, esir asker ve polislerin bırakılması, gerillanın geri çekilmeye başlayarak çekilme iradesini ortaya koyması olarak konulmuştur. Esir asker ve polisler bırakılmış, çatışmasızlık sağlanmış, 8 Nisan’da gerilla güçleri üslerinden ayrılarak Medya Savunma Alanlarına geri çekilmişlerdir. Bu geri çekilme hızlı biçimde pratikleşmeye başlamıştır. Öyle ki, en uzak eyalet olan Dersim’de gerillanın büyük çoğunluğu üslerinden ayrılmıştır. Özgürlük Hareketi'nin birinci aşamayı hızla pratikleştirmesi, Kürt sorununun kısa sürede çözüleceği umudunu arttırmıştır. Büyük bir beklenti yaratmıştır.
Birinci aşamanın pratiğe geçmesinden sonra AKP Hükümetinin de ikinci aşamanın gereği olarak Kürt sorununun çözümü için anayasal ve yasal adımlar atması gerekirken, kılını bile kıpırdatmamıştır. Hatta gerilla için "Cehenneme kadar yolları var” denilmiştir. Hükümet sanki bu büyük adımlar karşılıksız atılabilirmiş gibi umursamaz ve tahrik edici bir politika ve tutum içinde olmuştur. Birinci aşamanın karşılığının gelmeyeceği görülünce yarıya yakın çekilen gerillanın geri çekilişi durdurulmuştur.
AKP süreci baştan bitirdi
AKP Hükümeti yüz yıllık Kürt sorununa ciddi yaklaşmak yerine, bu sorunu çözmek için kafa yorup proje üreterek sorununun çözümünü sağlama yerine, oyalama ve zaman kazanmayı bir tarz haline getirmiştir. Çok basit bir rant hükümeti haline geldiğini ortaya koymuştur. Kürt Halk Önderi buna rağmen Türkiye halkı demokratik çözüm istediği ve bölgenin koşulları da böyle bir çözümü dayattığı için çatışmasızlığı sağlayarak hükümete adım attırmak istemiştir. Deveye hendek atlatmaktan zor deyimi tam da hükümetin tutumunu ortaya koymuştur. Kuşkusuz Türk devletinin ve AKP Hükümetinin karakteri böyle bir deyimle karşılaştırılmayacak kadar katı ve bir çözüme yanaşmayacak kadar kültürel soykırımcı ve rantçıdır.
Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı bu yaklaşımı bırakması için AKP Hükümetine defalarca uyarı yapmasına, Kürt Halk Önderi bütün yeteneğini ve yaratıcılığını bu hükümete adım attırmak için kullanmasına rağmen hükümet taş gibi yerinde kalmış, kıpırdatılamamıştır. Kürt Halk Önderinin demokratik çözüm iradesi ve sabrı istismar edilmiştir. AKP Hükümeti Kürt Halk Önderinin dediği gibi başlatılan süreci daha baştan bitirmiştir. Herkes bilmelidir ki Kürt Halk Önderi her görüşmede AKP'yi çok ciddi eleştirmektedir. İmralı’ya giden heyet bunları diyalog tümden bitmesin diye yansıtmıyor.
AKP Hükümeti çatışmasızlık ortamına hiç uymamıştır. Hem diyalog hem mücadele tarzını esas almıştır. Savaş sırasında yapamadığı her türlü savaş hazırlığını ve kültürel soykırım politikalarını sürdürmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi'nin de hem diyalog hem mücadele seçeneğinin bulunduğunu düşünmeden! Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi her zaman Kürt Halk Önderinin pozisyonunu diyaloga ve müzakereye açık pozisyonda olduğunu, barışa Kürt Halk Önderinin karar vereceğini, savaş kararının ise kendilerinde olduğunu deklere etmiştir.
Yerel seçimler öncesi Kürt Özgürlük Hareketi AKP Hükümetinin adım atmayacağının netleştiğini ortaya koyarak demokrasi güçlerini ortak mücadeleye çağırmıştır. Türkiye'de hala devlet ve hükümetin köklü bir zihniyet değişikliğine uğramadığı, sadece yeni koşullarda bazı psikolojik savaşı güçlendirecek rötuşlar yaparak Kürtler üzerinde kültürel soykırımcı sömürgeciliği sürdürmek istedikleri yaşanan deneylerle netleşmiştir. Yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası bu konuda hiçbir kuşku kalmamıştır. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü açısından esas olarak demokrasi güçlerinin devreye girmesini özellikle vurgulamıştır. HDP’nin bu konuda öncülük yaparak tüm özgürlük, demokrasi ve sosyalist güçleri bir araya getirerek Türkiye'nin demokratikleşmesi ve özgürlük mücadelesini geliştirmeye çağırmıştır.
Bir taraftan hiçbir adım atmayan, çatışmasızlık, yani mütareke koşullarına uymayan, diğer taraftan Rojava Devrimine düşmanlık yapan, IŞİD çetelerini her yerde Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldırtan AKP Hükümeti, Kürtlere karşı bir özel savaş hükümeti haline gelmiştir. Koşullar gereği başvurduğu yöntem değişikliği dışında tam bir Çiller hükümeti gibi davranmıştır. Çiller hükümeti klasik devlet politikalarıyla kendini hiç gizlemeden saldırırken, AKP bir yandan psikolojik savaş yöntemleriyle kendisini gizlemeye çalışırken, diğer yandan savaşı sadece içeriden değil, dışarıdan da yürüten bir kirli politikaya yönelmiştir. Sara, Rojbin ve Ronahi’nin katledilmesi bu kirli savaşın dışarı taşırılmasıydı. IŞİD’in saldırtılması, savaşın dışa taşırılmasının daha genişletilmiş halidir. IŞİD’in Musul, Şengal ve Güney Kürdistan'a saldırmasının arkasında da AKP Hükümeti vardır. Kobanê’ye saldırıyı da Türkiye-IŞİD ortak yapmıştır. Konsolosluk görevlilerinin bırakılması da Kobanê saldırısıyla doğrudan bağlantılıdır. IŞİD'e karşı Türkiye toplumunun tepkisini azaltmak için konsolosluk görevlileri bırakılmıştır. Eğer konsolosluk görevlileri bırakılmasaydı şimdi Türkiye bugünkü gibi açık IŞİD’i desteklemezdi. Bugün IŞİD çok ağır darbeler yemesine rağmen Kobanê’ye saldırılarında ısrar ediyorsa bunun nedeni Türkiye’dir. IŞİD hala Türkiye’den aldığı cesaret ve teşvikle saldırılarını kesintisiz sürdürmektedir.
Kürt Özgürlük Hareketi daha Kobanê saldırılarından çok önce çatışmasızlığın anlamı kalmamıştır, ortada bir çözüm süreci yoktur demiştir. Çünkü mevcut durum AKP Hükümetine çözüm süreci var, çözüm süreci iyi gidiyor demagojisiyle toplumu aldatma imkanı veriyordu. AKP gerçek yüzünü açığa çıkaracak bu durumdan çok rahatsız oldu. Bu nedenle telaşa düştü. Öyle telaşa düşmüştü ki, süreci kim bitirirse altında kalır demagojisiyle sanki AKP açısından bir süreç varmış, bir şeyler yapılıyormuş izlenimini vermeye devam etti. Ortada sadece Kürt Özgürlük Hareketi'nin tek taraflı sürdürdüğü bir çatışmasızlık durumu vardır. Kürt Özgürlük Hareketi tek taraflı sürdürülen çatışmasızlığın da anlamı kalmamıştır diyerek AKP'nin sürdürmek istediği oyuna son vermiştir. Çünkü AKP Hükümeti çözüm süreci var lafının altında kirli bir politika yürütüyordu. Kobanê’de Kürt halkının bir soykırıma uğratılması çabası içindeydi. Kobanê saldırısından sonra on binlerce Kürt’ün topraklarından Türkiye'ye kaçırtılması da bu planın parçası olarak gerçekleşmiştir.
Kürt halkı Kürdistan'ın dört parçasında ve dünyanın her tarafında ayağa kalkınca AKP'nin yüzündeki maske düşmüş, oyunlar bozulmuştur. Özellikle Kuzey Kürdistan'daki serhıldanlar AKP'yi çok korkutmuştur. Bu nedenle yeniden Kürt Halk Önderinin yanına giderek hükümeti ayakta tutmaya çalışmışlardır. Hükümet yetkilileri HPD’lilere yalvarmıştır. Serhildanlarda bir yumuşama ortaya çıktığında ise tutumu değişmiştir. Onlarca yurtsever AKP polisi ve işbirlikçileri eliyle katledilmesine rağmen hem suçlu hem güçlü misali Kürt Özgürlük Hareketi ve HDP’yi suçlamıştır. Daha da ileri giderek bu olayların yaratıcısı olarak Kürt Halk Önderini suçlamaktadırlar.
Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi AKP'nin hiçbir adım atmadan çözüm süreci iyi gidiyor demagojisine son verdiği için derhal psikolojik harekat tarafından bir kara propaganda saldırısı başlatılmıştır. "Artık süreci askıya alabiliriz, İmralı’yla görüşmeler son bulur” tehdidini yapmışlardır. Bir taraftan "çözüm süreci bırakılmayacak” demagojisi yapılırken, diğer yandan "asayiş sağlanmadan hiçbir adım atılmaz” gibi yine toplumu aldatma yolunu seçmişlerdir. Sanki şimdiye kadar adım atmışlar gibi!
Artık ikiyüzlülük ve utanmazlık o kadar pervasız hale gelmiş ki "tam adım atacaktık ki 6-7 Ekim eylemleri gerçekleşmiştir gibisinden laflarla gerçekleri tersyüz etmeye çalışmaktadırlar. On iki yıldır çok fırsat sunulmasına rağmen psikolojik savaşı yürütme argümanları sağlama dışında hiçbir adım atmamışlardır. Son iki yılı ise çok kirli bir oyalama içinde geçirmişlerdir.
Hala tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek dil diyenler sorunu çözemezler. Sen Kürt halkını anayasa ve yasalarda tanıyacak mısın? Anadilde eğitim hakkını kabul edecek misin? Demokratik Özerkliği bir halkın kendi kendini yönetmesi için bir statü olarak tanıyacak mısın? Bunlara yok derken hangi adımları atacağından söz edebilirsin? Adım denilen şeyler bunlardır. Bunlarla ilgisi olmayan her şey aldatma ve oyalamadır.
AKP ihanet içerisindedir
Adım atılacaksa hemen at; şu şu adımları atacağım de, tüm toplum desteklesin. Ciddi adım atılırsa Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin eylem nedeni kalmaz. Kendisine iki yıldır altın bir fırsat sunulmuş, ama değerlendirmemiştir. AKP için bu tutum tüm Türkiye halkına karşı ihanet ve suç durumudur. Bu yılları harcamasının hesabı mutlaka AKP'den sorulmalıdır. Türkiye'nin en temel sorununu koşullar uygun hale geldiği halde neden çözmedin denilmelidir. Herkes de AKP'den bu yılların ve sadece ekonomik rant peşinde koşma politikasının hesabını sormalıdır. Yoksa demagojileri devam eder.
Kürt sorununun çözümü önündeki engel AKP’dir. Kürt Özgürlük Hareketi ve halkı derhal çözüm istemektedir. Dünyada Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı kadar sorumlu davranan ve makul yaklaşan başka bir muhatap bulunamaz. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi çözüm istemiyor sözleri bir safsatadır. Yıllarca Oslo’da görüşme yaptın, her gün ve her sıkıştığında Kandil’e başvuruyorsun, ondan sonra Kandil engel diyorsun. Kandil engelse sen yıllardır neden çözümden söz ediyorsun, süreç iyi gidiyor diyorsun? Kürt Özgürlük Hareketi dışında bir çözüm muhatabı var mı? Kürt Halk Önderi de Kürt Özgürlük Hareketi’yle aynı muhataplığın farklı ayaklarıdır. Bu nedenle Kürt Halk Önderi iyi, Kandil kötü demagojisi boş bir söylemdir. Kandil "İmralı baş müzakerecidir” dediği için İmralı’daki görüşmeler herkes tarafından dikkatle takip edilmektedir.
AKP Hükümeti tarafından var olmuş bir süreç olmadığı için adım atma zorunluluğuyla karşılaşınca süreç şundan dolayı bitiyor diyerek yüzünü saklamaya çalışıyor. Buna Türkiye'de çirkeflik ve şirretlik denilmektedir. Şu anda AKP sözcülerinin tutumu tam da şirretliktir.
Süreç sonlandırılırmış! Başlamadı ki! Kürt Özgürlük Hareketi'nin hiçbir adımına karşılık verilmedi ki sonlandırılsın! Sadece çözüm sürecine girmeyen mevcut konumunu meşru ve legal hale getiriyorsun. Bu nedenle hükümetin bu yaklaşımı esas gerçeğinin ne olduğunu gösterdiği için hayırlı olmuştur. Her işte bir hayır vardır sözü tam da AKP'nin bu tutumuna denk düşmektedir. Gerçeklerin açığa çıkması gerçek anlamda bir çözüm ve demokratikleşme için daha değerlidir.
Bir çözüm süreci olmaz, İmralı görüşmeleri biter derken oyalama yapamadığından, kandıramadığından çözüm isteyen ve bunun için mücadele edenlere karşı savaş yürüteceğini ilan etmektedir. Bu, şimdiye kadar yürüttüğü savaşı açık ve daha şiddetli hale getirme söylemidir. Kürt halkı oyalama ve boyun eğmeyi kabul etmeyeceğine ve buna karşı mücadele edeceğine göre Türk devletinin saldırıları artarak devam edecektir. Asayiş sağlayacağız derken, Kürt sorununun çözümünü isteyen ve bunun için mücadele edenleri ezeceğiz ve bastıracağız demektedir. Kürt halkı bu tehdidi on yıllardır duymaktadır. Buna karşı da mücadelesini vermiştir. Bundan sonra da verecektir. Teslim olmayacağına göre önümüzdeki dönem mücadelenin yükselmesi biçiminde gerçekleşecektir.
Miroğlu, alçaklığın geldiği düzey
Belki değinmeye değmez, ama Orhan Miroğlu için de bir şeyler söyleyeceğim. Herhalde uşaklık, işbirlikçilik, yalakalık ve ihanete örnek verilecek bir kişiliktir. Benzer kişilikte olan birkaç tane Kürt kökenli Türk daha vardır. Tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlet politikasının ürünü böyle yavşak kişilikler en başta da Türkiye'ye kötülük yapmaktadırlar. Gerçekleri söyleme yerine, hükümete yalakalıkla yavşaklık yaparak Kürt sorununun çözümsüz kalması ve çatışmaların sürmesinde rol oynamaktadırlar. Bu alçağa göre Kürtlerin varlığının anayasal ve yasal güvenceye kavuşması, anadilde eğitimin ve Demokratik Özerklik için mücadeleye gerek yokmuş. Silahlar hemen bırakılmalıymış. Bu düşkün ve fosil adam bilmeli ki, bu değerler için bin yıl da olsa silahlı mücadele sürer. Türk devletinin politikası kültürel soykırımdır. Bu talepler de kültürel soykırımın son bulması ve varlığını güvenceye almadır. Şu anda hala inkar ve imha politikasından vazgeçilmemiştir. Sen vazgeçilmiş diyebilirsin, Kürtleri kandırıp soykırım bıçağı altına sokmak isteyebilirsin, ama Kürt Özgürlük Hareketi kafasını uzatmaz ve mücadele verir. "Bir zamanlar beni ölümle tehdit ediyorlar” diyerek yaygara koparan bu adam bilmeli ki, sen zaten şimdiden ölmüşsün; fosil haline gelmişsin. Herhalde ölmüş ve fosil bir kişilikten söz edilecekse tam da bu adam için geçerlidir. AKP iktidarının arpalığından yemlenen bu adam, bu yemlerinin kesilmemesi için kültürel soykırımcılardan daha fazla toplumu aldatmaya çalışmaktadır.
Bu adam bir de utanmadan Kürt Halk Önderi şöyle demiş, böyle demiş gibi yalanlar söylemektedir. Kürt Halk Önderi Demokratik Özerklik bile istemiyormuş! İşte alçaklığın ne düzeye geldiğini bu sözle bile görebilirsiniz. Demokratik Özerkliğin lafla gerçekleşmeyeceğini söyleyen; şöyle bir mücadele ve yolla gerçekleşeceğine vurgu yapan bir sözünü tersine çevirmek ancak böyle yalaka, yavşak ve fosil kişiliklerin işi olabilir. Bu fosil kişilik zem zem kuyusuna işeyen Arap gibidir. Bu gibilerin üstüne de halk işeyecektir. Ya canlısının üstüne ya da mezarına!