
Ancak değişimin sağlıklı ve demokratik temellerde yürümesi için Kürt halkı ve Türkiyeli demokrasi güçlerinin ortaklaşması ve daha örgütlü biçimde sürece müdahale etmesi gerekiyor. Bu alanda hala ciddi yetmezlikler ve boşluklar var. Eskiye göre demokrasi güçlerinin ve solun bir yakınlaşması ve ortaklaşma çabası olsa da sürece müdahale edecek boyutta örgütlü bir birlik yaratamadıkları görülüyor.
AKP özellikle CHP’nin milliyetçi, ulusalcı çizgiyi aşamaması yüzünden alternatifsiz bir düzen partisi durumunda. Kemal Kılıçdaroğlu halka güven veren ve CHP’yi soysal demokrat çizgiye çeken bir lider olamadı. Başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin demokratikleşmesi gibi konularda açık ve uygulanabilir bir alternatif sunamadı. Liderlik olarak silik ve sıradan kaldı. MHP ise bilinen ırkçı ve faşizan çizgisinden kopamadı. Her yönüyle değişime karşı durdu. Çağdışı kalmış söylem ve siyasal tutumunda ısrar ediyor. Değişim çabalarının hep karşısında oldu.
Önümüzdeki günler meclis yeni yasama yılına başlayacak. Ortada ciddi, hazırlanmış bir anayasa taslağı yok. Yakın zaman içinde parlamentoya gelmeyeceği de açık. Türkiye 12 Eylül anayasası ile yönetilmeye devam edilecek. CHP dahil bundan utanan ve rahatsız olan bir siyasi parti ortada görünmemektedir. AKP zaten bu anayasa ile Türkiye’yi yönetiyor ve tüm devlet kurumlarını ele geçirmiş durumda. Onun yeni bir anayasaya pek de ihtiyacı yok.
Kürt tarafı dokuz ayı aşan bir süredir ateşkes ilan etmiş, gerilla güçlerini sınırdışına çekme kararı aldı. Bu süre içinde silahlar sustu, kimse yaşamını yitirmedi. Hazırlıklar eksik de olsa Akil İnsanlar’ın çalışmalarıyla Türkiye’de barış ve çözüm için oldukça olumlu bir iklim oluştu. AKP Hükümeti sürecin ruhuna uygun ve sorumlulukları gereği gereken adımları atmadı. Bugüne kadar idari ve yasal kaydedeğer herhangi bir adım atmadı.
AKP adeta sorun bitmiş, Kürtleri daha fazla muhatap alıp sorunları ortak çözme yerine ben hükümetim istediğimi yaparım kibirine girmiştir. Yüzyıllık sorunu iç siyasi hesaplar ve seçim malzemesi olarak ele almaya çalışmıştır. Sayın Öcalan üzerindeki tecridi gevşetmemiş, sürecin asıl aktörü olduğu halde bir tutsak ve elindeki bir rehine gibi ele almıştır. Sayın Erdoğan uygun gördüğü zaman BDP’lilerin İmralı’ya gitmesine izin vermiştir.
Hükümetin sürece dair sorumluluklarını yerine getirmemesi ve güven artırıcı önlemler yerine karakol yapımına ve yeni köy korucusu kontenjanı oluşturma gibi güvensizlik artırıcı uygulamalara devam etmesi üzerine, gerilla güçlerinin geri çekilmesi durdurulmuştur. Bunun yanında hükümet adına yapılan açıklamalarda da üslup ve dillerinin barışa ve çözüme uygun düzeltilmediği görülmektedir.
AKP normal bir ülkede, savaş ve ateşkes gibi sorunlar yokmuş gibi davranmaya çalışıyor. Kürt halkının temsilcileri ve kurumlarıyla ortaklaşmak ve değişim yasalarını bunların taleplerini de dikkate alarak kamuoyunun önüne ve parlamentoya getirmek yerine, ben hazırladım, bu benim partimin taslağı deyip oldu bittiler yaratmaya çalışmaktadır. Oldu bittiler ve oyalayıcı düzenlemelerle tarihi sorunların çözülemeyeceği açıktır.
Önümüzdeki aylarda Türkiye’nin seçim havasına girecektir. Seçim kampanyasına girmiş bir Türkiye’de AKP’nin ciddi bir demokratikleşme ve çözüm çalışması yapmayacağı açıktır. AKP’nin en belirgin özelliklerinden birisi de iktidar merkezli politika yapmasıdır. İktidar onlar için herşeydir. İktidar olmasa kendileri varolmayacak. Bakış açısı böyle olan bir partinin yüzünü halka dönmesi ve demokrasiyi esas almayacağı açıktır. Kürt sorununu çözmek ve bu tarihsel çatışmalı ortama son vermek gibi büyük bir fırsat elinde varken, Kürt siyasi yapılarıyla ortaklaşması gerekirken ben onları nasıl yenerim, bir kaç belediyeyi daha nasıl ellerinden alırım hesapları yapmaktadır.
Hesapları böyle olan AKP’nin Türkiye’nin önünü açmayacağı açıktır. AKP artık mevcut kurulu düzene yerleşmiş ve kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemeye devam etmektedir. CHP de bu haliyle AKP’nin işini kolaylaştırmaktadır. Alternatif olmaktan uzaktır. Sol ve demokrasi güçleri de AKP’yi durduracak ve aşacak durumda değildir. Ancak AKP için de dikensiz bir gül bahçesi sözkonusu değildir. Türkiye’yi istediği gibi, keyfine göre yönetemeyeceği açıktır. Özellikler Gezi direnişiyle farklı bir Türkiye’nin ortaya çıktığı görülmüştür. AKP bunu ne kadar doğru okur, o ayrı bir sorun.
Önümüzdeki ayların çok hareketli geçeceği açıktır. Seçim süreciyle birlikte politika ve kampanyalar hız kazanacaktır. Rojava ve genelde Kürt halkının arayışı ve örgütlü direnişi herkesi farkli hesaplar yapmaya zorlayacaktir. Kürt halkının isi kolay değil ama kendisine yüklenir ve daha örgütlü çalışirsa mevcut dengeleri lehine değiştirmeye devam edecektir.