Anaların gözyaşlarının dindirilmesi için başlatılan çözüm süreci ikinci yılını geride bıraktı. Söz konusu iki yıllık süre boyunca AKP hükümeti ve onun sözcüleri bu söylemi her platformda, uzatılan her mikrofona ve TV kanallarında sakız gibi çiğnedi/çiğniyorlar.

Fakat gelinen aşamada AKP devletinin ortaya koyduğu pratik, bu söylemin tam tersi bir istikamette yol aldı. “Analar ağlamasın” söylemi devlet eliyle işlenen cinayetleri, katliamları adeta kamufle etme aracına dönüştürüldü. “Analar ağlamasın” denildikçe Kürt anaların yürekleri daha çok yandı, gözyaşları daha çok aktı. Cizre’nin, Silopi’nin, Amed’in, Gever’in caddelerinde polis kurşunuyla Kürt çocukları ve gençleri vurulmaya devam etti. Tam da bu noktada Kürt Halk Önderi'nin kapitalizm için yaptığı, “Kapitalizm ne söylüyorsa tersini anlamak gerekir” belirlemesi akla geliyor. Nitekim AKP’nin  kapitalizmin kucağında beslenip, büyütüldüğü gerçeği düşünüldüğünde bu rahatlıkla görülecektir. AKP bu sistemin dengesinde görevini layıkıyla yerine getiriyor. Hepsi o! 

Genelde çözüm sürecinin başlangıcından, özelde de 6-8 Ekim serhıldanlarından bu yana ölüm haberleri TV’lerden eksilmedi. En çok ölüm haberlerinin geldiği merkezlerden biri de Cizre oldu. Peş peşe polis kurşunuyla katledilen çocukların, gençlerin ölüm haberlerini aldık. Bunlardan bazıları 12-16 yaşları arasında masum çocuklardı. Geçmişte olduğu gibi bugün de devlet her fırsatta kirli yüzünü gösteriyor, kan akıtıyor, provokasyonlarla sonuç almaya çalışıyor. Provokasyonu kimi zaman bizzat devlet eliyle silahlandırdığı Hizbul-Kontra çetesinin güncel versiyonu olan Hüda-Par, kimi zaman da plakasız araçlarla devriye gezen polisiyle yaptı. Cizre'de devletin dayatmalarına boyun eğmeyen Kürt iradesinin önünü alamayan AKP devleti, bu tür saldırılarla sindirmek istiyor. 

Böylesi gelişmelerin yaşandığı bir ortamda, İçişleri Bakanı Efkan Ala, medyada şöyle bir açıklama yapabiliyor: “Cizre zaten bir terör bölgesidir.” Bu açıklamanın altında yatan amaç, şüphesiz Kobanê direnişiyle dünya kamuoyu nezdinde meşruiyet kazanan Kürt Özgürlük Hareketi şahsında Kürt halkını terörize etmektir. Yani kendi elleriyle yaptırdıkları terör eylemlerini Kürt halkına mal etme çabasındalar. Bir taraftan, böylesi tehlikeli açıklamalar yapılırken, diğer taraftan aynı hükümet ve devletin başbakanı, 25 Ocak 2015 günü Diyarbakır il kongresinde Cizre halkını selamlıyor. Görünürde birbirinden aynı taban tabana zıt gibi görünen bu iki açıklama esasında aynı madalyonun iki yüzüdür. Cizre’yi sürekli gündemde tutarak Cizre şahsında çözüm sürecini baltalamanın zeminini hazırlıyorlar.

Fakat gerek uluslararası konjonktür, gerekse de Kürt halkının ulaştığı örgütsel, siyasi ve eylemsel düzey, bu aşamada (en azından seçimden önce) AKP devletine bu imkanı vermiyor. Yapacağı böylesi bir hamlenin kendi sonunu getireceğini bildiğinden durumu bu şekliyle bir süre daha kurtarmaya çalışıyor. Sonuç olarak, Cizre üzerinden yapılan hesapların hiçbiri tutmayacaktır. Kendi özgücüne ve örgütlülüğüne dayanan Cizre, her türlü oyunu boşa çıkaracak ve 2015 baharı ile kendi baharını kalıcılaştıracaktır.


 Şırnak T Tipi Cezaevi