İç güvenlik paketi, bu yasayı ve ortaya çıkaracağı vahim sonuçları büyük bir kesimin gözünde haklı gösterecek olaylar; İstanbul Adliyesindeki rehine olayı, Emniyet Müdürlüğü’ne yapılan silahlı saldırı eşliğinde jet hızıyla yasalaştı.
Nitekim yasanın TBMM’de görüşmeleri devam ederken ortaya çıkmış bulunan muhalefet, yasalaşmasına hiç ses çıkarmadı, bir anlamda çekimser kaldı. Yani ne yasaya tepki verebildi ne de bu tür silahlı eylemler sonrasında kullanılmasına alıştığımız azgın şiddet ve nefret dilini duyduk.
Söz konusu eylemlere devletin takındığı tutum, ölümlerle sonlanmasına rağmen iktidar tarafından bir başarı olarak değerlendirilmesi, savcının kimin tarafından öldürüldüğüne dair kamuoyunu kuşkuya düşüren açıklamalar, emniyet müdürlüğüne yapılan intihar eylemindeki gariplikler, yaşanan büyük elektrik kesintisi, bu eylemlerin zamanlaması, yeri ve oluşunun yarattığı şaşkınlık ve soru işaretlerinin takibinde, hükümete yarar karanlık el tespiti yapılmış olması, kamuoyundaki çekimser tutuma izah niteliğinde.
Adliyedeki eylemi duyar duymaz bu eylemin ilk adımda özellikle savunmaya yani avukatlara yani, iktidarın teslim alamadığı tek yargı unsuruna fatura edileceğini düşünenlerin tespitleri de ne yazık ki aynı jet hızıyla doğrulandı.
Ve aramalar sırasında güvenlikçiler ile avukatlar arasında geçen kimi diyaloglar, durumun vahametini göstermesi bakımından oldukça çarpıcı. Adliye girişlerinde avukatların aranmasına dair geliştirilen uygulamalar ve Cumhuriyet başsavcılığınca verilen yazılı emirlerle avukatlık yasasına, Avrupa Topluluğu Avukatlık Meslek Kuralları ve Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler (Havana Kuralları)’e aykırı davranıldığı yönlü itirazlar karşısında bir güvenlik amiri, "Başsavcılığın emri var, gerisi beni ilgilendirmez" diyebiliyor. Kendilerine, kanunsuz emre uymanın yine yasalara göre suç olduğu hatırlatıldığında ise "hükümet yetkilileri bile anayasayı, yasaları tanımadıklarını açık açık söylüyorlar. Siz daha mı iyi bileceksiniz?" diyebiliyor.
İlk defa görmüyoruz bu tutumu, ancak bu kadar rahat, pişkin ve kanuna aykırılıkta baştakini adres gösteren örneklerle karşılaşmak hukuk adına, hukukçu adına ve adliye binasına girerken yaşanınca, iktidarın toplum üzerindeki etkilerini tarife gerek bırakmıyor. Hatta kaotik bir topluma ya da muktedire mutlak biat esaslı bir rejime yine jet hızıyla yol aldığımızın resmi çıkıyor ortaya.
Yani kötü günler kapıda. Bu işin öncelikle avukatlara fatura edilmesindeki, avukatların ehlileştirilmesi çabasında ki temel amaç da avukatları şahsen mağdur etmek değil. Aksine, topluma yönelik devlet şiddeti ve hak ihlalleri söz konusu olduğunda avukatların yükselttiği ve bastırılamayan sesin susturulması amacını taşıyor. Bu da, AKP’nin özellikle Haziran seçimleri ve sonrasına hazırlık olarak planladığı İç Güvenlik Yasası’nın hangi şiddette üzerimize geleceğine dair önemli bir ip ucu.
Topluma yönelecek devlet şiddetinin durdurulması noktasında Haziran seçimleri ve HDP’nin göstereceği başarının yaratacağı etki önemli. Ancak güç kaybetme olasılığından dahi dehşete kapılan AKP’nin, muhalefetin daha da gelişen gücüne tahammül edemeyeceği ve o durumda da saldırgan bir tutum izleme olasılığı yabana atılamaz. İç güvenlik paketi de, bu karanlık eylemler de, avukatlara yönelik sindirme çabaları da bu olasılığın gerçekliğe yakınlığını gösteriyor. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerimize yönelik saldırılara karşı mücadeleyi, seçim sonrasına erteleme yanlışına düşmemek gerekiyor.