AKP seçimlere bir ölüm kalım meselesi olarak bakmaya başladı. Başından beri iktidar odaklı politika yapmayı esas aldı. Bir düzen partisinden bunu beklemek, bir yere kadar anlamak mümkündür. Ancak gelinen noktada ülkeyi her türlü gerginliğe boğma, adeta savaşa hazırlanma gibi seçimlere asılmak ülkenin kaldıracağı bir yük olmaktan çıkmıştır. Erdoğan ipleri elde tutmak için yüklendikçe, toparlama yerine giderek dağıtacağa benziyor. 

Şimdiye kadar seçimlerin rahat bir ortamda geçmesi ve iktidarını riske etmemek için Kürt Özgürlük Hareketi’yle iyi geçinmeye, ateşkeslerle süreci götürmeye çalışıyordu. Ateşkesler ve barış sürecini hep seçimlere ve iktidarına payanda yapma politikası yoğunca eleştirildi. İş, Kürt tarafı açısından artık tahammül edilemez bir noktaya getirildi. AKP’ye sorunun tarihselliğine uygun bir ciddiyetle yaklaşması gerektiği uyarıları yoğunca yapılmaya çalışıldı. Bu uyarılar ve girişimler sonucu Dolmabahçe sarayında HDP heyeti ve hükümet yetkilileri ortaklaşa bir açıklama yaptılar.

Açıklanan on maddelik deklerasyon Türkiye’nin demokratikleşmesinin programı niteliğindeydi. AKP ve yandaşı medya daha çok PKK silahları bırakacak, bu temelde Önder Apo kongre çağrısı yapacak bölümünü öne çıkaracaktı. Böylece ‘’Türkiye’de hiçbir hükümetin başaramadığını biz başardık’’ deyip bu konuyu seçim malzemesi yapacaklardı. Buna rağmen Önder Apo açıklama yapılmasını uygun buldu. Bu demokratik hamle ve çıkış AKP’nin istediği sonucu vermedi. Hükümet de bir bağlayıcılık ve sorumluluk altına gireceğini gördü. Erdoğan bunu görür görmez müdahalede bulunarak süreci dondurdu. 

Basında yoğun tartışmalar başlamış ve halkta olumlu bir beklenti ortaya çıkmışken Erdoğan birden bire ortamın buz kesmesine neden olmuştur. ‘’İzleme Heyeti de olmaz, Dolmabahçe açıklaması da yanlıştır’’ deyip kestirip attı. Hükümet kimlik yitimine uğradı. Yalçın Akdoğan, ‘’Erdoğan ne dese o olur’’ demek zorunda kaldı. O zamandan beri kimse sürecin neden yürümediğini, izleme heyetinin nerede olduğunu sormadı.

Erdoğan neden izleme heyetinin oluşmasına karşı çıktı? Önce uluslararası bir izleme heyeti istemiyoruz dediler. Önder Apo ‘’Türkiye içinde de kurulabilir’’ deyip işi kolaylaştırdı. Şimdi ona da gelmiyorlar. Madem çatışmalı bir sorun, iki taraflı bir silahlı güç var, çatışma riski ve potansiyelini içinde taşıyor, bir İzleme Heyeti oluşsun, iki tarafı da denetleyebilsin, süreç sağlıklı ilerlesin. Bundan daha makul ve doğal ne olabilir? Ancak Erdoğan buna yanaşmıyor. Neden? Çünkü ciddi bir çözüm niyeti ve demokratik bir projeleri yok. Hala oyalama, zamana yayma ve çürütme politiklarını terketmiş değiller. 

HDP parti olarak seçime girme kararı aldıktan sonra Erdoğan daha çok saldırganlaştı. HDP’nin yükselen ve tüm Türkiye’ye hitap eden bir parti olduğunu görünce şiddet ve komplolardan medet umar hale geldiler. Son görüşmelerde Önder Apo provokasyonların olabileceğini söyleyerek yoğunca uyarılar yaptı. Bu uyarıların boşuna olmadığı Ağrı’da sergilenen kanlı oyunla görüldü. Askerleri operasyona çıkararak çatışma ortamı yaratma, canlı kalkan olmaya çalışanlara ateş ederek, öldürerek açıktan provokasyon tezgahlandı.

Olayın hemen ardından Erdoğan, Davutoğlu, Yalçın Akdoğan, HDP ve PKK’yi suçlayarak kendilerini masum göstermeye ve konuyu seçim malzemesi yapmaya çalışmışlardır. Önceki seçimlerde bir olay olduğunda mümkünse basına yansıtmamaya veya tansiyonu düşürmeye çalışıyorlardı. Bu defa ise tersini yaptılar. Bunu yapmalarının nedeni HDP’nin parti olarak seçime girmesi ve Türkiye’nin tümüne hitap edebilecek duruma gelmesidir. HDP barajı aşarsa AKP’nin artık rahat hükümet olamayacağı ve parlamentoda daha etkili demokratik bir muhalefet, alternatif gücün yer alacağı görüldü. 

Kanlı tezgahlar düzenlenir ve HDP suçlanırsa Türkiye kamuoyunda bu partiye karşı bir ötekileştirme ve ürküntü yaratılmış olacak. Bu kirli oyun ve psikolojik savaş yöntemleriyle HDP’nin yükselişi durdurulur ve barajın altında bırakılırsa onlara ait tüm oyları AKP çalmış ve milletvekillerini almış olacak. Bu durumda da başkanlık sistemini kurmak için avantaj sağlayacaklar. Bunun yanında durdurdukları barış sürecini de açıktan reddedip saldırılarını sürdüreceklerdir. Yani barış yerine savaşı ikame edeceklerdir.

AKP bu kanlı oyunlara ve yalanlara başvurdukça batmaya devam edecektir. Artık gerçekleri gizleme ve halkı güdülecek bir sürü olarak görme devri geçmiştir. Hiçbir şey gizli kalmamaktadır. Ağrı‘da görüldü, halk olan biteni kendisi haberleştirdi, belgeledi. AKP’nin yanına aldığı okumuş tırşıkçı Kürtleri, yani kravatlı korucuları ve her suçuna ortak olan medyası ne yaparsa yapsın bu tarihi yürüyüşü durduramayacaklardır. Bu ülke faşist bir rejimi artık taşıyamayacak, Kürt halkı ve öncüleri de kırk yıllık birikim ve mücadele deneyimleriyle bu zorba güçlere ve işbirlikçilerine meydanı boş bırakmayacaklardır.