“Bazıları darbe yapmaya çalıştı, onlara iki soru soruyorum. Acaba sizin durumunuz darbeden önce daha mı iyiydi, ne elde ettiniz? Ne kadar çabalasanız ve kendinizi ne kadar yorsanız da elinize bir şey geçmeyecek.”
‘Bu sözler kime ait?’ diye sorulsa akla ilk gelecek kişi Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dır. ‘Darbe yapılmak istendi’ adı altında mağdur rolünden gerçek darbeyi üretmeyi başaran kişi. Ama bu sözler Erdoğan’ın sözlerine çok benzese de onun sözleri değil. Bu sözler KDP Genel Başkanı Mesud Barzani’nin Başika’da yaptığı konuşmadan kısa bir alıntı. Sözler birbirine ne kadar çok benziyor değil mi?
Bir de şuna bakın. “PKK, Şengal'de İran'ın çıkarlarına hizmet edecek ikinci bir Kandil kurma çabasıda”. Bu söz ile “PKK Şengal’i ikinci Kandil yapmak istiyor” sözü arasında ne fark var? Hemen hemen hiç. Ama bu sözlerden birincisi KDP politbüro üyesi Ali Avni’nin diğeri ise Erdoğan’ın sözü.
Hadi onu da geçtik. Bir de KDP Genel Başkanı Mesud Barzani’nin şu sözlerine bakalım; "PYD, Rojava'da devrim yaptığını iddia ediyor. Kime karşı kazanılmış bir devrim bu? Tek yaptıkları şey, rejimin onlara teslim ettiği yerlerde söz sahibi olmak.” Barzani’nin bu kadar şehidi ve Kürt halkının başarılarını hiçe sayan bu sözleri ile Erdoğan’ın PYD’yi Esad rejiminin işbirlikçisi ve terörist ilan eden sözleri arasında sizce nasıl bir politika farkı var? Hiç…
Peki, AKP hükümetinin KHK’lar ile halkın seçilmiş milletvekillerini ve belediye başkanlarını tutuklaması ile KDP’nin peşmerge gücünü kullanarak hükümet ortağı partinin bakanlarını görevden alması ve parlamento başkanının parlamentoya gelmesine izin vermemesi arasında sizce fark var mı?
Tamam, bu da anlaşıldı diyelim… Peki AKP hükümetinin devlet olarak ‘Nisan ayına kadar terörü bitireceğiz’ dediği ve Kürtlerin seçilmiş milletvekillerini ve belediye başkanlarını tutukladığı, HDP ve DBP’yi çalışamaz ya da kapanma noktasına getirmeye çalıştığı bir dönemde, KDP’nin de denetiminde hareket eden bir kesime Kuzey Kürdistan’da HDP’ye alternatif olsunlar diye bir parti kurdurmaya çalışmasını sanırım AKP ve Türk devletinin planlarından ayrı düşünmek mümkün değil.
Bu kadar örnekten sonra KDP ile AKP arasında paralel ve eş güdümlü bir siyaset izlendiğini söylemeye sanırım hiç gerek yok…
Bu birlikteliğe kimi siyasi ortaklık diyebilir, kimi kader birliği. İsteyen istediği gibi yorumlayabilir. Ama şu da bir gerçek ki, Ortadoğu’da yaşanan değişim dalgasında Kürtlerin varlık mücadelesi verebilmelerinin yegane yolu kendi birliklerini oluşturmaktan geçiyor. Aksi taktirde küresel ve bölgesel güçler arasında kullanılmaktan ve parçalanmaktan kendilerini kurtaramazlar. Üçüncü dünya savaşının devam ettiği ve Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği bugünlerde Kürtlerin ekmek ve sudan daha çok kendi ulusal birlik ve beraberliklerini güçlendirmeleri gerekiyor.
KDP’nin bu kadar Kürt düşmanlığı yapan AKP ile ilişkileri bu şekilde geliştikçe Kürtlerin ulusal birliğini geliştirmeleri biraz zor.
Çünkü Türk devletini Kürt düşmanlığı yapmaya cesaretlendiren en temel husus KDP’nin Kürt ulusal birliğine çekimser, ama düşmanlarıyla işbirliğine meyilli yaklaşımlarından kaynaklanıyor. KDP’nin bu zaafiyetinden yararlanmaya çalışan Türk devleti şimdi de KDP’yi Şengal ve Kandil’e kadar uzanacak yeni bir sınır ötesi operasyon macerasına sürüklemek istiyor. Tabi ilişkiler o kadar içiçe geçmiş ki, AKP mi KDP’yi, yoksa KDP mi AKP’yi bu maceraya sürüklemek istiyor, bu da belli değil. Fakat Erdoğan’ın “Geçmişte Kerkük ve Musul bizimdi” diyerek, Misak-ı Milli’den söz edip Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia ettiği ve Türk devletinin sınır ötesi operasyon adı altında başlatacağı askeri harekatı Güney Kürdistan’ı işgale dönüştürme arzusunda olduğu da hiçbir zaman gözardı edilmemeli. Tabi şu da unutulmamalı; “Kuzey Irak’ta yaptığımız hatayı, Kuzey Suriye’de yapmayacağız” diyen ve Güney Kürdistan’daki oluşumu bir hata olarak gören Erdoğan’ın ve Türk devletinin, Kuzey Kürdistan’da Kürt hareketinin bastırılması durumunda KDP’ye ve Güney Kürdistan’a ne yapacağını tahmin etmek hiç de zor değil.
Güney Kürdistan’ın bağımsızlığı isteniyorsa eğer, bu dört parça Kürdistan’da Kürtlerin güçlü bir irade olmasıyla mümkündür. Kürdistan’da sömürgeci güçlerin güçlenmesiyle değil…