1 Kasım erken genel seçimlerine birkaç gün kaldı. Herkes kendi cephesinden son hamleleri yapıyor. Tayyip Erdoğan’ın “1 Kasım’dan sonra da savaş sürecek” sözleri, Ahmet Davutoğlu’nun “Beyaz toroslar gelecek!” demesi, AKP’li Mehmet Ali Şahin’in “AKP iktidar olmazsa yeniden seçim gündeme gelir” açıklaması AKP’nin zihniyetinin ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor.
AKP’nin kuruluşundan hemen sonra 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelip sonraki yıllarda sürekli birinci parti olup iktidara yerleşmesi, AKP’de iktidardan kaynaklı “hırsızlık, halka yönelik baskı ve katliamlar, dış düşman yaratma vb” hastalıkların kronik bir hal alması gibi durumlar yarattı. Başta iktidardaki rant kavgaları nedeni ile kendi içlerinde birbirlerine giren AKP’liler, Tayyip Erdoğan etrafında birleşerek önce içlerindeki liberal ve demokratları tasfiye etti. Ardından AKP içinde kendilerine göre duruşu olan Cüneyd Zapsu, Dengir Fırat gibi isimler tasfiye edildi. Abdullatif Şener “kendi isteği” ile gitmiş olsa da AKP’deki yol ayırımlarının başlangıç noktalarını oluşturuyordu. Ardından AKP içinde Fethullah Gülencilerle sert bir çatışma ve ayrışma süreci başladı. Erdoğan ve ekibi kendi ağırlıklarını AKP içinde tümden hissetirmek için AKP’nin kurucu kadrolarından Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik gibi isimleri de etkisiz kılıp partiden uzaklaştırmayı seçti. Her ne kadar bu üçlü halen AKP içinde olsa da parti içinde bir hükümleri olmadığı aksine Tayyip Erdoğan’a ihanet ettikleri yönünde önemli bir algıya yol açmış durumdalar.
AKP içindeki bu çatlak AKP medyasına da yansıyor. Cem Küçük-Abdulkadir Selvi atışması, Star gazetesi ile Bülent Arınç polemiği ve kendi içlerinde “İhanetçi, rantçı, sonradan görme, para ve makam delisi” gibi laflar etmesi ise AKP’nin nasıl bir “kir koalisyonu”ndan oluştuğunu göstermektedir. Yani siyasal ilke, toplumsal ahlak ve vicdan duygusu yerine “hırsızlık, cinayet, katliam çetelerinin korunması, aile çıkarlarını esas alan” bir AKP sözkonusu. Ancak toplumun önemli bir kesiminde oluşan devletçi-klasik toplumsal psikoloji hala AKP’nin nasl bir çürüme içinde olduğunun anlaşılmasına yetmiyor. Çünkü Türk toplumundaki “devlet-devlet makamı-devlet adamı-dış düşman-istikrar” gibi kavramların devletçi zihniyetle algılanması nedeni ile AKP’nin tüm gerçekliği ortaya çıkmış değil.
Ancak son zamanlarda AKP içindeki tartışmalar, Tayyip Erdoğan’ın kişiliğindeki bozukluk, Davutoğlu’nun çapsızlığı mevcut durumun ne kadar kötü olduğunu gösteriyor. Zaten yüzde 60’lık bir kesim AKP ve Erdoğan zihniyetine karşı. Yani siyasal ve toplumsal teşhir önemli ölçüde AKP’nin ne mal olduğunu gösteriyor. Ancak AKP’ye o veren belli bir kesimde AKP gerçekliğinin ne mal olduğu konusunda hala bir zayıf bilinç taşıma durumu var. Oysa AKP’nin kir koalisyonu olduğu, şu anda AKP’de tepe konumda olanların da kişisel çıkarları gereği yer aldıkları, herşeyin Tayyip Erdoğan’ın ve ailesinin korumaya dönük olduğunu belirtmekte fayda var. Yani AKP’nin Türkiye’ye de AKP’ye o verenlere de vereceği fazla bir şey yok. Kir koalisyonudur.
AKP’ye karşı mücadele eden CHP ise gerçekten etkisizdir. CHP’nin etkisiz politikaları Erdoğan ve çetesinin daha büyük bir bela haline gelmesine neden olmaktadır. Savaş tezkeresine CHP’nin “evet oyu” vermesi, 7 Haziran’dan sonra bir ayı aşkın devam eden niteliksiz koalisyon görüşmeleri AKP’nin kendisini yaşatmasına fırsat vermiştir. Bu nedenle CHP’nin bir iki puan kazanması AKP’yi sadece daha fazla güçlendirir, Erdoğan’ı da daha fazla saldırgan kılar.
Oysa ki HDP’ye verilen her oy AKP faşizminin panzehiri olacak, Tayyip Erdoğan’ın etkisiz kılacaktır. Çünkü Tayyip Erdoğan ve AKP Türkiye’yi de. bölgeyi de kendi çıkarları için kaosa sokacak kadar çaresizdir. Erdoğan ve çetesi yaptıkları suçların hesabını vermemek için savaş çıkarmayı göze almış ve yüzlerce, binlerce muhalifini katledecek kadar zihniyet bozukluluğuna sahiptir.
Dolayısı ile AKP’nin kir koalisyonunu bozguna uğratmak için HDP nereden bakılırsa bakılsın stratejik bir konumdadır. Kilit önemdedir. CHP’liler, AKP’den memnun olmayanlar, Aleviler, demokratlar HDP’ye oy verirse Erdoğan belası bertaraf edilir. Türkiye demokrasisi ve siyaseti normalleşme sürecine girer. Toplum derin bir nefes alır. Aksi takdirde AKP ve Erdoğan çetesi, kendi suçlarının hesabını vermemek için kendileri dışındaki bütün toplumu düşman gücü sayıp yok etme çabasını derinleştireceklerdir.