Eylül ARAM

Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Öğrenci Andı" başlıklı 12. maddesi, 8 Ekim 2013 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesiyle kaldırılmıştı. Bu karara karşı Türk Eğitim-Sen, düzenlemenin iptaline ilişkin Danıştay'a dava açmıştı. Danıştay 8. Dairesi de oy çokluğuyla sonradan yapılan düzenlemeyi iptal ederek, “idarenin takdir hakkını ve düzenleme yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri uyarınca kullandığını ortaya koyacak yeterli bilimsel gerekçenin bulunmadığı” gibi bir dizi gerekçeyle 1933'ten bu yana okullarda okutulan Öğrenci Andını geri getiren karara imza attı.

Karar sonrasında hükümet kanadından Bekir Bozdağ ve Abdulhamit Gül, Danıştayın “yerindelik” denetimi yapamayacağını dile getirse de, Bahçeli ve İyi Parti kararı savunmaya devam ediyor. Erdoğan 2013 yılında Öğrenci Andının kaldırılması sonrasında "Andımız uygulaması 1933'te başladı. Metin yazarı tartışmalı bir isim olan Dr.Reşit Galip'ti. Galip Türkçe ezan zulmünün de yazarlarındandı. Her sabah Türküm demekle Türk olunmaz" demişti. Erdoğan bu konuyla ilgili sessizliğini korusa da, dengelere göre hareket edeceğini kestirmek zor değil. İktidara neredeyse göbekten bağlanmış olan Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen 81 ilde Danıştay kararına karşı basın açıklaması yapılması çağrısında bulundu. MHP eski grup başkanvekili Oktay Vural, Öğrenci Andı gündemine ilişkin "Çözüm süreci tarihin artık bir dip notudur" diyerek, aslında AKP'nin ve Erdoğan'ın sonuna işaret ediyor.

AKP'nin MHP ve İyi Parti arasında yaşanan bu fikir ayrılığı, fiili uygulamalara bakıldığında görülemeyecek kadar küçük. Her gün gözaltılar, işkenceler, tutuklamalar, yasaklar, OHAL'in kalıcılaşması gibi uygulamalar da, bu üç yapı arasında bir çelişki olduğunu söylemek zor. Ancak birkaç gündür Erdoğan'ın konuşmalarında yer alan vesayet vurgusu ve yeni döneme geçişe dair üstü kapalı açıklamalar, mevcut AKP-MHP faşist ittifakının uzun soluklu olamayacağına ilişkin emareler barındırıyor. Öğrenci Andıyla ilgili karar sonrasında AKP'lilerin refleksi ise 2013-2015 yılları arasında gelişen Çözüm Süreci'nin faturasının da kendilerine kesileceği korkusuna dayanıyor. Binali Yıldırım'ın Ahmet Necdet Sezer'le yaşanan diyaloğu anlatırken “her hizmetin bir cezası olur” ifadesi de, biraz bu korkuyu meşrulaştırma çabası ya da istemsiz ifadesi olarak karşımıza çıkıyor.

Öcalan, İmralı'da yapılan görüşmelerde sık sık yasallık vurgusu yaparak, sürecin bir yasası olması gerektiğini dile getirdi. Hatta eğer yasa çıkarılmazsa ileride vatana ihanet davalarının da açılabileceğini görüşmelerde ifade etti. Yapılan her şeyin yasal dayanaklarının olması gerektiği ve bunun elzemliğine vurgu yapan Öcalan'ın uyarıları AKP tarafından yeterince ciddiye alınmadı. Ancak en son Öcalan'ın ısrarlı çabaları sonucunda 2557 sayılı "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” isimli çerçeve kanun tasarısı 10 Temmuz 2014'te mecliste kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 15 Temmuz 2014'te onayladığı yasa, 16 Temmuz 2014'te resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Süreç boyunca kanunlaşan tek madde olan 2557 sayılı yasa, görüşmelerin hukuki zemini ve görüşmecilerin yasal zırhı olarak hayata geçti. Ancak en son 24 Haziran seçimleri sonrasında, 16 Nisan 2017 referandumunda yapılan rejim değişikliğine göre kanunlar revize edilirken (Başbakanlık ifadeleri Cumhurbaşkanlığı şeklinde değiştirilirken), bu kanunun yürütme maddesi değiştirilmedi. Önceden bakanlar kurulu yönetir ifadesinin yerine “Cumhurbaşkanı yürütür” ya da “Cumhurbaşkanlığı yürütür” denilmediği için kanun kadük bırakıldı. Aynı şekilde bu kanun maddesinde çalışmaları yapmakla yükümlü kılınan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 703 sayılı KHK ile kapatılarak, her türlü hak ve yükümlülükleri İçişleri Bakanlığına devredildi. Yani kanun fiilen işlevsiz bırakıldı. Yasa lağvedildi şeklinde basında yer alan 2557 sayılı yasanın kadük bırakılması bu şekilde gerçekleşti.

Bir kanunun kaldırılması birçok açıdan mümkündür. Anayasa Mahkemesince eğer anayasaya aykırı görülerek kanun iptal edilirse söz konusu hükümler yürürlükten kalkar. Aynı şekilde Sarih ilga denilen, bir kanunu başka bir kanunla yürürlükten kaldırabilir. Zımni ilga denilen usul ile de kanun yayımlandığında başka bir kanunla çakışması durumunda, eski olan kanunun yürürlükten kaldırıldığı esas alınır. Ancak burada bu yolların hiçbiri kullanılmamış, yeni sisteme geçiş düzenlemesi yapılmadığı ve yürürlük maddesi yeni sisteme uyarlanmadığı için kadük bırakılmıştır. Ancak bir kanun ancak başka bir kanunla yürürlükten kaldırılabilir. Bu yasamanın temel ilkesidir ancak bu yol kullanılmamıştır. AKP, süreç boyunca görüşmelerin yasal çerçevesi olan yasayı kadük bırakarak aslında kendi ayağına sıkmaktadır. Öğrenci Andı gündemine ilişkin panik ve korkuları da buradan kaynaklanmaktadır.

AKP ve Erdoğan'ın 2557 sayılı yasanın yürütme maddesini yeni sisteme uyarlamaya gücü var mıdır? Yok görülüyor. AKP ve Erdoğan güçlü diyenler, bir maddeyi bile çıkaracak güçlerinin olmadığını, kalmadığını görerek değerlendirmeliler.

Çözüm masasının dağıtılması ve Dolmabahçe Mutabakatı’nın reddedilmesinin faturasıyla AKP henüz karşılaşmadı. Vatana ihanet davaları açılır mı bilinmez. Ancak bu davalar sıyrılmak için Erdoğan, 16 Nisan 2017 referandumunda Anayasa’nın 105.maddesini değiştirerek vatana ihanetten yargılanmasını oldukça güçleştirmiş durumda. Başkanlık sistemine geçiş çağrısını Bahçeli'nin yaptığı ve iktidarı “devlet içi ittifakın sembolü” olarak Erdoğan'a verdikleri desteğin son günlerini yaşıyoruz gibi. AKP-MHP faşist ittifakı dağıldığında AKP ve Erdoğan'ın devlet için kullanışlı enstrüman rolü dışında bir misyonlarının olmadığı daha net görülecektir.

Erdoğan uyguladığı “Çöktürme Planı” ve savaş siyasetinin karşısında, Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişiyle yıkılmış olacak. Çünkü bu direniş olmasaydı, bu ittifakın bozulması, çelişki yaşaması, AKP'nin yıpranması mümkün olmayacaktı.