Herkesin tanıdığı gibi HDP Eşbaşkanı Selahattın Demirtaş, Kürt Halkı’nın bağrından çıkan demokrasi savunucusu genç siyasetçilerden biridir. Yüz yıldır esaret altında tutulan Kürt halkının hak/özgürlük kavgasında üzerine düşeni yapmaya çalışmakta. Saz çalmaktan öte çalmamış, çırpmamış, evine hesap makineleri girmemiş, ayakkabı kutularını istiflememiş biri! Bu temiz/dürüst yapısıyla Kürt halkı ve Türkiye Demokrasi Güçleri tarafından Halkların Cumhurbaşkanı adayı gösterildi. Türkiye ve Kürdistan’da büyük beğeni/destek gördü.
AKP ve adayı Erdoğan’ı sıkıntıya sokan ve oldukça korkutan aday oldu. Her türlü sandık hilelerine karşın sultan ve saltanat tahtının sallanabileceğini de gösterdi. AKP o günden bu yana Demirtaş’a karşı vicdansızca /ahlaksızca amansız bir linç kampanyası başlatmış bulunuyor! Erdoğan, Davutoğlu, Arınç başta olmak üzere yandaş basın yayın, çıkarcı kalemler ve bir sürü yalaka her gün ayrı bir cepheden saldırıya geçmektedir/geçiyor!
Onlar saldırdıkça o, temel insan hakları, evrensel hukuk ve bir bütün olarak demokrasinin eksiksiz yaşama geçmesi yolundaki kararlı mücadelesine devam ediyor. Bu zorlu mücadele başta Türkiye emek güçleri, inanç grupları, barış ve demokrasi yanlıları ve onların kurum ve kuruluşları, HDP bileşenleri olmak üzere İmralı/ Kandil dahil büyük halk yığınlarıyla birlikte Ortadoğu ve Batı tarafından da destek/takdir görüyor.
Aslında bu demokrasi mücadelesi AKP’nin kaçınılmaz yol kazasını önlemek bakımından en büyük yardımı da ona, yani AKP’ye yapıyor! Hitler’den günümüze dek tüm diktatörler ve Ortadoğu’nun despot yönetimleri de dahil demokrasiden uzaklaşanların hazin akibetleri ortadadır! Bunların hiç biri eceliyle gitmemiştir! Bedeli ağır olmuş ama kazanan halkın haklı mücadelesi olmuştur.
AKP’nin de böylesine tehlikeli bir yolu izlemekte olduğu her gün halkların özgürlük alanlarını daraltarak ortadan kaldırma girişimlerinden görülmektedir. Bu, Naziler’in "Hitler kanundur! Onun Yetki Yasası’nın anayasaya uyması da zorunlu değildir!" örneği AKP’nin: "Herşey Erdoğan’dır! Onun iki dudağı arasından çıkan uyulması zorunlu kanundur!" gibi korkunç bir hak/hukuk katliamıyla karşı karşıyayız! Son "Güvenlik(!) paketi/Yetki/Öldürme yasası" bunun açık örneğidir. Bundan böyle Hitler’in Nazi Mangaları gibi AKP zaptiyeleri de gazlayacak, vuracak, kıracak, yakacak, yıkacak, baskınlar yapacak, işkenceden geçirecek, sakat bırakacak, kadın, çocuk, yaşlı demeden kafa kol kırarak zindanlara dolduracak ve bunun ismi de "Kamu düzenini koruma(!)" olacak! Herkes de uslu uslu "Eline sağlık" diyecek! Aksi halde akan kandan sorumlu olunacak!
Demirtaş, bu despotluğa haklı bir karşı koyuş olarak : "Yasayı miting ve eylemlerle engelleyeceğiz. Yeni güvenlik paketine hem mecliste karşı çıkacağız, hem sokakta demokratik mitinglerle ve etkinliklerle eleştiri ve itiraz hakkımızı kullanacağız. Yasa çıkarsa da değişmesi için demokratik mücadelemizi yürüteceğiz" açıklamasını yapınca köle suskunluğuna alışık sistem/zihniyet bekçisi emanetçi Davutoğlu "Sokakta dökülecek her kandan Demirtaş sorumludur" buyurmuş!
Hemen söylemek gerekir ki Ortadoğu da dahil Türkiye ve Kürdistan’da dökülen kanlarla boğazına dek kirlenen birilerinin demokratik bir hakkın kullanılmasını öneren birini, Demirtaş’ı kanlı kefenine ortak etmeğe ne hakkı ve ne de haddi vardır! Geçmişte olduğu gibi gelecekte de dökülecek tüm kanların sorumlusu; insan temel hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alarak halklara/inançlara kul ve köleliği dayatarak: "Dediğim dedik, düdüğüm düdük, teminatım şaibeli sandık, işim dolar istiflemek, hedefim Ortaçağ karanlığı, amacım diktatörlüktür..." diyenler olacaktır.
Öncesi bir yana, son bir yılda ülkemizde AKP zaptiyelerince büyük çoğunluğu Kürt olmak üzere sokak ortasında katledilen binlerce genç ve çocuk var. Sakat bırakılan sayısız insan var. Roboskî, Gezi, karanlık 6-8 Ekim olayları dahil Amed’de, Bingöl’de, Varto’da, Gever’de, kör kömür ocakları ve ülkenin değişik bölgelerinde katledilerek söndürülen hayatlar var. Katiller önce bu kanın hesabını vermelidir!
Bir kedi bile kendisine uzanan acıtıcı eli tırnaklar! Bu kadar zulümden sonra geride kalan bu insanlar kontrol edilemeyen bir refleks sonucu sokaklara dökülse, katliamcı yapının tüm kurumlarını yakıp yerle bir etse, güvenlikçi denilen katliam sürüsünü taş/toprak yağmuruna tutarak inlerine soksa, bu faşist yapının işbirlikçi kölelerinden hesap sorsa, bir bütün olarak o katliam topraklarını katliamcılara mezar etme kararı alsa bu zalimler için girilecek deliğin bulunamıyacağı kesin!
Şu da bilinmelidir ki zulmün çekilemezliği karşısında dünya örneklerinde de görüldüğü gibi halkların böylesine karşı koyuş hakları vardır! Bu, günü ve saati belli olmayan bir ölüm kasırga gibidir! Birlikte barış içinde yaşamın mümkün olduğu topraklarımızda asla arzu edilmeyen böylesine acılı kasırgaların önlenmesi için başta İmralı olmak üzre Kandil ve HDP ile Demirtaş’ın barışçıl çözüm arayışları muhakkak ama muhakkak karşılık bulmalıdır.