AKP-CHP koalisyon çalışmaları son hız sürüyor. Her iki parti de kendisi için belirlediği bir yol haritası dahilinde çalışmalarını yürütüyor. Ancak ortada eski yol haritası çöken Türkiye için belirlenmiş bir yol haritası görünmüyor.
Bu, Türkiye’de yaşanan durumun belirsizlik olarak değerlendirilmesini beraberinde getiriyor. Ancak bu Türkiye Cumhuriyeti devleti için geçerli bir tespit.
Belirsizlik tespiti tüm Türkiye’yi kapsamıyor. Demokrasi güçlerini örneğin kapsamıyor, Kürt Özgürlük Hareketi'ni hiç kapsamıyor.
Buna karşın başta Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları, savaş generalleri edasıyla Rojava’ya müdahaleyi, özgürlük hareketini tehdit etmeyi, demokrasi güçlerine gözdağı vermeyi sürdürüyorlar.
Kürt Özgürlük Hareketi'nin ulaştığı düzeyi ve demokrasi dinamiklerinin taleplerini görmek istemeyen, tasfiye edip baskılayarak sömürgeci ulus-devletçiliği yeşil tonda restore etme dışında bir ufku ve niyeti bulunmayan AKP iktidarı Kobanê direnişi, 7 Haziran seçimleri ve Girê Sipî zaferiyle büyük bir bozguna uğradı. Bu gelişmelerle 12 yıllık AKP iktidarının geleceğe dönük planlamaları çökmedi sadece; AKP’nin Türkiye için oluşturduğu strateji de çöktü.
Benzer bir bozgun dış politikada da yaşandı. Bölgesel statükonun yeniden yapılandığı bu zaman diliminde komşularla sıfır sorun iddiasına dayandırılan stratejik derinlik yaklaşımı, daha şimdiden komşularla en sorunlu ve en sığ politika olarak tarihe geçti. Türkiye Cumhuriyeti devleti ulusal-bölgesel-küresel düzlemde gelişmeleri okuyamadı, ayak uyduramadı, bunun gerektirdiği dönüşümü sağlayamadı ve deyim yerindeyse oyunun dışına atıldı.
Stratejisliğin stratejisi uygulanıyor
Türkiye şu anda stratejisizdir. AKP bağnazlığı ve faşizmiyle denebilir ki Türkiye’yi tarihinin en zayıf, geleceği en belirsiz, kafası en karışık noktaya getirmiştir. Devlet de AKP’de bunun fazlasıyla farkında ve bunu aşmanın arayışı, telaşı içinde.
Kendileri için belirsizliklerle dolu bu süreç, herkesi sahte, akıl dışı ve baskıcı gündemlerle oyalama, tartıştırma ve gündem saptırma süreci olarak da yürütülmek isteniyor. Türk devleti ve AKP yeniden ulusal düzlemde etkinlik kurma ve bölgedeki oyuna girmenin arayışı içinde. Sahip olduğu ne derin ne de sığ bir strateji yok. İmralı'daki tecridin sürdürülmesi, Rojava’ya dönük saldırı tehdidi, Kürt Özgürlük Hareketi üzerinde artırılan baskılar, çözüm sürecini zamana yayma gayretleri, demokratik siyaseti koalisyon ve erken seçim tartışmalarıyla etkisizleştirme, toplum üzerinde artırılan şiddet ve polis terörü stratejisizliğin stratejisi olarak gündeme geliyor.
AKP'nin yeniden oyuna girme ve etkili bir iktidar gücü olma dışında bir hedefi yok. Bunun için erken seçimler tek seçenek olarak görülüyor. En azından şimdilik. Ancak yapılan tüm kamuoyu yoklamaları, anketler, bilirkişi raporları yakın zamanda gerçekleştirilecek bir erken seçimin AKP’nin istediği sonuçları vermeyeceğini gösteriyor. Yani bu tarafta da deniz bitmiş görünüyor.
Kürt Hareketinin etkisini kırmak için bir taraftan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi sürdürürken, diğer yandan gerilla alanlarına yönelik bombardıman ve yığınakla birlikte askeri operasyonlarını artırıyor, gerillayı savunmaya iterek etkisizleştirmeyi amaçlıyor. Kamuoyunu baskılama, yeni dalga tutuklamalarla kitlesel tepkilerin önünü alma, Rojava’ya dönük tehditlerle devrimin kantonları birleştirme temelindeki ilerleyişini durdurmanın pratik uygulamalarını katliamları da devreye koyarak yapıyor. Bu politikalarla bölgede siyaset yürüten küresel güçlere “bensiz oyun olmaz” şantajı yapıyor. Türk devletinin bu uygulamalarına "strateji" denilecekse, stratejinin özü budur. Geleceği yoktur, başarı şansı sıfırdır.
Savaş ve kaos konseptine teslim olunmamalı
Türk devletinin bu politikaları, saldırıları ve düşman siyasetine rağmen, Kürt Özgürlük Hareketi'nin Kurdistan ve bölgedeki etkisi her geçen gün artıyor. Kürt Özgürlük Hareketi stratejisi, siyaseti, askeri-politik-toplumsal örgütlülüğü ve dinamizmiyle net ve kararlı duruş sergiliyor. Stratejisi güçlü, bölgede karşılığı olan bir siyaset uyguluyor ve gerçekleşme gücünü kanıtlıyor. Bu nedenle küresel güçler bölgesel bir aktör olarak ele almakta. Kürt Özgürlük Hareketi, Ortadoğu’da kartların yeniden karıldığı bu süreçte oyunun etkin-insiyatifli-dinamik bir aktörü olduğunu kanıtlamıştır.
İran’da bölgesel bir aktör olarak es geçilemeyeceğini ortaya koyuyor. Sürdürülen nükleer müzakerelerin anlaşmayla sonuçlanması İran’ın bölgesel bir aktör olarak kabul gördüğüne yorumlanabilir.
Buna rağmen, Türkiye’nin nerde durduğu ve ne olacağı belli değil. AKP’nin Kürt düşmanlığı üzerinden yürüttüğü ırkçı ve faşizan politikalar içerde ve dışarıda Türkiye’yi dünyanın en cani ve insanlık dışı çetesiyle işbirliği noktasına getirdi. IŞİD taraftarlığı AKP’nin Türkiye ve Kürdistan kamuoyunda etkisini kırmakla kalmamış, Türkiye’yi bölgede de en itibarsız, yalnız ve etkisiz bir konuma sürüklemiştir. Türkiye bölgede, AKP içerde girdiği bu batakta debeleniyor.
Türk devletinin savaş, kaos, Kürt düşmanlığı endeksli uygulamalarına karşı kararlı duruştan taviz vermemek önemli. Yapılması gereken, gündem saptırmalarına düşmeden Türkiye ve bölgenin gündemini doğru okumak, bunun için gereken kararlı, atak ve cesur tutumu sergilemektir. Tüm demokrasi güçlerine, özgürlük hareketine ve ilerici kamuoyuna düşen görev budur. AKP’nin gündemine takılmak, acabalar içinde kıvranmak, yönelimleri karşısında pes etmek, pasif bir tutum sergilemek sürecin ruhuna terstir. Zira hem bölgede hem Türkiye’de Demokratik Ulus Çözümü hiç bu kadar başarıya yakın olmamıştı.