Barış süreci yine hızla seçim kartı olarak kullanılmaya başlandı. Bu oyunu bozmak veya engellemek için Önder Apo ısrarla hükümete seçim öncesi netleşmesi için bir proje sundu. Çünkü AKP, Kürt sorununu, halkın barış özlemlerini kullanarak bir seçim malzemesine dönüştürdü. Hükümete sunulan projede 15 Şubat’a kadar görüşmelerin sonlanması ve ortak bir karara varılması belirtilmişti.

Hükümet 15 Şubat’a kadar bırakalım görüşmeleri bitirmeyi, hala müzakere heyetini bile oluşturmuş değil. Sürecin sağlıklı yürümesi için izleme kurulunu da oluşturmuş değil. Bu konuda bir hareketi ve girişimi de yok. Bunlar yapılmazken şimdi ‘’HDP ve Kandil Öcalan’ın silahlı mücadeleyi sonlandırma çağrısını engelliyor’’ deyip şark kurnazlığına başvuruyor. Eğer heyetler oluşur, çözümde anlaşılır ve bir protokol imzalanırsa Önder Apo da Newroz’da bu yönlü bir çağrı yapacaktı. 

Hükümet, heyetin İmralı’ya gitmesini ve sağlıklı tartışmasını sağlamak yerine, engelliyor. Oluşturduğu bir müzakere heyeti de yok. Ama seçimler yaklaştı. Kürt tarafını baskı altında tutarak silahlı mücadeleyi sonlandırma çağrısını kotarmaya çalışıyor. Bununla kamuoyuna “Bakın, ben otuz yıllık çatışma sürecini sonlandırdım. Muhalefet itiraz ediyor veya destek vermiyordu ama cumhuriyet tarihinin en büyük silahlı çatışma sürecini ben durdurmayı başardım” diyecek. Bununla kitle desteğini alarak seçimlere eli güçlenmiş ve rahatlamış olarak girecek.

Madem silahlı mücadaleyi sonlandırma çağrısı sizin için bu kadar önemlidir, o zaman niye usule uygun hareket etmiyorsunuz? Prosedür işlerse ve güven ortamı sabote edilmezse zaten Önder Apo bu yönlü bir çağrı yapacağını söylemişti. Kandil de bu taslağı kabullenmişti. Heyetleri oluşturmak için zaman ve imkan da vardı. Yasa da çıkarılmıştı. Cumhurbaşkanlığı sarayına davet edilen muhtarlara harcanandan daha fazla bir maliyeti de olmayacaktı. 

AKP ve Erdoğan kesenin ağzını açmış, seçimler için hiçbir harcamadan sakınmıyorlar. İş tarihi davaya gelince açık, şeffaf ve güvene dayalı bir müzakere ve çaba görülmüyor. Katakülli yol ve yöntemlere, kurnazlıklara başvuruluyor. PKK gibi kırk yıllık deneyimi olan bir hareketi böyle oyunlarla etkisizleştirmek mümkün mü? Bazı taktik manevralarla avantajlar sağlansa da sorun yine tüm ağırlığıyla hükümetin ve Türkiye’nin gündemine gelecektir. AKP tarihi bir soruna tam bir tüccar mantığıyla yaklaşıyor. İki yıllık zaman böyle heba edildi.

AKP müzakere ve izleme heyetlerini oluşturmaz ve işi bu kadar ağırdan alırken güvenlik yasasını hızla meclise getirip, tam bir savaş havasıyla çıkarmaya çalışıyor. Tüm muhalefet ve kamuoyu itirazına rağmen ‘’mutlaka çıkacak’’ diyorlar. Madem silahlı mücadeleyi sonlandırma noktasına gelinmiş, Kürt tarafından bu bekleniyor, o zaman bu yasada bu kadar ısrar etmenin ne anlamı kalıyor? Hükümetin artık böyle bir yasaya da ihtiyacı kalmaz. Yasa Kürtlere saldırı amaçlı hazırlanmış bir yasadır. Bu yasaya bu kadar yüklenmeleri niyetlerinin öyle barış ve demokratikleşme olmadığını apaçık gösteriyor. 

Silahlı çatışmayı sonlandırma çağrısını kotarmaya çalışan bir hükümet neden Kandil’den bir iki kişiyi İmralı‘ya görüşmeye götürmez? Bundan daha önemli ne olabilir? Ama bırakalım Kandil’den birilerini götürmeyi HDP heyetinin adaya gitmesini bile bloke ediyorlar. Gizli, hileli yollarla bir açıklama kotarmaya çalışmakla güven ortamı sağlanır mı? Bu açıklama hayat bulur mu? Doğal ki, sonuç vermez ve sorunu daha fazla çıkmaza sokar, güven ortamını zedeler.

Burada MİT müştesarı Hakan Fidan’ın istifasına bir kez daha değinmekte yarar var. İstifası basında tartışıldı. Erdoğan da istifadan yana olmadığını ve Hakan Fidan’ın yorulduğunu belirttiğini, söyledi. Fidan yıllarca bu konu üzerinde çalıştı. Cumhuriyet tarihinin en büyük sorununu çözme konusunda etkili bir sorumluluk üstlendi. Şimdiki yetkisi bir milletvekilinden ve bakandan kat kat da fazladır. Sorunun çözülmesi halinde de tarihe geçme gibi bir imtiyazı elde edecekti. Buna rağmen niye istifa ediyor?

 Fidan, anlaşılan hükümetin ve Erdoğan’ın yalanlarından yoruldu. Onların çözüm konusunda ciddi ve samimi olmadıkları konusunda netleşti. İmralı’ya söyleyecek birşeyi de kalmadı. Onun için aradan çekilip, parlamentoya girip deyim yerinde ise kafasını dinlemeye çalışacak. Oyalama ve yalanların doğal ki, bir sonu ve sınırı vardır. AKP süreçten vazgeçmedim diyor ama ne heyetleri oluşturuyor ne de görüşme ortamını normalleştiriyor. Bu haliyle çözüm ve barış ortamını oluşturma olanağı yok. Hele üstüne üstlük güvenlik yasalarını Kürtleri hedefleyerek mutlaka çıkacak deyip dayatmakla hiç mi hiç barış ve demokrasi gelişmez.

AKP’nin aşırı iktidarcı ve tüccar kafalı oyunlarını bozmak ve demokrasi mücadelesini yükseltmek şimdi her zamankinden daha fazla acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır.