Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı paket, AKP’ye imaj tazeleme özelliği hedefi taşıyordu. Ama bu zor. AKP’nin imajı böyle düzelmez. Düzelmeyecek de!.. Çünkü AKP, 3 Kasım 2002 seçimlerine iktidara geldiği günden bu yana “değişimci” özelliğini kullanıma sokmuştu. Kürt siyasal hareketinin direnişi AKP’nin bu konudaki iki yüzlülüğünü ortaya koymayı başardı. Türkiye toplumu da AKP’nin “ne mal” olduğunu bütün çıplaklığı ile Gezi Parkı direnişi sonrasında gördü!.. Bu gerçek görülene kadar da AKP kendisini iktidarda ve devlette sağlam kazıklara bağlamıştı. Kendi hegemonik iktidarını devlet sistemi haline getirmişti. Kürt direnişi karşısında başarısızlığa uğrayan askerleri, kemalist milliyetçi statüko zayıfladığı için AKP, bu kliğin üzerine gitti. Kürt hareketinden de sürekli “tek yanlı ateşkes ihtiyacını” karşıladığı için AKP seçimleri kazanmayı başardı. Kürt siyasal hareketinin hamleleri, özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 2012 Ekim’inde başlayan ve 2013 yılı başında kamuoyuna deklare edilen “Demokratik Çözüm Süreci” ile AKP iyice köşeye sıkışmıştı.
Çözüm süreci ile birlikte AKP, askeri güvenlikçi politikalarının iflasını görmüş, Kürtlerin sorunu siyasal zemine taşıma mücadelesinin önünde duramamıştı. Tabii Ortadoğu’daki gelişmeler, Türkiye’deki Kürtlerin ve diğer muhaliflerin mücadeleyi yükseltme çabaları da AKP’yi bu sürecin içine itmişti. Kürtlerin tek taraflı adımlarla AKP’yi siyasal alanda reform yapmaya ve düzenlemeye zorladı. AKP ise bu reform ve düzenlemelere en alt eşikte tutarak, zamana yayarak “kırıntıları” Sessiz Devrim argümanları ile piyasaya sürdü. Medya ve tatlı su demokratlarını da kendisine ekonomik ve siyasal olarak bağladığı için, medya bunun propagandasını yaparak sanki büyük bir gelişme olmuş gibi yansıtmaya çalıştı. Ama gerçek hiç de öyle değil.
Bu sürecin tıkanmasını sağlayan, 1 Eylül’de gerillanın geri çekilmesinin durdurulmasına neden olan durum ortadan kalkmamıştır. Çünkü Öcalan, Devlet Heyeti ve BDP heyeti ile gerçekleştirdiği görüşmelerde sürecin tek taraflı ilerleyemeyeceğinin altını çizdi. Kendi rolünün ise artık “araçsal” olmaktan çıkarılıp “stratejik” olarak tanımlanması gerektiğini söyledi. Demokratik Çözüm Sürecinin ise yeni bir formatla sürdürülmesi gerektiğini ifade etti. Bunun için 8 maddeye göre komisyonların oluşturulması gerektiğini önerdi. Öcalan bu girişimlerle sürecin yasal ve demokratik bir zeminde geliştirilmesini savunuyordu. Bu görüşme sonrası BDP heyeti, Öcalan’ın hükümete 3 başlık altında yeni bir öneride daha bulunduğunu kamuoyu ile paylaştı. Ve şöyle dedi:
1-Şiddeti önlemede rol oynayabilecek kişi ve kurumlara kolaylık sağlayacak yasal düzenlemelerin sağlanması
2-Demokratik siyaset şartlarının oluşturulması ve pratik adımların sağlanması.
3-Müzakere yürüten taraflar arasında bir hakem rolü oynayabilecek, “hakikatleri araştırma ve izleme komisyonu” adı altında bir komisyonun kurulmasını önerdi.
İşte bu pakette Kürt tarafının sürecin ilerlemesi için önem atfettiği ne 8 komisyon/madde, ne de temel olarak dikkat çekilen üç temel nokta var. Dolayısıyla KCK’nin açıklamasının neden bu kadar sert olduğunu görmemiz gerekiyor. Pakette yer alanların Kürt Sorununun Demokratik Siyasi Çözümü’nün yasal zeminini oluşturmaktan uzak olduğunun altını çizmekte fayda var. Kürtler, bu nedenle pakete çok sert tepki gösterdi. Bu tepkilerinde de haklıydılar. Ocak 2013’ten bu yana devam eden sürecin ilerlemesi için kendi üzerlerine düşeni yapmışlardı. Ama artık sürecin ilerlemesi için yasal ve demokratik zeminin geliştirilmesi gerekiyordu. AKP de bunu yapacaktı. Ama yapmadı.
Bu paketle “Silahlar Sussun Siyaset Konuşsun!” aşamasına geçilemez. Çünkü bu paket cezaevindeki siyasi tutsaklara özgürlük getirmiyor. Dağa çıkanların gerekçesini ortadan kaldırmıyor. Bu durumlara işaret edecek bir görüntü de taşımıyor. AKP’nin paketi ile çözüm sürecinin çözümsüzlüğe evrilebileceğini gösteren emaraler daha da fazlalaşıyor. Kürtler bunun farkında. AKP’nin bu oyalama ve tasfiye etme politikasının siyasi kurbanı ise Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi olacağını da buraya not etmekte fayda var...
AKP paketi süreci nereye götürüyor
AKP hem “sessiz devrim” yapıyor hem de acelesi yok “şimdi bu kırıntılarla oyalanın, devamı gelecek” deniyor. Oysa “Devrim” büyük zihniyet ve toplumsal değişimlere karşılık gelen bir kavramdır. AKP, yandaş medyası ve tatlı su demokratları “Devrim” kavramını da deforme edip kendilerinin pragmatist zihniyetinin basitliğine indirgiyorlar. Hem “devrim” yapacak “hem de herşey birden olmaz, bekleyin” denilecek. Paketin en büyük açmazı, çelişkisi ve yüzeyselliği buradan kaynaklanıyor.