Türkiye seçim süreciyle birlikte çok kritik dönemece girdi. Ya demokrasi güçleri zaferle çıkacak ve Türkiye eşit ve özgür bir gelecek açısından önemli bir eşiği aşmış olacak ya da eski köhnemiş militarist devlet yapısıyla bir süre daha boğuşmak zorunda kalınacak.
Türkiye halklarının bu seçimlerde yapacağı tercih her hangi bir seçimde oy kullanmayla sınırlı değildir. Bölgede yaşanan alt üst oluş Türkiye’deki bu süreci çok daha kritik ve hayati kılıyor. Dolayısıyla bu seçim Türkiye’de de yüz yıldır hakim iktidar zihniyetinin, farklılıkları red ve inkar paradigmasının terk edilmesi açısından bir fırsat sunuyor. Bunun çıkış yolu ise HDP’nin seçimlerde barajı önemli bir farkla aşmasıdır.
HDP’nin farklı toplumsal kesimlerce teveccüh görmesi, heyecan yaratması bu yüz yıllık tarihsel arka planla olduğu kadar özgür ve demokratik bir gelecekle de bağlantılıdır. Büyük umut yaratması, toplumun en uzlaşmaz düşünülen kesimlerini bir araya getirebilmesi bundandır. Bunun üzerinden yeni bir düzen kurmak da mümkündür. Bu konuda çok fazla şey söylenebilir. Ancak ben sözü daha çok bu gelişimin AKP siyasetine etkisine, son zamanlarda Kürt hareketine yönelik geliştirdiği saldırılarla bağlantısına getirmek istiyorum.
AKP’nin umudu askeri vesayet
HDP’nin bu gelişimi AKP’de büyük korku ve panik yaratmış durumda. Çünkü AKP yüz yıllık inkarcı ve baskıcı paradigmanın 13 yıldır rantını topluyordu. HDP’de vücut bulan demokrasi güçlerinin birlikteliği bu rantçılığa son veriyor AKP’yi köşeye sıkıştırıyor. Bu sıkışıklığı aşmak için de kırmızı görmüş boğa gibi oraya buraya saldırıyor. Bunun için yıllarca mağduru olduğunu söylediği askeri vesayetten teselli bulmaya çalışıyor. Orduyu harekete geçirerek, yeni katliamlar yaparak ülkeyi, toplumu geriyor. Kan akıtarak iktidarını yeni seçimde de sürdürme hesapları yapıyor.
Son zamanlarda kuzey Kürdistan’ın birçok yerinde askeri operasyonların gelişmesi dolasıyla hiç de şaşırtmıyor. Ağrı Diyadin’de yaşananlar AKP’nin kanla var olma siyasetinin bir tezahürüdür.
Türk ordusu Ağrı’da dağları havadan ve karadan ateşe tutuyor. Türk Genelkurmayı olaya ilişkin akla ziyan bir açıklama yapıyor. “Bahar şenliğinde seçimlerde oy kullanma yönünde baskı yapılacağı yönünde haber aldık. Bunun için müdahale ettik” diyor. Erdoğan ve Davutoğlu son dakika haberlerini zafer kazanmış komutan edasıyla, “teröristlere gerekli cevap Türk silahlı kuvvetleri tarafından veriliyor” diyerek açıklama yapıyorlar. Ağrı Diyadin’deki çatışma sürerken, Erdoğan hızını alamayıp işi PKK’nin bu saldırıyı barış sürecini sabote etmek için yaptığına vardırıyor.
Manipülasyonun bu kadarı olur. Gerçekleri yüzü kızarmadan çarpıtmak, toplumun algısını yanlış yönlendirmek ancak bu kadar olur. Bir taraftan halka ölümlerde ölüm beğen diyeceksin, ateşkes pozisyonunda olan HPG gerillalarına operasyon düzenleyip katledeceksin, ardından “bunlar barışı dinamitlemek istiyor” diyerek de pişkin pişkin ekranlarda boy vereceksin.
Barışı dinamitlemek nasıl oluyor? Ateşkes yaparak mı, savaş olmasın, ölümler yaşanmasın diye bedenini kalkan yaparak mı, yoksa seçim hesapları uğruna, başkanlık koltuğu uğruna sivil savunmasız insanların kanını dökerek mi? Bunun yorumunu size bırakıyorum.
AKP kendi çalıp kendi oynuyor
Ağrı saldırısıyla birlikte Erdoğan, Davutoğlu, Akdoğan farklı cephelerden hemen PKK ve HDP’ye saldırıya geçtiler. Belli ki önceden çalışılmış dersler bunlar. Bir taraftan savaşı tırmandıracak, bir taraftan da mağduriyet algısı yaratıp seçimlere kendince avantajlı girip, zafer kazanacaksın. Bunun elle tutulur, alıcı bulur hiçbir yanı yoktur. Bu ancak kendi çalıp kendi oynamak olur.
Artık bayatlayan bu AKP politikası Türk milliyetçi çevrelerde kısmi karşılık bulabilir. Ancak demokratlardan, ötekileştirilen, baskılanan, Türkiye’de haksızlığa uğrayan, 13 yıldır bu bezirgan zihniyet tarafından mağdur edilen kesimlerden karşılık bulması mümkün değildir. Bu politikanın ipliği pazara çıkmıştır. Alıcısı yoktur. Yeni ve herkesin eşit, demokratik bir aradalığını ön gören siyasetler çağın bir zorunluluğa olarak ortaya çıkmıştır.
HDP’nin bu perspektifle geliştirdiği siyaset geniş toplum kesimleri tarafından teveccüh görüyor. Bu da yüz yıllık siyasi ve toplumsal kutuplaşmaya dayalı ezberleri bozuyor. AKP’nin bezirgan siyasetine iflas ettiriyor. İnsanlar farklılıklarıyla, özgür iradeleriyle, kendi rengi ve kültürleriyle kendi kendilerini yönetebileceklerini görüyorlar. Beylik laflara, tek adam diktatörlüğüne, tek rengin ve kimliğin egemenliğine prim vermiyorlar. Bu AKP’yi korkutuyor. Ama korkunun ecele faydası olmadığı 7 Haziran seçimlerinde görülecektir. Seçimler toplumun AKP’ye son fatihası olacaktır.