Erdoğan ve AKP yönetici kliği, içine yuvarlandıkları krizden savaş yoluyla çıkmak istiyor. Bu artık kesin. Onların içinden bir yazar ve "iki isim", yani Fehmi Koru ve Taha Kıvanç, üst üste yazdığı iki yazıda AKP başlarının niyetlerini içeriden aldığı bilgilere dayanarak açıkladı bile… Bu mükemmel yazılardan birkaç paragrafı birlikte okuyalım: 

"Türkiye’nin Suriye sınırının öte tarafında artık "DAEŞ" diye anılmaya başlanan güruhu Kobani’den kovmayı başaran PYD örgütünün aslında DAEŞ’ten "daha tehlikeli" olduğunu on gün önce öğrenmiştik...

Geçen hafta sonu durum değişti; Kobani’yi almak için yeniden saldırdığında, yetkili ağızlar, "DAEŞ çok tehlikeli" söylemiyle karşımıza çıktı.

DAEŞ veya PYD fark etmiyor, aynı yetkililer, Türkiye olarak ikisiyle başa çıkmanın tek yolu olduğu görüşündeler: TSK’yı Suriye sınırından içeri göndermek... Askeriyle girip orada bir "tampon bölge" oluşturacakmış Türkiye; böylece Suriye’deki savaşın sınırlarımızın içine sıçramasının önü kesileceği gibi, sınırın karşı tarafında Türkiye’ye düşman bir yapı oluşması da engellenecekmiş.

Tıpış tıpış veya koşa koşa savaşa gidiyoruz... Haydi hayırlısı..."

Diğer yazıda ise, Taha Kıvanç, "kulak verdiği bir konuşmayı" aktarıyor. Tahmin edeceğiniz gibi, "kulak vermiyor". İçeriden bir AKP yetkilisi onun kulağına şunları fısıldıyor: 

"Size bir şey söyleyeyim mi? Sandığa yansıyan iradeden partiler bir koalisyon hükümeti çıkaramazsa, Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Bey’e 'insanüstü’ gücünü gösterme fırsatı doğabilir de...

Umarım 'Nasıl?’ diye sormazsınız. Karışacak ortalık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sihirli şapkasından birbiri ardına çıkaracağı formüllerle -sonradan yine onun eliyle yatışmak üzere- daha da karışabilir."

Yeniden seçime gitmek için "Ortalığın nasıl karışacağı" ise artık açık: Suriye rejimiyle ve İran’la anlaşma sağlanarak, Êfrîn ile Kobanê arasındaki bölgeye asker gönderilecek.

Erdoğan bir "küresel" merkezden, diğerine "sıçrayarak" işin içinden çıkacağını sanıyor. Rusya-Çin merkezine yanaşmak üzere, Türkiye’nin "Suriye rejimiyle" anlaşması gerektiğini söyleyenlerden birisi de, eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ. Bildiğiniz gibi eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılıç da Türkiye’nin Rusya-İran-Çin ekseninde yer almasından söz etmişti. Erdoğan’ın "akıl hocası" Jöleli ise uzun zamandır bu tezi işlemekte…

 Erken seçime, "dikta" kurmak için savaş yoluyla gitme yeltenişine karşı ne yapmalı?

Birincisi, sağlam bir doğrultu şarttır: Ne Rusya ekseni, ne Amerikan ekseni… Türkiye Kürdistan’ın bütün parçalarıyla dostluk ve işbirliği ilişkileri kurmalı ve "üçüncü güç" olarak bölgede barış faktörü haline gelmeli. Kürdistan’ın her bir parçası, içinde yer aldığı devletleri bu "üçüncü güce" dahil etmek için elden gelen her şeyi yapmalı.

İkincisi, Koru’nun dediği gibi "nedir bu acele" diye sorulmalı ve madem AKP yeni hükümetin kurulmasını bile beklemeden savaş direktifleri veriyor, o halde bu hükümet TBMM’de "durdurulmalı", sınır dışına asker gönderme yetkisi veren tezkere iptal edilmeli ve Erdoğan’ın Türkiye’yi felakete sürükleyen bu savaş politikasının "vatana ihanet" suçunu doğuracağı dile getirilmeli.

Üçüncüsü, yeni hükümetin kurulması beklenmeden, savaşı önlemek için gerekli bütün kararlar mecliste alınmalı, AKP’nin dayandığı tüm baskı yasaları iptal edilmeli, kullandığı tüm kurumlardaki "yandaşlar" temizlenmeli.

TBMM’nin bugünkü bileşimi, AKP içindeki aklı başında insanların da, tıpkı 1 Mart tezkeresi oylamasında olduğu gibi, katılımıyla savaşı önleyebilir.

Önlenmezse ne olur?

Onu da PKK Yürütme Kurulu Üyesi Murat Karayılan’ın ağzından dinleyelim:

"Ha Kobanê’ye müdahale etmişsin, ha Amed’e müdahale etmişsin. Hiç farkı yoktur. Açıkça söyleyeyim: Eğer onlar Rojava’ya müdahale ederlerse biz de onlara müdahale ederiz; o zaman Türkiye’nin tümü bir savaş sahasına dönüşür."

"Dönüşürse ne olur mu?" diyorsunuz. Aman, sakın demeyin. Fena olur!