Bir takım köşebazlar Cemil Bayık "silahlanın, tünel kazın çağrısı yaptı" diye yazıp durdu. Bir de baktık, Başbakan da bu yalanı diline dolamış. Savaş ilan etmesinin en büyük sebebi olarak Cemil Bayık’ın Türkiye Kürdistan’ı halkına "silahlanma" çağrısı yaptığını ilan ediyor. Şöyle konuşmuş:
"19 Temmuz, Suruç’tan bir gün önce Cemil Bayık açıklama yaptı, 'silahlanın ve halk savaşına hazır olun' diye. Kim adına, hangi savaşı başlatıyorsunuz?"
Bayık’ın bu demecinden hareketle demek istediği şu: Savaşı "Silahlanın ve halk savaşına hazır olun" diyerek PKK başlattı; AKP "başlatmadı".
Burada "haksızlığının" bilincinde olan bir kişinin "çok çürük bir savunma" gayreti var.
Şimdi Cemil Bayık’ın demecini tekrar burada alıntılayalım:
"Halkımız meşru savunma örgütlenmesini ve bilincini de geliştirmeli. Bu sadece askeri güçlerin büyütülmesi temelinde değil, halk olarak meşru savunmasını geliştirmeli. Tüm halkımız silah almalı, bu temelde kendini eğitmeli ve örgütlemeli. DAİŞ ve sömürgeci tüm güçlerin her türlü saldırısına karşı köylerde, kentlerde, mahallelerde yer altı sistemi, tüneller, mevzi sistemi geliştirmeli. Köyünü, kentini mahallelerini terk etmemeli, yaşam olacaksa da kendi topraklarında, ölüm olacaksa da kendi topraklarında olmalı. Rojava’yı savunmak tüm Kürdistan’ı savunmaktır. Rojava Devrimi’ne sahip çıkarsak ancak onurlu bir yaşama sahip olabiliriz, bunun için herkes yönünü Rojava Devrimi’ne vermeli ve sahiplenmelidir."
Bu konuşma, Rojava Devrimi’nin "üçüncü" yıldönümünde yapıldı ve tümüyle IŞİD’a karşı ve Rojava halkına yönelik bir çağrıydı.
Başbakan ise bu çağrıyı, sanki Türkiye’ye karşı ve Kuzey Kürdistan halkına yapılmış gibi çarpıttı. Hatta "Kim adına savaş başlatıyorsunuz?" dedi. Neden? Bir Başbakan neden böyle bir yalana tevessül eder? Şundan dolayı:
Çünkü Başbakan "iki polisin öldürülmesinin" bir "savaş sebebi" olmadığını, bunun bir "asayiş sorunu" olduğunu, elindeki muazzam polis ve istihbarat gücüyle, "iki polisi öldüren katilleri" yakalama imkanına sahip olduğunu biliyor. "İki polisimizi öldürdüler, ben de Şengal’de, Rojava’da DAİŞ’e karşı savaşmakta olan PKK’ye savaş açtım" diyemez. Hele "iş makinaları yakıldı", "HDP’nin seçim zaferi keleşlerle kutlandı" diye "savaş ilan etmenin" saçmalığını da çok iyi biliyor. Onun daha "ciddi" bir "savaş sebebine" ihtiyaç duyduğu çok açık.
Ama böyle bir "savaş sebebi" yok. Ve "başlatılmış bir savaş" da yok. İşte o nedenle olmayan "savaş sebebi"ni ve "başlatılmamış savaşı" uydurmaktan başka da çare yok. Eğer Cemil Bayık gerçekten de Türkiye Kürdistan’ındaki sivil halkı "silahlanmaya ve tüneller kazmaya" çağırsaydı, Başbakan, bunu bir "savaş sebebi" sayabilirdi. Ama gördük ki, Bayık böyle bir çağrıyı Türkiye için yapmadı.
Cemil Bayık’ın demecinin çarpıtılmasından başka ortada "savaş sebebi" olmadığına göre, soralım: Bu savaş hangi sebebe ve hukuki temele dayanıyor ve onun amaçları nedir?
Birincisi; savaş kararı, hiçbir ciddi sebebe dayanmadığı için haksızdır ve gayrı meşrudur. İkincisi; savaş kararı, yeni oluşmuş TBMM’ye, düşük bir hükümet tarafından oldu bittiyle dayatılmıştır, TBMM’nin iradesini yansıtmadığı için hukuk dışıdır, gayrı meşrudur.
Savaş kararı aynı zamanda hiçbir şekilde, ne Türkiye’nin "milli" menfaatleri ile ne de Ortadoğu barışı ile bağdaşmaktadır. Çünkü bu savaş kararı, iki gayrı meşru amaç için alınmıştır:
Birincisi; Erdoğan ve Davutoğlu’nun başlattığı bu savaş, HDP’yi tutuklamalarla ve savaş ortamının yarattığı milliyetçi histeriyle baraj altında bırakmak ve AKP’nin yeniden tek başına iktidar olmasını, aynı zamanda Erdoğan’ın fiili "başkanlığını" sağlamak amacı taşımaktadır.
İkincisi; bu savaş, PKK’nin DAİŞ’e karşı yürüttüğü savaşı zayıflatmak, PKK güçlerini Kandil’e hapsetmek, böylece İncirlik üssüyle DAİŞ’e karşı atmak zorunda kaldığı adımı, bu savaş yoluyla geri almak amacını taşımaktadır.
Demek ki, bu savaş, hiçbir haklı nedene dayanmadığı ve aynı zamanda düşük bir hükümet tarafından ve TBMM iradesi hiç sayılarak başlatıldığı; aynı zamanda AKP’nin tek başına iktidarı ve DAİŞ’e karşı savaşın zayıflatılması amacı taşıdığı için haksızdır, gayrı meşrudur…
O halde haksız ve gayrı meşru savaşa karşı çıkalım; AKP ve DAİŞ için ölmeyelim, öldürmeyelim!