ZEKİ AKIL
Türk devleti Erdoğan önderliğinde Kürdistan’da Kürtlerin varlığını bitirip izlerini silmeye çalışıyor. Bir zamanlar Erdoğan "Kürt sorunu benim de sorunumdur" diyordu. Şimdi gerilla mezarlarını yıkmaya, onları çağrıştıran izleri yok etmeye kadar işi vardırmış durumda. Türkiye’de yaşayan yirmi milyonu aşan Kürt’ün anadiliyle eğitim hakkı dahil hiçbir hakkının tartışılmasına bile tahammül etmiyor. Bir halkın en doğal hakkı olan dilini kullanmasına izin vermiyor.
Kürtlerin inkarı ve asimile edilmesi, soykırıma tabi tutulması 1926’lardan beri devletin resmi politikası olarak uygulanıyor. Erdoğan bir zamanlar demokrasi edebiyatı yapıyordu, Türkiye’yi AB’ye taşıyacaktı. Ancak geldiği yer Kemalistlerin tek millet, tek dil durağı oldu. Üstelik İslam’ı da buna ekleyerek soykırım politikalarını takviye etmeyi üstlendi. Meşruiyet elde etmek ve iktidarda tutunmak için seçimleri çok önemsiyor, adeta kutsuyordu. Şimdi seçimleri, halkın iradesini taktığı yok. Halkın seçtiği belediyelere el koyuyor, milletvekillerini hapse atıyor.
Türkiye sınırları içinde kalan Kürtleri kesin ezme, iradelerini kırma ve bir daha toparlanmasına izin vermeme şeklinde amansız bir soykırım planını uyguluyor. Erdoğan öyle tehlikeli bir ittifak içine girmiş ki, bu politika dışında iktidarda kalma şansı yoktur. Çünkü normal yollardan, seçimlerle seçilme olanağını yitirmiştir. Kürtlerle bütün bağlarını koparmıştır. Ergenekon ve MHP’nin tek şartı Kürt düşmanlığı ve onlara karşı savaşı sürdürmesidir. Erdoğan bu planların dışına çıkabilir mi? Mümkün görünmüyor. Çünkü Ergenekon’un onunla göreceği hesabı da var.
AKP-MHP iktidarı Kürtlere karşı topyekün bir savaş yürütüyor. Sadece Kuzey’de değil Güney ve Rojava’da da savaşı ve işgali sürdürüyor. Dünyanın herhangi bir yerinde Kürtlerin bir statüleri, kazanımları ve varlıkları olmamalıdır. Kürtlere karşı DAİŞ, El Nusra dahil dünyanın en karanlık, en insanlık dışı güçleriyle ittifaklara girmekten çekinmiyor. Kürtlere karşı bir yandan ABD bir yandan da Rusya’yla işbirliği yapıyor. Türkiye’nin kaynaklarını peşkeş çekiyorlar. Gözlerini kırpmadan her türlü komplo, tehdit ve şantaja başvuruyorlar.
Irkçı faşist yönetim dünyadaki ve Ortadoğu’daki çelişki ve boşluklardan olabildiği kadar yararlanmaya çalışıyor. Kürtlerle anlaşma, içeride rahatlama ve demokrasinin önünü açma gibi bir olasılığı akla bile getirmiyorlar. Bu durumda kaynakları heba olmayacak, etrafına topladığı ve finanse ettiği çetelere ihtiyacı kalmayacak, dış politikada bu tıkanmışlıktan ve sıkışıklıktan kurtulacaktır. Ancak ırkçılık ve faşizm gözü kara bir saldırganlığı getiriyor. Akıl tutulmasını ifade ediyor. Hitler bunun en iyi örneğidir.
Türkiye büyük bir askeri gücü Suriye’ye yerleştirmiş ve saldırı planları yapıyor. Onlarca askeri üssü Başûr’da. Orada da yeni alanları ele geçirme ve asker yığmaya devam ediyor. Libya’ya asker gönderiyor. Geniş bir coğrafyaya yayılmış işgal ve savaşın açık ki, maliyeti yüksek olacaktır. Bu açıdan Türk halkı ağır ekonomik kriz altında eziliyor. İşsizlik artıyor, yoksulluk yayılıyor. Basın ve adalet sistemi bitmiş halde. Son çıkardıkları infaz yasasıyla iflaslarını ilan ettiler. Türkiye’de vatandaşlarına adaleti ve hukuku eşit uygulamayacaklarını, kendilerinden olmayanları yok edeceklerini gösterdiler. İçteki bölünme ve karşıtlaştırma derinleştiriliyor.
Türk devletinin Kürdistan’daki varlığı açık askeri zora dayanıyor. Kürtlere vereceği bir şeyi, bir vaadi kalmamıştır. Erdoğan’ın maskesi her yönüyle düşmüştür. Kürtler AKP’yi MHP ve Ergenekon dışında değerlendirmiyor. Kürtler, Ergenekon ve MHP’nin kendileri için ne ifade ettiğini iyi biliyorlar. Şimdi devlet terörü eşliğinde bazı ajan, hain Kürtler rahat davranabiliyorlar. Ancak bunlar üzerinden Erdoğan, Kürdistan’da rahata ve zafere kavuşamaz. Kürt halkı onları da tanıyor ve hesap soracak kadar bilinci ve gücü vardır.
Kürdistan halkı, Türkiye’nin demokratik güçleri yıllarca süren ağır baskı ve saldırılara rağmen boyun eğmedi, mücadeleyi terk etmedi. Erdoğan yönetimi verdiği bütün zararlara ve yaydığı şiddete rağmen normalde yapılacak bir seçimi bile kazanacak durumda değil. Halkların iradesini kıramadı. Erdoğan’ın kendisi iradesini yitirdi. Bugün Ergenekon ve MHP dışında adım atacak mecali kalmamıştır. Bu açıdan Erdoğan tehlike saçmaya devam etmektedir. Ancak bu bela def edilemez değildir. Bütün sorun Kürtlerin örgütlenmelerini güçlendirmeleri ve Türkiye demokrasi güçleriyle ortak bir demokrasi cephesinde buluşmalarıdır. Demokrasi güçleri ortaklaşır ve etkili bir duruşun sahibi olursa faşist kaleler bir bir yıkılır.