AKP ve TSK, çatışmadan besleniyor mu?
Forum Haberleri —

Sömürgecilik
- Çözüm durumunda Kürdistan genelindeki askeri yayılmacılığının sona ereceğinin farkında olan iktidar ve TSK, bu yayılmacılığın bahanesi olan ‘terörle mücadele’ safsatasının sona ermesini istemiyor.
HEVAL TAHA
Kürt Özgürlük Hareketi ile Türk devleti arasında yaşanan, belli gelişmeler karşısında sıklıkla kullanılan, “çözüm süreci” ifadesi, özünde, Türk devletinin Kürt inkarından vazgeçmesinin kurumsal bir yapıya kavuşturulma çabasını anlatıyor. Savaşın kalıcı bir biçimde sona ermesini, barışın inşasına başlanmasını hedefliyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, “Gerçek bir çözüm iradesi varsa bunun yolu müzakereden ve demokratik siyasetin güçlendirilmesinden geçer…” sözleri, bu bağlamda bir yol haritası niteliğinde. Yöntem de belli, “müzakereler yoluyla demokratik siyasetin güçlendirilmesi" ancak aynı zamanda Kürt tarafının karşısında “gerçek bir çözüm iradesi” bulamadığını da gösteriyor. Öcalan’ın 27 Şubat 2025 manifestosu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik toplum yoluyla barışın inşası için üzerine düşenleri yapma konusunda ne denli net olduğunu ortaya koydu. Ardından PKK, barışın zemininin oluşması için hiç vakit kaybetmeksizin tarihi adımlar attı. Öcalan ve PKK’nin bu dönemde attığı adımlar kelimenin tam anlamıyla dünya genelinde büyük bir ilgiyle karşılandı. Oysa kimse Türk tarafının ne yaptığı ile hiç ilgilenmedi. Çok açık ki dünya da barış konusunda Türk tarafında “gerçek bir çözüm iradesi”nin oluşmadığının farkındaydı.
Kürt Halk Önderi’nin, ortaya koyduğu barış modeli sadece Kuzey Kürdistan için değil, dört parçayı (Rojhilat, Rojava, Bakur, Başûr) kapsıyordu. Öcalan, bir adım daha ileri giderek bu modelin Kürdistan’dan sonra tüm bölgenin demokratikleşmesi için uygulanabileceğini savunuyor. Öcalan’ın tezi, mazlum halk kesimlerinin kurtuluşu için demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir Ortadoğu hedefidir. Hedefe ulaşmanın ilk adımı da bölgeye yayılmış savaşlara son vermektir. Hal böyle olunca Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihi çabasına karşılık birinci muhatap konumundaki AKP-TSK Koalisyonu’nun somut hiçbir adım atmaması, ısrarla üzerinde durulması gereken bir husus olarak karşımızda duruyor.
Koalisyon, bu tutumuyla barış için yakalanan tarihi fırsatı zamana yayarak boşa çıkarmayı hedefliyor. İç siyasetteki konsolidasyonu “İslam aleminin hamisi”, “bölgesel güç, dünyada oyun kurucu” söylemleri üzerinden sağlayan AKP-TSK koalisyonunun amacı farklı.
Çözümü sabote ediyor
AKP-TSK koalisyonu, “yayılmacı post-Osmanlı” dış politikası gereği Kürt inkarının demokratik çözümünü sabote ediyor. AKP-TSK, bu problemin çözülmesi durumunda başta Güney Kürdistan ve Rojava olmak üzere, Kürdistan genelindeki askeri yayılmacılığının sona ereceğinin farkında. Bölgesel yayılmacılığının merkezine oturttuğu “terörle mücadele” safsatasının sona ermesini istemiyor. Güney Kürdistan’da sürdürdüğü ticaretten ve yine o bölgeden çaldığı petrolden de vazgeçmek niyetinde değil.
Barış işlerine gelmiyor
Rojava üzerinden girdiği Suriye’de/Şam’da var olan kukla yönetim üzerindeki hegemonyasının boşa çıkması da Erdoğan ve şürekasının hesaplarına uymuyor. Koalisyon ortağı TSK da askeri yayılmacılık üzerinden AKP’nin kendisine olan bağımlılığını kalıcılaştırıyor. Her hamlede AKP’yi daha da derinden kuşatıyor.
Çok açık ki Erdoğan’ın başını çektiği koalisyon, bölgede sürmekte olan çatışmadan hem siyaseten hem de ekonomik olarak besleniyor. Çatışmalı bölgelere İHA-SİHA satışları üzerinden elde ettiği ekonomik ranttan da vazgeçmek istemiyor. Damadı üzerinden alenen silah ticareti yapan Erdoğan, savaş bağımlısı bir siyasetin uygulayıcısı konumundadır. Barıştan, barış savunucularından korkuyor.
Kazanılmayan savaştır
Bu nedenle Türk tarafının aylardır zamana yaydığı, ancak Mayıs ayı içerisinde yapılacağı iddia edilen yasal düzenlemeler, bu eşitsizliğin çözümü konusunda Kürt tarafının attığı tarihi adımlar karşısında “dağ fare doğurdu”dan öteye gitmeyecek gibi görünüyor. Oysa Kürt-Türk savaşının en yoğun yaşandığı 80-90’lı yılların devlet aklı bu savaşın kazanılamayacağını sonradan idrak etmiş gibi görünüyordu. 1980 faşist darbesinin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, 2 Mart 2009'da AKP’ye yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak gazetesine verdiği bir röportajda, “Cumhuriyetin en büyük başarısızlığı Kürt meselesidir. Türkiye milli enerjisinin büyük bir kısmını bu yolda israf etmektedir. Türkiye, Kürt sorununun çözümlenmesini sağlayacak bir politika üretmekte daha fazla gecikemez. Başından itibaren teşhisi yanlış koydu. Asimilasyonla hallederiz dediler ama olmadı. Meseleyi terör meselesi olarak gördü. Ekonomik, sosyal, kültürel, kimlik boyutunu göremedi” sözleriyle nedamet getirmişti.
Kürt Özgürlük Hareketi yaşamın her alanında mücadelesini büyütürken, 12 Eylül faşist rejimi ve siyasal ardıllarının tarihin çöplüğünde olduğunu unutmamak gerekir. Kısa bir süre sonra geçmişin “devlet aklı” haline gelecek AKP-TSK koalisyonunun varacağı nokta İlter Türkmen’in nedametinden farklı olmayacak.







