1 Mayıs'ı yeniden düşünmek

Forum Haberleri —

1 Mayıs/foto:AFP

1 Mayıs/foto:AFP

  • 1 Mayıs’ı özgürlük, eşitlik ve komünal değerler temelinde yeniden ele almak ve gerçek özüyle buluşturmak demokratik komünal toplumun sorumluluğudur.

1 Mayıs, işçi ve emekçi halkların dayanışma ve birlik bayramı olarak 1889 yılında İkinci Enternasyonal'in Paris Kongresi'nde kabul edildi. Bu karar, Amerika Birleşik Devletleri'nin Şikago kentinde başlayan işçi mücadelelerine dayanıyordu. İşçiler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, günlük çalışma saatlerinin azaltılması (özellikle 8 saatlik iş günü) ve ücretlerin yükseltilmesi talepleriyle greve gitmişlerdi. Bu eylem, zamanla önemli kazanımlara dönüşmüş ve uluslararası bir dayanışma sembolü haline gelmiştir. Bu mücadeleler, Amerika ve Avrupa'da hızla örgütlenen işçi ve emekçi dayanışmasını tetikledi. Hak talepleri, kitlesel eylemlere ve grevlere dönüştü.

Devrimler burjuvaziyi korkuttu

İşçi hareketinin devrimci bir perspektifle buluşmasını engellemek isteyen burjuvazi, belirli iyileştirmelere gitmek zorunda kaldı. Bu reformlar, binlerce emekçinin direnişi ve fedakarlığı sayesinde mümkün oldu. Çünkü 18. ve 19. yüzyıl, Avrupa'da devrimler çağıydı. İngiliz Sanayi Devrimi ve özellikle 1789 Fransız Halk Devrimi, tüm dünyayı derinden etkiledi. 1871 Paris Komünü ise bu devrimci dalganın devamı niteliğindeydi. Fransa, Amerika ve Latin Amerika'daki halk devrimleri, burjuvaziyi ciddi biçimde korkuttu ve aristokrasi ile ittifak yapmaya itti. Sonuçta halk devrimleri geriletildi; burjuvazi, devrimin başına geçerek karşı-devrimci bir inşaya yöneldi. Burjuvazi, ideolojik, siyasi, örgütsel, askeri, kültürel ve kurumsal olarak kendini inşa ettikten sonra işçi ve emekçi halkları egemenliği altına aldı.

Sosyalist devrimin gelişimi

Tüm asimilasyon ve sistem içi politikalara rağmen işçi ve emekçiler, dayatılan statüyü kabul etmedi. Fırsat buldukça ayaklanarak taleplerini dile getirdi. Bu dönemde Avrupa'nın birçok ülkesinde güçlü işçi örgütlenmeleri oluştu. Özellikle Almanya, sosyalist ve komünist hareketlerin en yoğunlaştığı, sınıfsal bilincin geliştiği bir merkezdi.

Ancak sosyalist devrim burada beklenirken, yarı feodal yapısını koruyan Çarlık Rusya'sında, Lenin önderliğinde (1917 Ekim Devrimi) gerçekleşti. İşçi ve emekçi halk adına ilk defa bir devrim gerçekleşmişti. Sovyetler başlangıçta daha demokratik bir yapıya sahipken, zamanla "proletarya diktatörlüğü" adı altında aşırı merkezileşmeye gidildi. Devlet ve parti bütünleşti, egemenlik kurumları oluştu. Ezilen sınıf olarak görülen proletarya, ezen konuma geçti. Nihayetinde halk, işçi, emekçi ve köylüler eskiyi aratan bir sefalete sürüklendi. Parti ve devlet bürokrasisinde ise ayrıcalıklı bir kast oluştu. Bu kast, toplumdan koparak "kolektif burjuvazi"ye dönüştü. 1991'de Sovyet sistemi çöktüğünde, bu kastın bir kısmı yeni tekeller oluştururken, bir kısmı da mafyalaşmış ticaret ağlarına evrildi. Halk ise yoksulluk ve açlıkla baş başa bırakıldı. Örf, inanç, ahlak ve toplumsal değerler büyük ölçüde aşındı. Halbuki bu bir halk ve aynı zamanda sosyalist bir devrimdi.

İktidar eşitsizlik üretir

Bu deneyim, sınıf temelli Marksist-Leninist teorinin toplumu sosyalizme taşıyamayacağını gösterdi. İktidar, doğası gereği egemenlik perspektifine sahiptir. Egemenliğin olduğu yerde gerçek demokrasi, özgürlük ve eşitlik sağlanamaz. İktidar, devlet organizasyonunu ve bürokrasiyi zorunlu kılar. Bu bürokrasi ise orta sınıfa tekabül ederek burjuvalaşır. Ulus-devlet, egemen bir sınıfın çıkarları etrafında örgütlenir.

Sonuç olarak, hangi sınıftan gelirse gelsin ezen-ezilen diyalektiği devam eder. İktidar, biat ve eşitsizlik üretir. Dünün mazlumu, bugünün despotu haline gelebilir.

 

Sosyalizm yeniden yorumlandı

Tüm egemenlik biçimlerinden köklü bir kopuşu hedefleyen Rêber Apo, sosyalizmi yeniden yorumlayarak ideolojik, siyasal, örgütsel ve yönetsel boyutlara evrensel bir derinlik kattı. Bu yaklaşım, ideolojide esneklik, politikada yaratıcılık, örgütlenmede kapsayıcılık ve felsefede hakikat ile bilimin evrenselliğini esas alır.

Bu temelde kavramlaştırılan sistem, Demokratik Komünal Toplum olarak adlandırılır. Demokrasi, tüm kavram ve kurumların yeniden yorumlanmasıyla bu toplumun felsefesini ve yaşam biçimini tanımlar. Tarihsel sosyolojiyi, komünler temelinde özgürlük sosyolojisine dönüştürmeyi ifade eder.

Bu kavramlar arasında öz ve içerik bakımından temel bir fark yok. Hepsi ademi merkeziyetçi (merkezileşme karşıtı) bir toplumsal örgütlenmeyi hedefler. Tek bir halkı, sınıfı veya dini esas almaz. Tüm halkları, dinleri, inançları, sınıfları, etnisiteleri ve tabakaları bünyesine alır. İktidarı değil, demokratik ve özgürlükçü halkçı yönetimi, yerinde karar almayı esas alır. Önce Demokratik Konfederal sistem denildi, daha sonra Demokratik Özerklik sistem kavramlaştırılması yapıldı. En son ise “Demokratik Komünal Topluluklar Birliği” denildi.

Komünal örgütlenme

Özünde hepsi Ademi merkeziyetçi bir toplumsal örgütlemedir. Tek bir halkı, sınıfı, dini esas almaz. Tüm halkları, dinleri, inançları, sınıfı, etnisiteleri bünyesine alır. İktidarı esas almadan Demokratik ve özgürlüğe dayalı, halkçı ve yerinde yönetim tarzını esas alır. Ortadoğu ve Anadolu halklarının çeşitliliği böyle zengin bir anlayışla ele alınmadığı müddetçe toplumsal sorunları çözmek mümkün değildir. Her halk kendini komünler biçiminde örgütler. Dil, din, kültür ve varlığını özgürce yaşayabilir.

Çürümüş ve sürdürülemez durumda olan kapitalizm ve mahşerin üç atlısına; Ulus-Devlet, Kapitalizm, Endüstriyalizme karşı Demokratik Ulus, Eko-Endüstri, Demokratik Komünal Toplum ( Ahlaki ve politik toplum ) esas alır. Öncelikle Demokratik Komünal Toplum farklı ve çok katmanlı siyasi oluşumlara açıktır. Ahlaki ve politik topluma dayalı olması zorunluluktur. Demokratik siyasete açık olmak zaruridir, öz savunma bir zorunluluktur. Bu, toplumun örgütlülüğü kadar, toplumu iç ve dış saldırılardan koruyacak mekanizmaların oluşturulması da gereklidir. Her türlü ideolojik, askeri ve siyasi hegemonyacılığa karşı durulmalıdır. Bu başarılmadığı zaman sorun çözümleyici olmaktan çıkmakta, bir tehlike olarak önümüzde durmaktadır.

Gerçek anlamıyla buluşturalım

Kombûn ya da Komün kadın etrafında oluşmuş toplumsallıktır. Demokratik Komünal Toplum kadın etrafında kastik katilin her türden uygulama ve anlayışına (eril) karşı mücadele edilerek kendini yenileme ve yeniden yaratma bilinci, zihniyeti ve duruşudur. Rêber APO’ya bağlılığın bir gereğidir.

Bu temelde 1 Mayıs’ı özgürlük, eşitlik ve komünal değerler temelinde yeniden ele almak ve değerlendirmek ve tüm dünya halklarına ve kadınlarına mal etmek temel görevlerimizdendir. Bu anlamlı günü gerçek özüyle buluşturmak demokratik komünal toplumun da görev ve sorumluluğudur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.