AKP’nin 10 yıllık iktidar pratiğini inceleyen Alman İstanbul Şark Enstitüsü, Erdoğan ile kabinesine düşük not verdi. ‘KCK’ tutuklamalarını, anayasanın hazırlanış sürecini ve merkezi yönetimdeki ısrarcı tutumu eleştiren enstitü, dış politika konusunda ise AKP’ye ‘Neo Osmanlı ve sıfır sorun’ politikasından vazgeçmesini salık veriyor.
Yarın, AKP’nin iktidara gelişinin 10. yıldönümü. Alman İstanbul Şark Enstitüsü, bu vesileyle AKP’nin 10 yıllık pratiğini mercek altına aldı. Alman devlet vaftı olan Max Weber Vakfı’nın Türkiye şubesi niteliğindeki İstanbul Şark Enstitüsü, konuyla ilgili değerlendirmelerini ‘10 yıl AKP. Dış, İç ve Yerel Politikaya Retrospektif’ başlıklı 67 sayfalık kitapçıkta topladı. AKP’nin üç alandaki 10 yıllık politikalarını inceleyen kitapçık, Charlotte Joppien, Kristina Kamp ve Ludwig Schulz tarafından hazırlandı. Enstitünün yayın organı olan Pera-Blaetter dizisinin 23’üncü cildi olarak yayımlanan kitapçıkta en dikkat çekici tespit ve eleştiriler, Ludwig Schulz’un kaleme aldığı ‘Ahmet Davutoğlu ve 10 yıllık AKP dış politikası’ başlıklı bölümde yer alıyor. Schulz, AKP’ye ‘komşularla sıfır sorun’ politikasını stratejisini terk edip „bölgenin özgürlük ve modernleşme isteyen toplumlarıyla sıfır sorun politikası“ geliştirme tavsiyesinde bulunuyor. AKP’nin dış politikasına yönelik eleştirileri özetleyen Schulz, Türk hükümetinin hem söylemleri hem de Batı’ya karşı polemik duruşuyla Türkiye’nin Batı endeksli geleneksel dış politikasının altını oyduğu görüşünde. Yine Avrupa Birliği üyelik sürecinin AKP tarafından bilinçli olarak sabote edildiği ve bu yönde atılan adımların öncelikle AKP’nin kendi iktidarını güvence altına alma amaçlı olduğu eleştirisi dile getiriliyor.

Neo-Osmanlı politikası tutmadı

AKP’ye yönelik „neo-Osmanlı dış politikası“ görüşünü de aktaran Ludwig Schulz, „Eleştirmenler, Erdoğan’ın hegemonya iddiasında kendisini fazla büyüttüğü ve Türkiye’ye kalıcı zarar verdiği uyarısında bulunuyor. Putin, Aliyev veya Esad gibi otokratlara karşı yumuşak çizgisi ile ülkeyi asimetrik bağımlılıklara ve büyük çıkmazlara soktuğu belirtiliyor“ diyor. Suriye, Kıbrıs, Ermenistan ve İran’la mevcut ilişkilerden yola çıkılarak, ‘komşularla sıfır’ politikasının başarısızlığa uğradığı yöndeki düşünce aktarılırken, ayrıca bu politikanın baştan itibaren gerçekçi olmadığı kaydediliyor.
Türkiye’nin son dönemde Afrika, Latin Amerika ve Asya ile geliştirdiği ilişkiler ve ev sahipliğini yaptığı uluslararası buluşmalara da dikkat çekilen makalede, „AKP’nin bu dış politikasının sadece, ‘İslamcı Kalvinistler’ de denen Anadolulu seçmenlerinin kapitalist ekonomi çıkarlarını esas aldığı ve sadece bu dindar işverenlerinin ekonomik çıkarlarını karşılamayı amaçlayan neoliberal bir dış ticaret politikasını gizlediği belirtiliyor“ deniliyor.

‘Sıfır sorun’ başarısız

Ludwig Schulz, Davutoğlu’nun stratejisinin başarısızlığı ile ilgili şu tespiti yapıyor: „Sonuçta bu strateji veya dış politikası Libya’nın Kaddafi’sine karşı askeri operasyon veya Suriye ile ilişkilerin kesilmesi nedeniyle başarısızlığa uğramadı. Bundan ziyade bu stratejinin göreceli olarak başarılı bir biçimde yeni bölgesel koşullara uyarlandığı görülüyor. Ve bu koşullar altında Türkiye, komşu rejimleriyle ‘sıfır sorun’ politikasını bırakıp, bölgedeki ‘özgürlük ve modernleşme isteyen toplumlarla sıfır sorun’ politikasını geliştirmeli.“

Anayasa gizli kapaklı yazılamaz

Kristina Kamp ise AKP’nin iç politikadaki anti demokratik tavırlarına dikkat çekiyor. ‘AKP kuzu postuna bürünmüş kurt mu iç demokratikleşme şansı mı?’ başlığı altında AKP’nin anayasa çalışmalarını değerlendiren Kamp, 1924 Anayasası’ndan günümüzde kadarki reformları özetledikten sonra AKP’nin yeni anayasa çalışmalarının topluma rağmen yürütüldüğüne dikkat çekiyor. Reform taslaklarının kapalı kapılar ardında hazırlandığını kaydeden Kamp, bunu demokratikleşme konusunda bir kayıp ve kaçırılmış şans olarak nitelendiriyor.

AKP vaatlerini tutmadı

„Topluma daha yakın olma ve katılımcılığı mümkün kılma ile reformları bütün toplumsal güçlerin uzlaşısı temelinde uygulama yöndeki vaatlerini tutmadı“ diyen Kamp, ancak bu süreçte yurttaşların dernek, sivil toplum kuruluşu, inisiyatif gibi platformlarla gelişmelere daha fazla müdahil olduğunun da altını çiziyor. Kamp, bu hususu bir kazanım olarak değerlendirse de, şu uyarıyı yapıyor: „Ancak en aktif bir kamuoyunun sesinin, devlet tarafından dikkate alınmadığı, hatta bastırıldığı durumlarda sonuçsuz kalacağı unutulmamalı.“

‘KCK’ tutuklamalarına vurgu

Bu bağlamda AKP’nin giderek daha fazla eleştirel sesleri bastırdığı ve sansür uyguladığını kaydeden Kamp, sözü KCK adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonlarına getiriyor. Almanya’da yürütülen ‘Demokrasi Parmaklıklar Ardında’ kampanyasının verilerini aktaran Kamp, „Sırf 2009’daki yerel seçimlerden sonra, aralarında 6 milletvekili, 17 belediye başkanı, 42 avukat, 110 gazetece ve 1023 çocuğun bulunduğu yaklaşık 6300 insan siyasi sebeplerle tutuklandı“ diyor.

Merkezi yönetim aşılmalı
Charlotte Joppien’in kaleme aldığı üçüncü bölümde ise AKP’nin yerel yönetimlerle ilgili siyaseti değerlendiriliyor. Bu bölümde de Türkiye’deki merkeziyetçiliği aşmaya dönük bir yol haritasının bulunmadığı ve bu yöndeki taleplerin ‘bölücülük’ diye bastırıldığı aktarılıyor.

MERAL ÇİÇEK / HABER MERKEZİ