PKK Önderi bir kere daha tarihi bir rol oynadı. Ortadoğu'nun kan gölüne döndüğü, Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin tarihte eşine rastlanmayan bir "vahşet çetesiyle" amansız bir savaşa tutuştuğu ve yaşadığımız Türkiye'de var olan hükümetin "seçim sonrasında savaşa hazırlık olarak ''Güvenlik Paketleri" ile saldırıya geçtiği ve "Erdoğan'a özgü başkanlık rejimi adı altında diktaya yöneldiği bir esnada...

Ve karşısındaki hükümet, tarihteki en zayıf anını yaşarken, dünya ölçüsünde izole olmuşken, kendi içinde adım adım ayrışmaya doğru sürüklenmişken, tabanı hızla ayrışmaya ve kendisini savunan çevrelerde tereddütler ciddi boyutlara yükselmeye başlamışken...

Ve HDP hızla barajı aşmaya doğru oylarını tırmandırırken, böylece barajı aşarak AKP'nin diktaya gidişini durdurma imkanları büyürken, TBMM'de yepyeni bir yelpazenin eşiğinde bulunulurken...

PKK Önderi Öcalan, hükümetin bugünkü zaaflarından, sallantılarından, içine düştüğü acz ve bocalamalardan yararlanmak yerine...

Ona, içine yuvarlanacağı ve tüm Türkiye'yi de içine çekeceği kaostan çıkma şansı tanıdı. KCK'yi kongre toplamaya çağırdı ve "asgari müşterekler" temelinde, "silahlı mücadeleyi sona erdirme niyet beyanında" bulundu.

Kürt tarafının hem "barışın", hem "demokrasinin", hem de Türkiye'nin gerçek savunucusu olduğu böylece bir kere daha kanıtlandı. Her "baharda" beklenen "acaba yeniden savaş başlar mı?" korkusu dağıldı, Türkiye'nin kaderinde büyük rol oynayacak seçimlere "huzur içinde" gitme imkanı sağlandı. İç savaşa tehlikeli bir ortam hazırlayan keskin "kutuplaşma" sürecinde PKK Önderi'nin hamlesi ve buna kapsamlı ve son derecede aydınlatıcı bir açıklamayla yanıt veren KCK'nin kararlı tutumu, tüm yurttaşların geleceğe umutla bakmasını sağladı.

Bütün bunlardan sonra söylenmesi gereken şu: Hükümet ve onu icazet altına alan Cumhurbaşkanı PKK Önderi'nin ve KCK ile HDP'nin attığı adıma nasıl bir yanıt verecek? Çağrıda dile getirilen on madde halindeki başlıkların müzakeresine geçilecek mi? Müzakere için İmralı'da gerekli düzenlemeler yapılacak mı? Hükümet ''Güvenlik Paketi''ni geri çekecek mi? Ve on maddelik başlıklarda yapılacak müzakere esnasında hükümet KCK ve Öcalan'la "asgari müştereklerde" buluşmaya niyetli mi?

Şüphe uyandıran yanlar var. Hemen yanı başında oturan Sırrı Süreyya'nın okuduğu metni dinledikten sonra konuşan Yalçın Akdoğan'ın, okunan metinde sözü edilen "silahlı mücadeleyi bırakma" ifadesini "silahsızlanma" şeklinde "değiştirerek" konuşması atılan adımın önemiyle bağdaşmayan "ucuz" bir hile olarak karşımıza çıkıyor.

Ama daha önemlisi cumhurbaşkanının hala "terör örgütü" laflarını etmeyi sürdürmesi ve "terör örgütünün silahsızlanmasından" dem vurmasıdır. Erdoğan şöyle konuştu:

"Silahların bırakılma çağrısı önemli bir beklentiydi. Şimdi de çözüm süreci ile devam eden ve bunu artık noktalayalım diye hasretle beklediğimiz çağrıdır. Fakat burada bir şeyi söylemem gerekir. Burada silahı bırakması gereken terör örgütünün mensuplarıdır."

Öcalan'ın yaptığı çağrının içini bu şekilde boşaltma çabası, akla "acaba hükümet ve cumhurbaşkanı, Kürt tarafının bu iyi niyetini bir seçim malzemesi yapmak mı istiyor?" sorusuna haklı olarak yol açtı. Nitekim bu soruyu soranlar, cumhurbaşkanının şu sözlerinin altını çizdiler:

"Hasretle beklediğimiz çağrıdır. Ama önemli olan uygulamadır. Acaba bu uygulama seçim öncesi araziye ne kadar yansıyacak. Bundan önce mart seçimlerinde yansımadı, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yansımadı."

Bu sözler çok açıktır. Defalarca şahit olduğumuz gibi, AKP ve Erdoğan, bir kere daha yalnız Türkiye'nin değil, tüm Ortadoğu'nun kaderiyle ilgili ortaya çıkan şansı, basit bir seçim hesabıyla ele almakta..

Şimdi herkesin üstüne düşen görev, bir yandan AKP'yi "sorumluluklarını yerine getirmeye" çağırmak, ama diğer yandan da, bu güvenilmez "muhatabı" 7 Haziran'da hizaya getirerek, elimize geçen barış ve çözüm fırsatını güvenceye almaktır.