Türkçe’de çok güzel bir söz var; hileler açığa çıktı mı, “Takke düştü, kel göründü” diyorlar. Şimdi AKP’nin durumu tam da bu sözde dile getirileni ifade ediyor. 6-8 Ekim 2014 serihildanları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği “Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı“ temelindeki siyasal müdahale AKP’nin takkesini tamamen düşürerek bütün kellerini açığa çıkarmış bulunuyor. 7 Haziran genel seçimi temelinde siyasal mücadele yoğunlaştıkça AKP’nin gerçek şoven-milliyetçi ve Kürt düşmanı yüzü açığa çıkıyor.
Kürt Halk Önderi’ne, Kürt halkına ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı en son söylenen sözlere bakalım. Başbakan ve AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Eğer silah bıraktırmayacaksa adaya gidip görüşmenin ne anlamı var” diyor. Buradaki “ada” sözüyle ifade edilen İmralı, silah bıraktırması beklenen de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan oluyor. Demek ki, Başbakan Ahmet Davutoğlu, şimdiye kadar İmralı görüşmelerini Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tek yanlı silah bıraktırması için yaptırıyormuş!
Halbuki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini getirecek müzakerelerin belirlenen on madde üzerinden yapılıp sonuca ulaşılması temelinde PKK’ye olağanüstü kongre toplayarak otuz yıldır devam eden silahlı mücadeleyi durdurup yerine siyasi mücadelenin geçirilmesi için çağrı yapacağını 28 Şubat tarihli Dolmabahçe açıklamasında kamuoyuna deklare etmişti. Bir “Niyet beyanı“ olarak ifade edilen bu durum kamuoyunda oldukça olumlu etki yapmış ve PKK de “Belirlenen şartlar temelinde bu çağrıya uyacağını ve uygulayacağını” açıklamıştı.
Ancak AKP, müzakerelerin başlatılıp yürütülmesi temelinde verdiği sözlere uymayarak, Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın müdahalesiyle müzakere sürecini durdurup çözüm sürecini esasen bitirdi. Ahmet Davutoğlu’nun söz konusu açıklaması bu durumu ifade ediyor ve başbakanın süreçten ne anladığını ortaya koyuyor. Ahmet Davutoğlu, açık bir biçimde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın PKK’ye “Teslim olun” çağrısı yapmasını istiyor. HDP Heyeti’nin İmralı’ya gidip Kürt Halk Önderi ile görüşme yapabilmesini bu şarta bağlıyor. Yani Kürt Halk Önderi’ne, Kürt halkına ve PKK’ye açıkça “Teslim olun!” çağrısı yapmış oluyor.
Tehditlere mücadeleyle yanıt verilecek
Peki bu çağrının bir ciddiyeti olabilir mi? Kürtler Ortadoğu’da en güçlü konumlarını yaşarlarken, insanlık düşmanı DAİŞ faşizmine karşı Kürdistan’ın Rojava ve Başûr parçalarında önemli askeri zaferler kazanmışken, Kürt gerillası ve Kürt Özgürlük Mücadelesi kendisini tüm dünyaya tanıtmışken, dahası Kürt gerillasının otuz iki yıldır yürüttüğü askeri mücadelede Türk ordusu başarı kazanamamış ve çaresiz kalmışken, Kürtlere böyle bir çağrı yapılabilir mi? Kürtler böyle bir çağrıyı ciddiye ve dikkate alabilirler mi?
Bütün bunların olmayacağı, “Teslim ol” çağrılarının sadece Kürtlerin öfke ve dirençlerini daha çok artırarak mücadele azimlerini bileyeceği ve bu nedenle de kendisinin çok sevdiği deyimle Ahmet Davutoğlu’nun “Avucunu yalayacağı” açıktır. Kürt halkı ve Kürt gençliği bu tür hezeyanlara karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesini daha da yükselterek ve Apocu çizgide daha çok fedaileşerek cevap verecektir. Başka türlü bir sonuç asla beklenemez.
İşte bu noktada devletin başı olarak Tayyip Erdoğan’ın yaptığı son açıklama önem taşıyor. Tayyip Erdoğan, “Mücadeleye devam ederlerse bedelini ağır öderler” diyerek Kürtleri ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni açıkça tehdit ediyor. Ahmet Davutoğlu’nun sözleriyle birleştirirsek, Tayyip Erdoğan’ın söz konusu ifadeleri “Teslim olmayanlar ağır bedel öder” anlamına geliyor. Yani “öldürüleceklerini” söylüyor ve açıkça katliam tehdidinde bulunuyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son açıklamaları kesinlikle başka bir anlama gelmiyor.
Bu sözler esas olarak Şengal ve Kobanê katliamlarının arkasında kimin olduğunu da açıkça gösteriyor. DAİŞ denen insanlık düşmanı faşist çeteyi destekleyerek Şengal ve Rojava’da yaptırdığı Kürt katliamları yetmemiş olacak ki, Tayyip Erdoğan Kürtleri yeni ve daha yaygın katliamlarla tehdit ediyor. Deyim yerindeyse ağzından kan damlıyor. Kısaca AKP yönetiminin hedefine yeniden Kürtleri koyduğu ve eğer fırsatını bulursa daha çok Kürt katliamı yapmaya çalışacağı anlaşılıyor.
Topyekun saldırı konsepti uygulamada
Bütün bunlar 7 Haziran genel seçimi yaklaşırken HDP’ye yönelik saldırıların neden bu kadar arttığı sorusuna da cevap oluşturuyor. AKP, ısrarla bir “MHP-HDP çatışması” yaratmaya çalışıyor. Ancak taraflar oyuna gelmeyip de, yaşanan saldırılardan AKP’yi sorumlu tutunca da adeta çıldırıyor. Kendisinin eğittiği gizli polisin marifetleri olan HDP binalarına yönelik saldırıları ihale edecek suçlu arıyor ve ilginç bir sonuca ulaşıyor: “Eski DHKP-C’li” sonucu. Söz konusu bu eski DHKP-C’linin kim olduğu ve nerede bulunduğu bilinmiyor, ama bu kişinin bir “yeni MİT’çi” olabileceğinden neredeyse herkes kuşku duyuyor. Böylece Tayyip Erdoğan’ın, neden Hakan Fidan’ın yeniden MİT’in başına geçmesi konusunda bu kadar ısrarlı olduğu anlaşılır hale geliyor.
AKP yönetimindeki TC Devleti, Kürt Özgürlük Hareketi’ni imha ve tasfiye etmek amacıyla yeni bir topyekun özel savaş saldırısı başlatmış bulunuyor. Bu kararı 30 Ekim 2014 tarihli MGK toplantısında aldılar. Son MGK toplantısında da “Kırmıza Kitap”a geçirdiler. Newroz sonrasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çözüm süreci karşıtı açıklama ve tutumu bu saldırı konseptinin uygulamaya konma sürecinin başlatılmasıydı.
Söz konusu topyekun özel savaş saldırısını, şimdi 7 Haziran seçimlerini AKP’nin kazanmasına hizmet edecek temelde yürütüyorlar. Bunun için de AKP hükümeti ve TC Devleti tarafından HDP’ye karşı son derece planlı ve örgütlü bir saldırı yürütülüyor. Bu planlı ve çok yönlü saldırı ile HDP’nin seçim çalışmaları engellenmek ve seçimi kazanması önlenmek isteniyor. Eğer HDP’nin seçim başarısı engellenebilirse, işte o zaman AKP seçimi kazanmış olacak. AKP’nin seçim kazanması için başka bir çare kalmamış bulunuyor.
Barış için HDP’ye oy verilmeli
AKP’nin ve devletin HDP’ye karşı planlı saldırıları da son derece örgütlü ve organizedir. Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun ve Yalçın Akdoğan’ın küfür ve hakaret dolu açıklamalarıyla AKP tabanı HDP’ye karşı kemikleştirilmek ve HDP’ye oy kayması engellenmek isteniyor. Özellikle gizli ve sivil polis terörü artırılarak HDP’nin Karadeniz, Akdeniz ve Ege bölgelerindeki seçim çalışmaları engellenmeye ve HDP’nin Türkiye’ye açılımının önü alınmaya çalışılıyor. Kürdistan’da ise ordu harekete geçirilerek ve ordu komutanları tarafından Kürt kasabalarında halk “HDP’ye oy vermeyeceksiniz” diye tehdit edilerek korkutulup HDP oyları azaltılmak isteniyor.
Bütün bunlar da Kürdistan’da artan askeri hareketliliğin nedenlerini açıkça ortaya koyuyor. HDP’nin Adana ve Mersin il binalarını kimlerin ve neden bombaladığını gösteriyor. Süreç ilerledikçe ve HDP’nin oy artışı sürdükçe AKP saldırılarının daha da artacağı anlaşılıyor. Türkiye’de seçimler zaten her zaman gergin ve çatışmalı oluyor. 7 Haziran seçimlerinin ise çok daha fazla çatışmalı olacağı daha şimdiden görülüyor. Bunu da AKP’nin yarattığı artık tartışma bile götürmüyor. Hatta AKP’nin seçimi engelleyebileceği veya iktidarı bırakmayabileceği bile tartışılıyor.
Halbuki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, barış içinde yapılacak ve Türkiye’yi demokrasiye taşıyacak bir seçimin önünü açmıştı. PKK yönetimi bu çizgiyi esas alıp kararlılıkla uygulayacağını ifade etmişti. PKK yönetiminin son haftalardaki açıklamalarına göre, bu yönlü çalışmalarını yürütmüşler ve söz konusu olağanüstü kongreyi toplayabilmek için gereken hazırlıkları yapmışlar. İki günde kongre toplayıp gereken kararları alabilecek hazırlık düzeyine ulaşmışlar. Ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sözleri ve AKP hükümetinin çözüm sürecini bitiren tutumu nedeniyle söz konusu çalışmaları durdurmuşlar. Kısaca hem AKP ve hem de Türkiye tarihi bir fırsatı kaçırmış!
Belli ki seçim kapsamında söz konusu saldırıları yürüten AKP, seçim ardından eğer yeniden hükümet olursa Türkiye’yi ciddi bir iç ve dış savaş içine sokacak. Hem Ahmet Davutoğlu’nun ayağı yere basmayan sözleri, hem de Tayyip Erdoğan’ın Kürtleri ve demokratik güçleri tehdit eden açıklamaları bunu gösteriyor. AKP iktidarıyla Türkiye’nin daha büyük savaş felaketleri içine sürükleneceği açıkça ortaya çıkıyor. O halde AKP’nin savaş tehditlerini önlemek ve Türkiye’yi barışa ve demokrasiye taşımak için oyların HDP’ye verilmesi gerekiyor.