AKP’nin ‘barış süreci’ dediği bu sürecin Kürtlerin lehine gelişip ilerleyebilmesi için yukarıdaki sorulara cevap babında aşağıda belirteceğim beş nokta üzerinde herkesin kafa yormasında yarar var.
Birincisi, süreçle ilgili gelişmelerde mümkün olduğu kadar şeffaflık temel alınmalıdır. İkincisi ise Kürt tarafının zayıf yanlarını tespit ederek, bu alanları hızla güçlendirmek için neler yapılabileceği ile ilgili yaratıcı fikirler üretmektir. Buna paralel olarak, Kürt tarafının güçlü yanlarını tek tek sıralayarak, Kürt mücadelesinin ulaştığı noktayı ve gücünü de belirgin bir şekide ortaya koymak gerekmektedir. Ancak bu suretle Kürt halkının bilinçlerinde ve özgüvenlerinde yaratılmak istenen kırılmaların önüne geçebilmek mümkündür. Üçüncü olarak da Türk devletinin ve AKP’nin zayıf ve güçlü noktaları üzerinde kafa yormak, tartışmak hem bir gereklik, hem de bir zorunluluktur, sürecin sağlıklı anlaşılması açısından. Gerçekliği ters yüz etmemek kaydıyla, devletin ve AKP’nin zayıf taraflarını ön plana çıkararak, Kürt halkının özgüvenini ve hak arama mücadelesindeki kararlığını güçlendirecek tarzda bunu tartışmak yararlı olacaktır. Dördüncü noktada ise şu iki başlık net olarak ortaya konulmalıdır: AKP’nin amaçları nelerdir?, bu bir. Kürtlerin hedefleri, talepleri nelerdir?, bu da iki. Beşinci nokta ise emperyal güçlerin ve bölge devletlerinin - genelde Ortadoğu, özelde ise Kürt - politikaları iyi analiz edilmelidir.
Bu saydığım noktalarda durup dinlenmeden kafa yormak, yazmak ve tartışmak, esas itibarı ile Kürt basın yayın organlarına ve onun yazar-çizerlerine büyük sorumluluklar yüklemektedir.
Bahsedilen beş noktanın her biri bir yazı konusudur. Ben bu yazıda, bunların neden önemli olduğuna, sadece genel olarak değineceğim.
Boyalı Türk basınına baktığımızda şunu görüyoruz. Onlar tamamen Türk devletinin ve AKP’nin propagandasını yapmaktalar. Yani, onlara böyle bir görev verilmiş ve onlar da bu görevi layıkı ile yerine getiriyorlar. Aslında sınıfsal karakterleri gereği bunda anormal bir şey de yoktur. Fakat, bunu en basit basın etiğini dahi hiçe sayarak yapmaktalar. Bilimsel hiç bir değeri olmayan, yalan üzerine kurulu, düzeysiz değerlendirmelerdir bunlar. Bu yöntemle amaç, yukarıda belirtmiş olduğum beş noktada Kürtler’in kafasını karıştırarak toplumu, özellikle de Kürt halkını kendi amaçlarına uygun yönlendirmektir.
Diğer taraftan, gazetelerin yazdığı, politikacıların söylediği her söz ve her davranış Kürt halkını aşağılama içeriklidir. Amaç, Kürt halkının özgüveninden kırılmalar yaratarak, ruh ve bilinçlerinde umutsuzluğu ve teslimiyeti hakim kılmaktır. Kürt halkının ayağa kaldırılmış insanlığını tekrar düşürmektir. Öcalan’ın deyimi ile bütün bunlar Kürt halkına büyük bir hakaret, aşağılama ve tecavüzdür.
Hemen her gün, gazetelerdeki Kürtlerle ilgili haberlerin içeriğinde şu mesaj yer almaktadır: Kürt halkı güçsüzdür, Türk devleti güçlüdür. Kürt halkı bir hiçtir. Kürt sorunu da yoktur. Yapılan haberlerle ve verilen demeçlerle, sanki Kürtler’in özgürlükleri ve hakları ile ilgili hiç bir talepleri yokmuş ya da bu taleplerinden vazgeçmişler gibi bir atmosfer yaratılıyor. Hem Kürtler’e bir şeyler verilecekse de bu, ancak Türk devletinin lütfuyla mümkündür. Kürtler ‘güçlü devlet’ karşısında teslim olmuşlar veya olacaklar imajı yaratılıyor.
‘Barış’tan ve ‘demokrasi’den dem vuran AKP, Kürtler’i ve haklarını arayan her kesi terörist ilan ediyor. Evet, AKP o kadar ‘demokratik’ ki, fikrini söyleyen, farklı bir duruş sergileyen herkese bir ayar vermek istiyor. Devletin gücünü kullanarak saldırıyor ve onları susturmaya çalışıyor. Küçük bir araştırma yapın. 2012 yılından bu yana kaç köşe yazarının işine son verildi? Milliyet gazetesi köşe yazarı Hasan Cemal’e bile tahammül edemeyenler Kürt sorununu çözecekmiş! Türkiye’ye barış getireceklermiş! Türkiye’yi demokratikleştireceklermiş! Bu mümkün mü?
AKP Kürtler’e bugüne kadar bir şey vermemiştir ve vermeyecektir. Devletin, yani AKP’nin vermek zorunda kaldığı şeyler, Kürt halkının mücadelesinin sonucudur. Bu süreçte de ve bundan sonraki süreçlerde de bu böyle olacaktır. AKP’den Türkiye’yi demokratikleştirmesini beklemek hiç ama hiç gerçekçi değildir.
Görüldüğü gibi durum pek de toz pembe değildir. O halde ne yapılmalı? Oturup yakınmak, dövünmek, karamsarlığa kapılmak ve karşı taraftan dürüstlük, erdemlilik, etik kurallara bağlılık beklemek fayda getirmez. Ancak amansız eleştirerek ve teşhir ederek sahtekarlıklarını, yalanlarını, sinsi planlarını deşifre ederek, sahte maskeler altındaki gerçek yüzlerini ortaya koyarak, toplum üzerinde yaratacakları tahribatları sınırlandırmak mümkündür.
Aynı zamanda, başta Kürt politikacıları ve aydınlar olmak özere, tüm yazar çizerlerin, konuşan, tartışan, fikir üreten herkesin söylediği ya da yazdığı her söz, her davranış-duruş, yani vucutlarının dili bile Türk gazeteci ve politikacılarının aşağlamalarını paramparça eden nitelikte/kalitede olmalıdır! Bu doğrultudaki her tutum-davranış, söylenen ve yazılan her söz, Kürt halkını psikolojik savaş saldırılarının etkisinde koruyacak, onlara büyük bir moral ve cesaret vererek, bu saldırılar karşısında şaha kaldıracaktır.
Sonuç olarak, özelde Kürtler arasında, genelde ise Türkiye kamuoyunda abartılı beklentiler ve umutlar yaratmak, başta Kürtler olmak üzere herkese zarar verecektir. Temkinli olmayı, uyanıklığı canlı tutan, mücadele ve örgütlülüğü büyüten bir anlayışla hareket etmek riskli bir süreçte hedefe doğru yol alırken en doğru yöntemdir. Aksi tutum rehavete yol açar ve kaybettirir. Ayrıca başta belirtmiş olduğum beş noktada kafaların çok net olması gerekmektedir. Sürece verilecek en büyük destek budur!
AKP’nin ‘barış’ sürecini anlamak!